0:00
Herkese merhaba. Bugünkü konumuz üstün
0:02
zekalı çocuklar. Ama durun hemen
0:05
aklınıza gelen o klasik tabloyu bir
0:06
kenara bırakın. Çünkü bu konuda
0:08
bildiğimizi sandığımız şeyler aslında
0:11
gerçeğin çok küçük bir parçası olabilir.
0:13
Gelin beklentilerle gerçeklerin
0:15
dünyasında kısa bir yolculuğa çıkalım.
0:17
Bakalım nelerle karşılaşacağız. Şimdi
0:20
dürüstçe cevap verin. Üstün zekalı bir
0:22
çocuk dediğimde aklınıza ilk ne geliyor?
0:25
Şöyle bir resim canlanıyor değil mi
0:27
gözünüzde? Bütün notları mükemmel. Her
0:29
soruyu anında çözen öğretmenlerin
0:32
gözdesi hani o sorunsuz öğrenci tipi.
0:35
İşte bu imaj madalyonun sadece bir yüzü.
0:38
Hatta bazen hiç de o yüzü değil. İşte o
0:41
beklentilerle gerçeklerin çarpıştığı an.
0:44
Bize hep mükemmel notlar bekleyin
0:45
deniyor ama o çocuk okuma güçlüğü
0:48
çekiyor olabilir. Her derste harikalar
0:50
yaratacağını düşünüyoruz ama belki de
0:52
belli derslerde sınıfta kalıyor. Neden
0:54
mi? Çünkü yüksek bir IQ aynı zamanda bir
0:58
öğrenme güçlüğünü mesela disleksiyi çok
1:00
güzel maskeleyebilir. Buna iki kere
1:03
farklı deniyor. Yani çocuk hem üstün
1:05
zekalı hem de bir öğrenme zorluğu
1:07
yaşıyor ve bu durum o pırıl pırıl
1:09
potansiyelin fark edilmesini inanılmaz
1:11
zorlaştırıyor. Peki o zaman işler nasıl
1:14
bu kadar karmaşıklaşıyor? Gelin
1:17
dahiliğin o tek kalıba sığmayan farklı
1:20
yüzlerine bir bakalım. Çünkü evet tek
1:22
bir dahi tipi diye bir şey yok. İşte bu
1:25
çocukları anlamanın belki de en önemli
1:28
anahtarı bu kavram. Eş zamanlı olmayan
1:31
gelişim. Ne demek bu? Çok basitçe
1:33
çocuğun zihinsel yaşıyla duygusal ve
1:35
fiziksel yaşı aynı hızda gitmiyor. Yani
1:38
12 yaşında birinin çözebileceği karmaşık
1:41
bir problemi çözen bir zihin 6 yaşındaki
1:43
bir çocuğun duygusal tepkilerini
1:45
verebiliyor. Düşünsenize içeride böyle
1:47
bir dengesizlik var. İşte bütün o sosyal
1:50
ve duygusal zorlukların kökeni de tam
1:52
olarak burada yatıyor. Bu benzetme
1:54
durumu o kadar güzel özetliyor ki
1:57
zihinsel motoru bir yarış arabasıyken
1:59
duygusal frenleri bisiklet gibidir. Yani
2:02
son sürat giden bir Ferrari düşünün ama
2:05
frenleri ufacık bir bisiklet freni. En
2:08
ufak bir virajda, en ufak bir hayal
2:10
kırıklığında savrulması işlem bile
2:12
değil. Bu dengesizliği idare etmeye
2:14
çalışmak hem o çocuk için hem de ailesi
2:16
için ne kadar yorucu tahmin
2:18
edebiliyorsunuzdur. Peki madem durum bu
2:21
kadar hassas bu çocuklara nasıl doğru
2:23
destek olabiliriz? İlk adım zeka
2:25
dediğimiz şeyin ne olduğunu baştan bir
2:28
düşünmek. Çünkü zeka bizim sandığımız o
2:30
tek boyutlu şeyden çok daha fazlası.
2:33
Evet, zeka tek bir şey değil. Hani hep o
2:36
meşhur IQ testleri var ya. Howard
2:38
Gardner diyor ki unutun onu. Zekayı tek
2:41
bir sayıya sıkıştıramazsınız. Gardner'a
2:43
göre tam farklı zeka türü var. Müzik
2:46
zekası, sosyal zeka, doğa zekası.
2:49
Aklınıza gelebilecek bir sürü alan. Yani
2:51
demem o ki bir çocuk matematikte çok
2:53
zorlanıyor olabilir ama aynı zamanda
2:56
inanılmaz bir müzik yeteneğine sahip
2:58
olabilir. Hangisi daha az zeki sayılır?
3:00
İşte soru bu. Ve işte geldik en kritik
3:02
ayrıma. Fran Gany'in modeli bize çok
3:05
önemli bir şey söylüyor. Potansiyel ile
3:07
performans aynı şey değildir. Yani üstün
3:10
zeka, doğuştan gelen işlenmemiş bir
3:12
yatkınlık. Bir nevi ham elmas gibi
3:14
düşünün. Üstün yetenek ise o elmasın
3:17
işlenip pırıl pırıl bir pırlantaya
3:19
dönüşmüş hali. Yani gözle görebildiğimiz
3:22
somut bir başarı. Bu ne demek?
3:24
Potansiyel kendi kendine bir şeye
3:25
dönüşmüyor. Onu parlatacak, işleyecek
3:28
bir süreç gerekiyor. İşte eğitimin rolü
3:30
de tam olarak burada başlıyor. E madem o
3:33
ham elması işlemek bu kadar hayati, peki
3:36
nasıl yapacağız bunu? Eğitimciler bu
3:38
potansiyeli, performansa çevirmek için
3:40
ne gibi yöntemler kullanıyor? Gelin
3:43
şimdi biraz da bu araç kutusunun içine
3:45
bakalım. Bu araç kutusundaki en güçlü
3:48
aletin adı farklılaştırma. Hani tek
3:50
beden herkese uyar mantığı vardır ya.
3:52
İşte farklılaştırma bunun tam tersi.
3:55
Herkese aynı gömleği giydirmek yerine
3:57
her öğrenciye özel terzi dikimi bir
3:59
eğitim sunmak gibi bir şey bu. Yani
4:01
içeriği, öğrenme sürecini hatta istenen
4:04
sonucu bile çocuğun ilgisine,
4:06
seviyesine, öğrenme stiline göre
4:08
ayarlamak demek. Kısacası eğitimi kişiye
4:11
özel hale getirmek. Bu farklılaştırmayı
4:13
yapmak için de bir sürü model
4:15
geliştirilmiş. Mesela Renzuli'nin modeli
4:17
diyor ki çocuğun önüne farklı konular
4:19
atalım. Keşfetsin, zenginleşsin. Bats ve
4:22
Knap'ın modeli ise daha çok öğrenciye
4:24
balık verme, balık tutmayı öğret
4:26
mantığında. Yani kendi kendine öğrenme
4:29
becerisini kazandırmayı hedefliyor. Bir
4:31
de zorlanan ilişkiler gibi çok enteresan
4:33
teknikler var. Çocuğa diyorsunuz ki,
4:36
"Bir ampul ile bir bulut arasında nasıl
4:38
bir ilişki kurarsın? Amaç ne?" O
4:40
alakasız görünen iki şey arasında bir
4:42
köprü kurmasını sağlayarak yaratıcı
4:44
düşünme kaslarını çalıştırmak. Hani en
4:47
başta beklentiler ve gerçeklerden
4:49
bahsetmiştik ya. Şimdi o konuya geri
4:51
dönelim ve bu alandaki en köklü, en
4:54
yaygın hatta bazen en zararlı
4:57
yanılgılardan birkaçına daha bakalım.
4:59
İşte size pen klasik yanılgılardan biri.
5:02
Yaratıcılık sadece azınlığa ait bir
5:05
özelliktir. Sanki yaratıcılık dediğimiz
5:07
şey sadece birkaç dahi sanatçıya, birkaç
5:11
çılgın bilim insanına bahşedilmiş
5:13
sihirli bir hediye gibi. Peki gerçekten
5:16
öyle mi dersiniz? Kocaman bir yanlış.
5:19
Artık biliyoruz ki yaratıcılık öyle
5:21
ilham perisinin birilerine fısıldadığı
5:23
bir şey değil. Yaratıcılık hepimizin
5:25
içinde olan bir potansiyel ve en
5:27
önemlisi geliştirilebilen bir beceri.
5:30
Tıpkı bir kas gibi. Ne kadar
5:32
çalıştırırsanız o kadar güçlenir. Yani
5:35
doğru destekle, doğru ortamla herkes
5:37
yaratıcı olabilir. Ve işte bir başka
5:39
kritik nokta. Bazen bir çocukta
5:41
gördüğümüz bir zorluğa hemen yanlış bir
5:43
etiket yapıştırabiliyoruz. Mesela
5:45
çocuğun yazısı okunaksızsa bu bir
5:47
öğrenme güçlüğü olan diskrafinin
5:49
belirtisi olabilir. Ama çocuk göz
5:51
kontağı kurmuyorsa bu daha çok otizm
5:53
spektrum ile ilgili bir sosyal iletişim
5:55
sorununa işaret eder. Bu ikisini
5:57
karıştırmamak o kadar önemli ki çünkü
5:59
doğru teşhis olmadan doğru destek de
6:01
olmaz. Peki tüm bunları toparlayacak
6:04
olursak konuyu sadece üstün zekalı
6:06
çocuklarla sınırlı tutmayalım ve biraz
6:09
daha büyük resme bakalım. Onlar için
6:11
konuştuğumuz bu eğitim modeli aslında
6:13
gelecekte bütün çocuklarımızın ihtiyaç
6:15
duyacağı becerilerle nasıl örtüşüyor?
6:18
Türkiye'de bu alanda atılmış en somut
6:20
adımlardan biri 1993 yılına dayanıyor. O
6:23
yılın olduğu bilim ve sanat merkezleri
6:26
yani kısaca bildiğimiz adıyla bilsemler
6:29
kuruldu. Buradaki mantık şuydu. Sınıf
6:31
öğretmenleri tarafından fark edilen
6:33
potansiyeli yüksek çocuklar okul
6:35
saatleri dışında kendi ilgi ve
6:38
yeteneklerine uygun zenginleştirilmiş
6:40
bir eğitim alsınlar. Çünkü artık mesele
6:43
çocuklara sadece bir şeyler öğretmek
6:44
değil. Artık eğitimin asıl hedefi bu.
6:47
21. yüzyıl becerileri dediğimiz
6:49
yetkinlikleri kazandırmak. Yani
6:51
eleştirel düşünme, medya okur yazarlığı,
6:53
esneklik, girişimcilik. Artık amacımız
6:56
ansiklopedi gibi her şeyi bilen çocuklar
6:58
yetiştirmek değil. O bilgiyle problem
7:00
çözebilen, sürekli değişen dünyaya ayak
7:03
uydurabilen, kendi yolunu çizebilen
7:05
bireyler yetiştirmek. Ve bu yolculuğu
7:07
hepimizin düşünmesi gereken bir soruyla
7:10
tamamlayalım. Çocuklarımızı çok erken
7:12
yaşlarda doktor olacaksın, mühendis
7:15
olacaksın gibi tek bir hedefe kilitlemek
7:17
yerine onlara nasıl bir vizyon
7:19
sunmalıyız? Belki de asıl görevimiz
7:22
onlara belirli bir yol çizmek değil de
7:24
kendi yollarını bulabilecekleri,
7:26
potansiyellerini sonuna kadar
7:28
keşfedebilecekleri geniş ve esnek bir
7:30
ufuk açmaktır. Ve bu sadece üstün zekalı
7:33
olarak etiketlenenler için değil, her
7:35
bir çocuğumuz için geçerli.