0:00
Merhaba. Sosyal bilimlerin o karmaşık
0:02
dünyasını herkesin anlayabileceği net ve
0:05
pratik bir rehbere dönüştürmek için
0:07
buradayız. Hazırsanız hemen başlayalım.
0:10
Her şeyden önce belki de en temel soruyu
0:13
sormamız gerekiyor. Toplum hakkında
0:15
bildiğimizi, sandığımız şeyleri
0:17
gerçekten nasıl biliyoruz? İşte bu soru
0:19
var ya, sosyal bilimlerde atılan her
0:21
adımın, yapılan her araştırmanın tam
0:24
kalbinde yer alıyor. Bu büyük sorunun
0:27
cevabını bulmak için hep birlikte bir
0:29
araştırmacının yolculuğuna çıkacağız.
0:31
Dört ana durağımız olacak. Önce bir yol
0:34
haritası çizeceğiz. Sonra işimize
0:36
yarayacak doğru araçları seçeceğiz.
0:38
Yolun olmazsa olmaz kurallarını
0:40
öğreneceğiz ve en sonunda da en büyük
0:43
gizem olan insan doğasını anlamaya
0:45
çalışacağız. Tamam. İlk durağımızla
0:47
başlayalım. Unutmayın, her büyük
0:50
araştırma sağlam, iyi düşünülmüş bir
0:52
planla başlar. Yani her şeyden önce
0:55
bilginin yol haritasını çıkarmamız
0:56
gerekiyor. Herhangi bir cevap aramadan
0:59
önce bir şeyin doğru olduğunu nasıl
1:01
bilebileceğimize karar vermeliyiz. Buna
1:03
felsefede epistemoloji deniyor. Yani
1:06
bilgiye nasıl ulaşırız sorusunun
1:08
kendisi. Bu bütün bir araştırmanın
1:10
üzerine kurulduğu temel aslında. Çoğu
1:12
araştırma sorusunun kalbinde aslında çok
1:15
basit bir neden sonuç ilişkisi yatar.
1:17
Mesela dindarlık seviyesi milliyetçilik
1:20
düzeyini etkiler mi diye bir soru
1:21
düşünelim. Burada dindarlık bizim
1:24
nedenimiz yani bağımsız değişkenimiz.
1:27
Milliyetçilik ise ölçmek istediğimiz
1:28
sonuç yani bağımlı değişken. Bu kadar
1:31
basit. İyi de mutluluk gibi soyut, elle
1:35
tutulmaz bir şey nasıl ölçeceğiz ki?
1:38
İşte burada işlemleştirme dediğimiz
1:40
dahice bir yöntem devreye giriyor. Bu
1:43
soyut fikri alıp günde kaç kez
1:45
gülümsüyorsunuz gibi somut ölçülebilir
1:47
bir soruya dönüştürüyoruz. Kavramı adeta
1:50
işler hale getiriyoruz. Harika. Artık
1:53
bir yol harikamız var. Eee, şimdi ne
1:55
olacak? Elbette bu planı hayata geçirmek
1:58
için doğru aletleri seçme zamanı. Geldik
2:00
araştırmacının alet çantasına.
2:03
Araştırmacıların alet çantasında temel
2:05
olarak iki farklı yaklaşım var. Biri
2:08
sayılarla konuşan, kaç kişi, yüzde kaç
2:11
gibi sorularla büyük resmi görmeye
2:13
çalışan nicel araştırma, diğeri ise
2:16
neden ve nasıl sorularıyla konunun
2:18
derinine inen anlamaya odaklanan nitel
2:20
araştırma. Özellikle o derinlemesine
2:23
yapılan görüşmelerde araştırmacı asla
2:25
görünmez değildir. Kendi varlığı,
2:28
soruları sorma biçimi bile sonuçları
2:30
etkileyebilir. İşte düşünümsellik
2:32
dediğimiz şey araştırmacının bu
2:34
etkisinin farkında olması, bunu sürekli
2:36
sorgulaması ve raporunda dürüstçe
2:38
belirtmesidir. Bu çok kritik. İyi bir
2:41
anket hazırlamanın çok net kuralları
2:43
var. Cevap seçenekleri hem akla
2:46
gelebilecek tüm ihtimalleri kapsamalı
2:48
hem de birbiriyle asla kesişmemeli. Ama
2:51
bir de ortalıkta dolaşan bir efsane var.
2:53
En az be seçenek olmalı diye. Bu
2:56
kesinlikle doğru değil. Bazen en iyi
2:59
soru basit bir evet ya da hayır
3:01
sorusudur. Peki ülke çapında bir anket
3:04
yaparken sonuçların gerçekten tüm
3:06
Türkiye'yi yansıttığından nasıl emin
3:08
olabilirsiniz? İşte bunun için standart
3:10
bir haritaya ihtiyaç var. Türkiye'de
3:12
kamuoyu araştırmaları genellikle ülkeyi
3:14
26 istatistiki bölgeye ayırır ve
3:17
örneklemeni bu bölgelere göre dengeli
3:18
bir şekilde dağıtır. Böylece adil bir
3:21
temsil sağlanmış olur. En hızlı, en ucuz
3:24
ve en kolay örnekleme yöntemi nedir diye
3:26
sorsanız hiç düşünmeden kolayda örneklem
3:29
derim. Yani etrafınızda kime en kolay
3:32
ulaşıyorsanız ona sormak. Ama adı
3:34
üstünde bu sadece kolay bir yöntem. Bir
3:37
toplumun bütün çeşitliliğini yansıtmak
3:39
açısından ne yazık ki en zayıf ve en az
3:42
güvenilir olanı da bu. Tamam, planımız
3:45
hazır. Alet çantamız dolu. Ama şimdi
3:47
geldik belki de en önemli konuya. Oyunun
3:50
kurallarına yani araştırmanın asla taviz
3:53
verilmeyecek etik kurallarına ve iyi
3:56
uygulamalarına. Bugün insanlarla yapılan
3:59
araştırmalarda katılımcıları koruyan
4:01
modern etik kuralların çok net bir
4:02
başlangıç noktası var. 1964 tarihli
4:05
Helsinki Deklarasyonu. Bu tarihi metin
4:08
şunu kesin bir dille ortaya koydu.
4:10
Katılımcıların sağlığı ve hakları
4:12
bilimin hedeflerinden her zaman daha
4:14
önemlidir. Şunu çok net bir şekilde
4:17
ayırmamız lazım. Bilimsel suistimal
4:19
başka bir şey. Kötü akademik üslup
4:21
bambaşka bir şey. Veri uydurmak,
4:23
sonuçları bilerek çarpıtmak affedilemez
4:26
etik ihlallerdir. Ama bir metni laf
4:28
salatası yaparak gereksiz yere uzatmak,
4:30
o sadece kötü bir yazım tarzıdır. O
4:34
Akademik yazımda adeta bir altın kural
4:36
vardır. Bir fikri gerçekten anladığınızı
4:39
göstermenin en iyi yolu onu bir yerden
4:41
kopyalamak değil, kendi kelimelerinizle,
4:43
kendi cümlelerinizle yeniden
4:44
anlatmaktır. Bu yüzden başkasının
4:47
sözlerini doğrudan alıntılamak yerine o
4:49
fikri özümseyip anlatmak her zaman çok
4:51
daha değerlidir. Ve şimdi geldik sosyal
4:55
bilimlerin en çetrefilli ama bence en
4:58
heyecan verici ve en zorlu kısmına.
5:01
İnsan faktörü ne? Çünkü incelediğimiz
5:04
şey yani bizler karmaşık, bilinçli ve
5:07
evet çoğu zaman öngörülemez varlıklarız.
5:11
Peki insanlar izlendiklerini
5:13
bildiklerinde ne olur? Davranışları
5:16
değişir mi? İşte bu araştırmanın en
5:18
merak uyandıran bulmacalarından biri. Ve
5:21
en ilginç yanı ne biliyor musunuz?
5:22
Cevabı tamamen başka bir şey
5:24
araştırılırken tamamen kazara bulundu.
5:27
Her şey 1920'lerde bir fabrikada
5:29
başlıyor. Bir grup mühendis
5:31
ışıklandırmanın işçi verimliliğini nasıl
5:33
etkilediğini anlamaya çalışıyor ama
5:35
inanılmaz tuhaf bir şey fark ediyorlar.
5:38
Işığı arttırsalar da azaltsalar da
5:40
işçilerin verimliliği artmaya devam
5:42
ediyor. Sonunda anlıyorlar ki asıl
5:45
mesele ışık değil. işçilerin
5:46
izlendiklerini bilmesi. İşte bu
5:49
şaşırtıcı keşfe deneyin yapıldığı
5:51
fabrikanın adından yola çıkarak Hoftorn
5:54
etkisi deniyor. Çok basit bir anlamı
5:56
var. Birini gözlemleme eyleminin kendisi
5:59
bile o kişinin doğal davranışlarını
6:02
değiştirebilir. Bu sosyal bilimlerde her
6:05
zaman akılda tutulması gereken bir
6:06
gerçek. İnsanları yıllar hatta 10 yıllar
6:10
boyunca takip eden kohort çalışmalarını
6:12
düşünün. Bu tür çalışmalarda en büyük
6:14
baş ağrısı ne? paradır ne de verilerin
6:16
karmaşıklığı. Hayır. Grafikte de açıkça
6:19
görüldüğü gibi en büyük ve en can sıkıcı
6:22
risk katılımcıların zamanla çalışmadan
6:24
bir bir ayrılmasıdır. Peki tüm bu
6:27
kuralları, insan doğasının bu karmaşık
6:29
yapısını ve Hortorn etkisi gibi
6:32
faktörleri öğrendikten sonra akla şu
6:34
kaçınılmaz ve temel soru geliyor. Bir
6:36
araştırmacı incelediği insanlar arasında
6:39
gerçekten de tamamen görünmez olabilir
6:41
mi? İşte bu soru kendimizi bilimsel
6:44
olarak anlama çabamızın hem ne kadar
6:46
zorlu hem de ne kadar büyüleyici
6:48
olduğunu tek başına özetliyor aslında.