0:00
Şöyle bir düşünelim. Biz insanlar bu
0:02
gezegenin sadece sakinleri değiliz. Aynı
0:05
zamanda mimarlarıyız. Hem de ne
0:07
mimarlar. Yaptıklarımızla gezegenin
0:10
yüzeyini o kadar çok değiştiriyoruz ki
0:12
adeta yeni bir jeolojik çağ
0:14
başlatıyoruz. Buz devirleri gibi, dev
0:16
asteroidler gibi biz de artık gezegenin
0:19
kaderini şekillendiren bir gücüz. Peki
0:22
bu noktaya nasıl geldik? İşte her şey bu
0:25
grafikle başlıyor. Bu patlama bizim
0:27
hikayemizin asıl motoru. Düşünsenize
0:30
insanlığın nüfusunun bir milyara
0:32
ulaşması binlerce, on binlerce yıl
0:34
sürdü. Ama sonra ne olduysa oldu 1927'de
0:38
2 milyar, 1974'te 4 milyar, bugün ise 8
0:42
milyarı devirmiş durumdayız. İşte bu
0:44
ivme, bu hız gezegeni değiştiren asıl
0:46
güç bu. Peki bu gücü nerelerde
0:49
görüyoruz? Gelin birlikte bakalım. Önce
0:52
insan çağı ne demek? Ona bir isim
0:54
koyacağız. Sonra kendi ellerimizle
0:56
yarattığımız yapay manzaralara, dağlara,
0:58
ovalara bakacağız. Sadece karayı değil,
1:01
suları nasıl yeniden yönlendirdiğimizi
1:03
göreceğiz. Ama bu gücün karanlık bir
1:05
yüzü de var. İnsan yapımı bir tsunami
1:07
hikayesiyle bunu anlayacağız. Ve son
1:10
olarak gücümüzün sınırlarını
1:11
konuşacağız. Hazırsanız başlayalım.
1:14
Evet, ilk durağımız insan çağı. Bilim
1:18
dünyası gezegen üzerindeki bu ezici
1:20
itkimize bir isim vermek zorundaydı.
1:23
Artık öyle bir noktadayız ki
1:25
yarattığımız değişim görmezden
1:26
gelinmeyecek kadar büyük. Ve o isim
1:29
antroposen yani insan çağı. Bu kulağa
1:33
basit bir terim gibi gelebilir ama
1:35
aslında çok derin bir anlamı var. Bilim
1:37
insanları diyor ki artık jeolojik
1:39
takvimde yeni bir döneme girdik.
1:42
Pleistosen ve holosen'den sonraki çağ
1:44
antroposendir. Neden? Çünkü insan
1:47
faaliyetleri artık dünyanın kayalarında,
1:49
toprağında, ekosistemlerinde kalıcı bir
1:52
iz bırakıyor. Tıpkı bir zamanlar
1:54
dinozorları yok eden asteroid gibi. Biz
1:56
de gezegenin tarihini yeniden yazıyoruz.
1:59
Peki tamam büyük bir gücüz dedik de bu
2:01
gücü nasıl ölçebiliriz? Yani somut
2:03
olarak ne kadar etkiliyiz? İşte bunun
2:06
için harika bir kavram var. Jeomorfik
2:08
ayak izi. Düşünün ki bir maden
2:10
kazıyorsunuz, bir şehir inşa
2:12
ediyorsunuz, bir baraj yapıyorsunuz. Tüm
2:14
bunları yaparken ne kadar toprağa, ne
2:16
kadar kayayı yerinden oynattınız? İşte
2:18
bu ayak izi tam olarak bunu ölçüyor.
2:21
Bizim gezegenin yüzeyinde bıraktığımız
2:23
fiziksel iz. Şimdi bu jeomorfik ayak
2:26
izinin en çıplak, en gözle görülür
2:28
sonuçlarına bakalım. Kendi ellerimizle
2:30
yarattığımız, sıfırdan inşa ettiğimiz o
2:33
yapay manzaralara. Doğada asla kendi
2:36
kendine oluşmayacak yepyeni
2:38
topoğrafyalardan bahsediyoruz. Mesela
2:40
büyük şehirlerdeki devasa dolgu
2:42
arazileri ya da geleceğin
2:44
arkeologlarının insan tatmanı diyeceği
2:47
çöp yığınlarımız. Bunların hepsi bizim
2:49
yarattığımız yeni yeryüzü şekilleri.
2:52
Hatta bakın ne deniyor. En belirgin
2:55
modern yeryüzü şekilleri çöp dağlarıdır.
2:58
Şaka gibi değil mi? Ama gerçek. Düşünün
3:01
Florida'daki Palm Beach'te atıklardan
3:04
oluşan artık coğrafi birer tepe olarak
3:06
kabul edilen yapılar var. Kendi
3:08
dağlarımızı yaratıyoruz ama çöpten. Peki
3:10
arazinin en radikal, en baştan aşağı
3:13
değiştirildiği yer neresidir? Dersiniz
3:16
belki aklınıza gelmez ama bir havaalanı.
3:19
Bir havaalanı inşa etmek için devasa
3:21
tepeleri dümdüz etmeniz, vadileri
3:24
doldurmanız gerekir. Yani doğanın
3:26
binlerce yılda oluşturduğu topografyayı
3:28
alıp kelimenin tam anlamıyla sıfırlayıp
3:31
kendi isteğimize göre yeniden çiziyoruz.
3:34
Ama durun, bizim gücümüz sadece karayla
3:36
sınırlı değil. Gezegenin damarları olan
3:39
suları da adeta yeniden döşedik.
3:41
Kıyılardan kanallara gezegenin su
3:44
tesisatını baştan yazdık desek yeridir.
3:46
Bakın doğanın su yolları mesela Malakka
3:49
Boğazı binlerce milyonlarca yıllık
3:51
jeolojik süreçlerle oluşur. Biz ne
3:54
yapıyoruz? Süvey Panama, Korint gibi
3:56
kanallarla koca kıtaları delip
3:58
geçiyoruz. sırf gemiler birkaç hafta
4:00
daha erken varsın diye. Bu gezegenin
4:02
coğrafyasına yapılmış devasa bir
4:04
müdahale. Kıyıları da rahat bırakmadık
4:07
tabii. Tokyo'dan Osaka'ya, Rio'dan Sao
4:10
Paulo'ya, New York'tan Filadelphia'ya
4:12
yüzlerce kilometrelik sahil şeritleri
4:15
boyunca şehirler birbirine o kadar
4:17
yaklaştı ki artık tek bir devasa kıyı
4:20
kenti kuşağı haline geldiler. Bunlara
4:23
megalopolis diyoruz. Doğal kıyı çizgisi
4:25
diye bir şey neredeyse kalmadı. Peki bu
4:29
kadar büyük bir güce sahip olmak her
4:31
zaman iyi bir şey mi? Ya gücümüz
4:34
bilgeliğimizi ve öngörümüzü aştığında ne
4:36
olur? İşte şimdi sizi İtalyan Alplerine
4:40
hem çok etkileyici hem de çok trajik bir
4:43
hikayeye götüreceğim. İnsan yapımı bir
4:45
tsunaminimi hikayesine. Karşınızda
4:48
Vajont Barajı. 1963'te tamamlandığında
4:51
bir mühendislik harikası. İtalya'nın
4:54
ilerlemesinin bir sembolüydü. Amaç
4:56
doğanın gücünü insanın hizmetine
4:58
sunmaktı. Büyük bir zafer olacaktı. Ama
5:02
bir şeyi hesaba katmamışlardı. Barajın
5:05
yapıldığı vadinin jeolojik yapısı
5:07
inanılmaz derecede kırılgandı ve 9 Ekim
5:10
1963 gecesi korkunç bir şey oldu. Tam
5:14
340 milyon metre³ yani devasa bir dağ
5:17
parçası olduğu gibi baraj gölünün içine
5:20
kaydı. Bu devasa kütlenin suya
5:23
çarpmasıyla ne oldu biliyor musunuz? Tam
5:25
250 metre yüksekliğinde bir dalga
5:28
oluştu. Gözünüzde canlandırın. Bu
5:30
özgürlük heykelinin neredeyse iki katı
5:33
demek. Bu insan yapımı tsunami o
5:35
görkemli baraj duvarının üzerinden açtı
5:37
ve vadiye doğru ölümcül bir hızla
5:40
ilerledi. Sonuç tam bir felakette.
5:43
Dalganın önündeki köyler içindeki
5:45
yaklaşık 2000 insanla birlikte saniyeler
5:47
içinde haritadan silindi. İşte bu
5:50
doğanın dengelerine devasa bir
5:52
müdahalede bulunduğumuzda ve gücümüzü
5:54
kontrol edemediğimizde neler
5:56
olabileceğinin en acı örneği. Bu korkunç
5:59
olay bize gücümüzün sınırları hakkında
6:02
çok önemli bir şey öğretiyor. Evet, çok
6:04
güçlüyüz ama her şeyi kontrol edebilir
6:07
miyiz? İşte bu sorunun cevabını
6:11
Anlamamız gereken şey şu: Yaptığımız her
6:13
şey bir zincirleme reaksiyon başlatıyor.
6:16
Gezegen birbiriyle bağlantılı
6:18
sistemlerden oluşur. Litosfer yani kara,
6:21
hidrosfer yani su, biyosfer yani yaşam.
6:25
Siz bir bataklığı kuruttuğunuzda sadece
6:27
toprağı değiştirmiyorsunuz. Su döngüsünü
6:30
de oradaki yaşamı da etkiliyorsunuz. Bir
6:32
ormanı yok ettiğinizde hem karayı hem de
6:35
sayısız canlının evini yok ediyorsunuz.
6:37
Her şey birbirine bağlı. İşte gücümüzün
6:40
sınırı tam da burada ortaya çıkıyor.
6:42
Bakın biz gezegenin yüzeyinde inanılmaz
6:45
işler yapabiliyoruz. Nehirlerin yönünü
6:47
değiştirebiliyoruz. Kıyırları yeniden
6:49
çizebiliyoruz. Ama gezegenin kalbine,
6:52
onun iç kuvvetlerine asla hükmedemeyiz.
6:55
Bir volkanın ne zaman patlayacağını
6:56
kontrol edemeyiz. Kıtaları hareket
6:58
ettiren o devasa tektonik güçlere söz
7:01
geçiremeyiz. Yüzeyde kral olabiliriz ama
7:04
derinlerde hala gezegenin insafına
7:06
kalmış durumdayız. Sonuç olarak
7:08
geldiğimiz nokta bu. Biz insanlık olarak
7:11
artık dünya üzerindeki bir numaralı
7:13
jeolojik güç haline geldik. Bu hem baş
7:16
döndürücü hem de korkutucu bir gerçek.
7:18
Bu kadar büyük bir güç aynı zamanda
7:20
devasa bir sorumluluk demek. Öyleyse
7:22
sormamız gereken soru şu: Madem bu
7:24
gezegeni şekillendirebiliyoruz, peki
7:26
bundan sonra ne inşa edeceğiz? Daha iyi
7:28
bir dünya mı yoksa kendi sonumuzu
7:30
getirecek bir dünya mı? Karar bizim.