0:00
Herkese merhaba. Matbaanın icadından
0:02
sosyal medyanın zirvesine, kültürle
0:05
teknolojinin iç içe geçtiği tam 500
0:07
yıllık inanılmaz bir yolculuğa
0:09
çıkıyoruz. Hazırsanız gelin bu
0:11
büyüleyici konunun derinliklerine
0:13
birlikte inelim. Biliyorum ilk başta
0:15
kulağa biraz garip geliyor değil mi? Ama
0:16
inanın bu yolculuğun sonunda
0:18
Gutenberg'in o eski mekanik presiyle az
0:20
önce baktığınız Instagram akışınız
0:22
arasında nasıl da şaşırtıcı ve doğrudan
0:24
bir bağ olduğunu göreceksiniz. Her şey
0:27
ama her şey o en temel insani
0:29
ihtiyacımızla başladı. İletişim kurma
0:31
arzusu. Şimdi ilk bölümde işte bu temel
0:34
arzun tarihteki ilk büyük teknolojik
0:36
sıçramayı nasıl ateşlediğine yakından
0:38
bakacağız. Aslında işin özü bu kadar
0:41
basit. Kullandığımız bütün medya
0:43
araçları en ilkelinden bugünün en
0:46
karmaşık teknolojilerine kadar hepsi ama
0:48
hepsi temelde bu sürece hizmet ediyor.
0:51
Anlamları birbirimizle paylaşmak. Bir an
0:54
için interneti, akıllı telefonları hatta
0:57
televizyonu bile unutun. Her şeyi
0:58
başlatan asıl devrim fikirleri ve
1:01
bilgiyi bir avuç seçkinin tekelinden
1:03
alıp kitlelere yayan o mekanik
1:05
makineydi. Şimdi bu zaman çizelgesine
1:08
bakınca şunu görmek lazım. Buradaki her
1:10
bir adım kendi çağının adeta bir
1:12
internet devrimi gibiydi. Düşünün 15.
1:15
yüzyılda matbağa bilginin yayılmasını
1:17
sağladı. Sonra 19. yüzyılda telgraf ve
1:20
trenler geldi. Haberler artık günler
1:23
değil saatler içinde ulaşıyordu. 20.
1:25
yüzyılda radyo ve televizyonla ses ve
1:27
görüntü anında evlerimize girdi ve sonra
1:30
1971'de atılan o tek bir e-posta işte o
1:34
an bugün içinde yaşadığımız nefes alıp
1:36
verdiğimiz dijital çağın ilk temel
1:38
taşıydı. Peki bugün kullandığımız
1:40
medyayı o eski medyadan bu kadar kökten
1:43
farklı kılan şey ne? İşte şimdi bu
1:45
oyunun yeni kurallarını masaya
1:47
yatırıyoruz. İşte en kilit nokta tam
1:49
olarak bu. Eskiden neydik? Sadece
1:52
izlerdik. Televizyonun karşısında oturan
1:54
pasif bir seyirciydik. İletişim
1:56
yukarıdan aşağıyaydı. Şimdi ise yorum
1:58
yapıyoruz, beğeniyoruz, içerik
2:00
üretiyoruz, paylaşıyoruz. Artık birer
2:02
kullanıcıyız. Hatta hem üretip hem
2:04
tüketen üretükiz. Bu basit gibi görünen
2:07
fark aslında medyanın tüm dinamiklerini
2:09
baştan yazdı. Bu erişilebilirlik farkı
2:12
tam anlamıyla bir devrim. Eskiden bir
2:15
medya patronu olmak için devasa
2:17
bütçelere, karmaşık izinlere ihtiyacınız
2:19
vardı. Şimdi ise internet bağlantısı
2:22
olan bir telefonla potansiyel olarak
2:24
milyonlara ulaşan bir içerik üreticisine
2:26
dönüşebilirsiniz. Bu gücün nasıl
2:29
eltirdiğinin en net kanıtı. İşte artık
2:32
içinde yüzdüğümüz okyanus bu. Tek bir
2:34
platform, tek bir cihaz bize bütün bu
2:37
farklı içerik türlerini bir arada
2:38
sunabiliyor. Mesela eski bir gazete
2:40
sadece metin ve fotoğraftan oluştuğu
2:42
için multimedya değildir. Ama internet
2:44
bütün bunları birleştirdiği için
2:46
mükemmel bir multimedya örneği. Peki
2:48
yeni medyanın kaputunun altında ne var?
2:51
Onu bu kadar esnek ve güçlü kılan ne?
2:53
Teorisyen Levmanovi bunu beş temel
2:56
ilkeyle açıklıyor. Ama bizim için en can
2:58
alıcı olanı değişkenlik. Şöyle düşünün.
3:01
Eski medyada bir gazetenin veya TV
3:03
programının tek bir versiyonu vardı.
3:05
Herkes tıp atıp aynı şeyi görürdü ama
3:07
yeni medyada durum farklı. Bir web
3:09
sitesi size özel haberler sunabilir. Bir
3:11
uygulama tamamen sizin tercihlerinize
3:13
göre şekillenebilir. Yani içerik artık
3:15
sabit ve herkes için aynı değil.
3:17
Potansiyel olarak her kullanıcı için
3:19
farklı ve değişken. İşte bu eski
3:21
medyanın katı yapısının tam zıttı. Bu
3:23
çok sık düşülen bir yanılgı. Unutmayın
3:25
yeni çıkan teknolojiler bir öncekini
3:27
tamamen silip sütürmez. Onu dönüştürür.
3:30
onunla birlikte evrilir. İnternetin
3:32
yükselişine rağmen bugün bile geleneksel
3:35
televizyonun hala ne kadar güçlü bir
3:36
mecra olduğunu bir düşünün. Tamam,
3:38
teknolojiyle birbirimize bağlandık. Peki
3:40
bu bağlantı ne getirdi? Bu bölümde
3:43
küreselleşmenin bizi nasıl hem bir araya
3:45
getirdiğini hem de nasıl yepyeni
3:47
krizlerin içine attığını yani madalyonun
3:50
iki yüzünü de göreceğiz. Küreselleşmenin
3:52
neye benzediğini tek bir karede görmek
3:54
isterseniz olimpiyat oyunlarına bakmanız
3:57
yeterli. Milyarlarca insan aynı anda tek
3:59
bir etkinliğe kilitleniyor. Ulusları
4:01
aşan dev şirketler sponsor oluyor. Medya
4:04
gezegenin her köşesine ulaşıyor. İşte bu
4:07
küreselleşmenin en parlak, en görkemli
4:10
sahnesi. Tabii herkes bu küresel köy
4:13
hayaline inanmıyordu. Bazı düşünürler
4:15
küreselleşme kuşkucuları olarak bilinen
4:17
bu grup bu parlak görüntünün çok
4:19
kırılgan olduğunu söylüyordu. Onlara
4:22
göre ilk büyük krizde bu küresel sistem
4:24
bir karton ev gibi çökecek ve her ülke
4:27
kendi kabuğuna çekilecekti. İşte bu
4:30
anlatımımızdaki o keskin dönüş. Pandemi
4:32
patlak verdiğinde ne oldu? Bir anda
4:35
sınırlar kapandı. Uluslararası uçuşlar
4:37
durdu. Küresel tedarik zincirleri koptu.
4:40
Ulus devletler yeniden sahnenin
4:42
merkezine oturdu. O kuşkucuların
4:45
yıllardır teorik olarak söylediği her
4:47
şey bir anda hepimizin yaşadığı somut
4:50
bir gerçeğe dönüştü. Bu ayrımı yapmak
4:52
çok önemli. Bakın, iklim değişikliği
4:54
gibi sorunlar hepimizin ortak
4:56
eylemlerinin bir sonucu olduğu için
4:58
küreseldir ve sınır tanımaz. Ama mesela
5:01
depremler, bunlar belirli coğrafyaları
5:04
etkileyen jeolojik yani yerel veya
5:06
bölgesel olaylardır. İnsanlığın ortak
5:09
faaliyetinin bir ürünü değildir. Peki
5:12
tüm bu devasa küresel dalgalanmalar tek
5:16
her birimizin hayatına, gündelik
5:18
deneyimlerimize nasıl yansıyor? Gelin
5:20
şimdi merce'yi kendimize çevirelim. Ünlü
5:22
kültür kuramcısı Stuart Hall'un bu sözü
5:25
aslında her şeyi özetliyor. Bu büyük
5:27
medya ve küreselleşme güçleri soyut
5:30
kavramlar değil. Onlar bizim kim
5:32
olduğumuzu, nasıl düşündüğümüzü yani
5:35
kimliklerimizi doğrudan şekillendiren en
5:37
temel unsurlar. İşte modern insanın hali
5:40
tam olarak bu. Bir yandan küresel
5:42
trendleri, modayı, müziği takip
5:44
ediyoruz. Diğer yanda ailemizden gelen
5:46
kırsal veya yer geleneksel değerler var.
5:49
Bir de üstüne yaşadığımız mahallenin,
5:51
şehrin kendine has kültürü ekleniyor. Bu
5:53
üçü arasında sürekli bir denge kurmaya
5:55
çalışıyoruz. İşte bu sıkışıp kalma hissi
5:58
çok kültürlülüğün ta kendisi. Tabii bir
6:00
de bu duruma çok daha eleştirel bakan
6:02
bir görüş var. Frankfurt okulu
6:04
düşünürlerine göre bu kültürel karışım
6:06
aslında bir zenginlik falan değil. Tam
6:08
tersine kapitalist sistemin hepimizi
6:10
birbirine benzeyen uysal ve pasif
6:12
tüketicilere dönüştürmek için kullandığı
6:14
seri üretim yapay bir kültür. Sonunda
6:17
gelip dayandığımız o büyük soru bu.
6:19
Evet, teknoloji sayesinde hiç
6:21
olmadığımız kadar birbirimize bağlıyız.
6:23
Peki bu kadar çok ses, bu kadar çok
6:25
kültür, bu kadar çok bilgi bizi
6:27
birbirimize daha mı çok yakınlaştırdı?
6:30
Daha fazla anlayış mı getirdi? Yoksa kim
6:32
olduğumuza dair kafamızı daha da mı
6:33
karıştırdı? Bu üzerine hepimizin
6:35
düşünmesi gereken bir soru.