0:00
Hepimiz o mükemmel tatilleri, o kart
0:02
postal gibi manzaraları ve harika
0:04
anıları seviyoruz, değil mi? Ama işte o
0:06
fotoğrafların arkasında genellikle
0:08
konuşulmayan bir hikaye var. Bugün işte
0:11
o hikayeye yani cennetin bedeline,
0:14
tatillerimizin gezegenimize çıkardığı
0:16
faturaya yakından bakacağız. Şöyle bir
0:18
düşünün. O unutulmaz tatil. Harika değil
0:21
mi? Ama peki ya madalyonun diğer yüzü o
0:24
tatilin görünmeyen bir bedeli olabilir
0:26
mi acaba? İşte bu tam olarak o faturanın
0:29
hikayesi. Tatillerimizin farkında olsak
0:32
da olmasak da gezegenimize kestiği
0:34
faturanın. Gelin bu hikayenin içine
0:36
birlikte dalalım. Peki tamam. Bu noktaya
0:39
nasıl geldik? Bunu anlamak için gelin en
0:42
başa dönelim. İnsanlık olarak doğayla
0:45
ilişkimizin zaman içinde nasıl
0:47
değiştiğine bir göz atalım. Şimdi bakın
0:50
bu zaman çizelkesi aslında çok şey
0:52
anlatıyor. Doğaya müdahalemiz yeni bir
0:54
şey değil. Kesinlikle değil. Her şey
0:56
neolitik devrimle başlıyor. Tarım için
0:58
ormanları yok etmemizle. Sonra Tunç
1:01
devrinde ilk şehirler ve ilk çevre
1:03
sorunları geliyor. Ama ama asıl büyük
1:06
kırılma her şeyi geri dönülmez şekilde
1:08
değiştiren an sanayi devrimi oldu. Ve
1:11
işin en ilginç hatta belki de en ironik
1:13
tarafı ne biliyor musunuz? Modern çevre
1:15
sorunlarını başlatan o devrim yani
1:17
sanayi devrimi aynı zamanda modern
1:20
turizmin de doğum yeri. Evet. Evet
1:22
yanlış duymadınız. Her şey İngiltere'de
1:24
tam da bu dönemde başladı. İşte bu keyif
1:27
için seyahat fikri doğduktan sonra başta
1:29
yavaş ilerlese de sonrasında adeta bir
1:32
patlama yaşandı. Turizmin büyük
1:34
patlamasına tanık oluyoruz. Bu
1:36
patlamanın boyutunu anlamak için
1:38
rakamlara bakmak yeterli. Sadece 50 yıl
1:41
öncesine gidelim. O zamanlar dünyada
1:43
uluslararası seyahat eden turist sayısı
1:45
70 milyondu. Kulağa çok gelebilir ama
1:48
bugünkü rakamı duyduğunuzda bunun ne
1:50
kadar küçük kaldığını göreceksiniz. İşte
1:52
o rakam tam 1,5 milyar. 1 milyar 500
1:56
milyon. Düşünsenize her yıl 1,5 milyar
1:59
insan ülkesinin dışına çıkıyor. Bu bir
2:01
yandan devasa bir ekonomi demek. Evet.
2:04
Ama diğer yandan da gezegenin sırtına
2:06
binen devasa bir yük. Yani çok büyük bir
2:08
ekolojik ayak izi demek. Peki madem bu
2:11
kadar büyük bir hareketlilik var, o
2:13
zaman sormamız gereken en önemli soru
2:15
şu: Bir yer, bir sahil kasabası ya da
2:19
bir antik kent kaldırabileceğinden çok
2:21
daha fazla ziyaretçi ağırladığında ne
2:24
olur? İşte bu soru bizi çok kritik bir
2:26
kavrama getiriyor. Taşıma kapasitesi.
2:29
Nedir bu taşıma kapasitesi? en basit
2:32
haliyle bir ekosistemin kendini yenileme
2:34
gücünü kaybettiği, artık yeter daha
2:37
fazlasını kaldıramam dediği o an işte o
2:40
an zararın başladığı an oluyor. Ve bu
2:43
baskıyı en çok ama en çok hisseden
2:45
yerler neresi dersiniz? Tabii ki
2:48
kıyılar. Yani insanların ve dolayısıyla
2:50
turizm tesislerinin en yoğun olduğu, en
2:53
içe geçtiği o hassas bölgeler. Taşıma
2:56
kapasitesi bir kere aşıldı mı problemler
2:58
iki koldan saldırmaya başlıyor. Bir
3:00
tarafta gözle gördüğümüz fiziksel yani
3:03
ekolojik etkiler var. Hava kirleniyor,
3:05
su kirleniyor, her yer atık doluyor.
3:08
Diğer tarafta ise işin beşeri yani
3:10
sosyolojik boyutu var. Kontrolsüz
3:12
yapılar yükseliyor. Yerel halk göç etmek
3:15
zorunda kalıyor. Tüketim alışkanlıkları
3:17
tamamen değişiyor. Peki durum bu kadar
3:20
vahimse hiç mi umut yok? Bütün bu
3:22
anlattıklarımızdan sonra daha iyi bir
3:25
yol olmalı diye düşünmeye başlıyoruz,
3:26
değil mi? İşte bu farkındalık bizi çok
3:29
daha yapıcı bir yaklaşıma yani
3:31
ekoturizme götürüyor. Cevap: bakış
3:34
açımızı tamamen değiştirmekte yatıyor.
3:36
Bakın bu karşılaştırma aradaki farkı o
3:39
kadar net gösteriyor ki kitle turizmi
3:41
neye odaklanır? Ekonomiye, kara. Etkisi
3:44
nasıldır? Yüksek ve sert. Peki
3:46
ekoturizm? Onun odağında çevre ve koruma
3:49
var. Etkisi ise düşük ve yumuşak.
3:51
Aradaki felsefe farkı dağlar kadar.
3:54
Ekoturizme sorumlu turizm diyenler var.
3:56
Yumuşak turizm diyenler var. Adı ne
3:58
olursa olsun felsefesi hiç değişmiyor.
4:01
Temelinde yatan şey şu: Bu ekonomik
4:04
odaklı bir turizm değildir. Öncelik her
4:07
zaman ama her zaman doğadır, korumadır,
4:09
bilinçtir. Şimdi gelin bu güzel
4:11
felsefenin sadece bireysel bir çaba
4:13
olarak kalmayıp daha büyük ölçekte yani
4:16
geleceği planlarken nasıl hayata
4:18
geçirildiğine bir bakalım. Bunun en
4:21
güçlü araçlarından biri hepimizin adını
4:23
sıkça duyduğu çevresel etki
4:25
değerlendirmesi yani chat süreci. Peki
4:28
nasıl işliyor bu süreç? Gayet basit
4:30
aslında. Önce bir proje fikri ortaya
4:32
atılıyor. Sonra bu projenin olası
4:34
ekolojik riskleri bilimsel olarak
4:36
ölçülüyor ve eğer rapor projenin çevreye
4:39
zararlı olacağını gösterirse proje daha
4:41
başlamadan durduruluyor. Yani bir nevi
4:44
önleyici hekimlik gibi. Hatta işi bir
4:46
adım öteye taşıyan ülkeler var. Ne
4:48
yapıyorlar? kitle turizmini frenlemek
4:51
için gelen ziyaretçilere yüksek harcama
4:54
zorunluluğu gibi kurallar getiriyorlar.
4:56
Buna korumacı turizm politikası deniyor.
4:59
Amaçları çok net. Çok insan gelmesin. Az
5:02
ama öz gelsin. Doğamızı koruyalım. Sonuç
5:05
olarak bütün bu konu dönüp dolaşıp tek
5:07
bir yere geliyor bize. Yani bu sadece
5:10
hükümetlerin ya da büyük şirketlerin
5:12
meselesi değil. Bu hepimizin meselesi. O
5:15
yüzden kendimize sormamız gereken soru
5:16
şu: Bir sonraki seyahatinizde geride ne
5:19
bırakacaksınız? Sadece ayak izlerinizi
5:21
mi yoksa bundan çok daha değerli bir