0:00
Herkese merhaba. Bugün oldukça önemli
0:02
bir konuya dalıyoruz. Eğitime her bir
0:04
çocuğun o kendine özgü zihnine göre
0:06
nasıl şekillendirebiliriz? Yani özel
0:08
eğitim sisteminin içindeki o yolculuğa
0:10
çıkacağız ve adımları birlikte
0:11
keşfedeceğiz. Ve yolculuğumuzun
0:14
başlangıç noktası da tam olarak bu soru.
0:16
Eğitimi her çocuğun eşsiz zihnine göre
0:18
şekillendirmek ne demek? Gerçekten ne
0:21
gerektirir? Çünkü aslında her şey o
0:24
çocuğun dünyasını anlama çabasıyla yani
0:27
empatiyle başlıyor, değil mi? Gelin bir
0:29
çocuğun potansiyelini ortaya çıkarmak
0:31
için çıktığımız bu yolda bizi nelerin
0:34
beklediğine bakalım. Her şeyin bir
0:36
başlangıcı var. Özel eğitimde de bu ilk
0:38
adım tanılama süreci yani bir çocuğun
0:40
ihtiyaçlarını resmi olarak anlamaya
0:42
başladığımız ve yol haritamızın ilk
0:44
noktasını koyduğumuz yer ve her şeyden
0:47
önce bir hikaye dinlemek gerekiyor. Buna
0:50
vaka öyküsü ya da daha teknik adıyla
0:52
anamnez diyoruz. Yani daha testlere
0:54
falan geçmeden uzmanlar oturup aileyi
0:56
dinliyor. Ailenin kökleri, çocuğun ilk
0:59
adımları, okul hayatı, duygusal dünyası,
1:01
tıpkı bir yapbozun bütün parçalarını
1:03
masaya dökmek gibi bir şey bu. Şimdi
1:05
bakın burası çok ama çok önemli. İki
1:07
farklı tanı var ve bunları asla
1:09
karıştırmamak lazım. Bir yanda hastanede
1:11
konulan tıbbi tanı var. Bu diyelim ki
1:13
işitme kaybının ne seviyede olduğunu
1:15
söyler. Ama öbür yanda asıl bizim için
1:17
kritik olan eğitsel tanı var. Bu da
1:20
Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı
1:21
rehberlik ve araştırma merkezlerinde
1:23
yani RAMlarda yapılıyor ve çocuğun hangi
1:25
okula gideceğini, ne tür bir desteğe
1:27
ihtiyacı olduğunu belirliyor. Kısacası
1:29
biri ne olduğunu söylüyor, diğeri ise ne
1:31
yapılması gerektiğini. Peki tanıyı
1:34
koyduk. Çocuğun neye ihtiyacı olduğunu
1:37
anladık. E şimdi ne olacak? İşte şimdi o
1:41
çocuğa özel kişiselleştirilmiş bir yol
1:44
haritası çizme zamanı. Yolculuğun en
1:46
önemli planı da bu zaten. İşte o yol
1:49
haritasının adı BEP yani
1:51
bireyselleştirilmiş eğitim programı.
1:54
Sakın bunu sıradan bir kağıt parçası
1:56
sanmayın. Bu çocuğun hedeflerini ve o
1:59
hedeflere giden yolları tek belirleyen
2:01
yasal bir belge. Ve en güzel tarafı ne
2:04
biliyor musunuz? Canlı bir belge bu.
2:06
Çünkü çocuk değiştikçe, geliştikçe web
2:09
de onunla birlikte güncelleniyor. Peki
2:11
ya plan işe yaramazsa diyelim ki bir
2:14
program hazırladınız ama çocuk ilerleme
2:16
kaydetmiyor. Ne olacak? İşte bu 3 ay
2:19
rakamı o yüzden çok kritik. Eğer bir
2:21
ilerleme yoksa o beb rafta tozlanamaz.
2:25
En geç 3 ay içinde mutlaka tekrar gözden
2:28
geçirilmeli ve revize edilmeli. Sistem
2:30
işte bu kadar dinamik olmak zorunda.
2:33
Tamam planlar harika da bütün bu kağıt
2:35
üzerindeki güzel fikirler sınıfta nasıl
2:37
ete kemiğe bürünüyor? Hadi şimdi teoriyi
2:39
bir kenara bırakıp pratiğe geçelim.
2:41
Sınıfın içine bir göz atalım. Zihinsel
2:44
yetersizliği olan bir öğrenciyle
2:46
çalışırken aklımızda tutmamız gereken
2:48
altın bir kural var. Soyut olanı
2:51
somutlaştırmak. Düşünsenize adalet gibi
2:54
bir kavramı anlatmak ne kadar zor. Ama
2:57
eline bir elma verdiğinizde onu
2:59
tutabilir, koklayabilir, tadabilir. İşte
3:02
bu yüzden öğrenmenin anahtarı bilgiyi
3:04
dokunulabilir kılmaktan geçiyor. E peki
3:07
bu somutlaştırmayı sınıfta nasıl
3:09
yapacağız? İşte cevabı burada. Öğrenme
3:12
merkezleri. Sınıfın bir köşesini bir fen
3:15
deneyi alanına, başka bir köşesini rahat
3:17
bir okuma köşesine dönüştürüyorsunuz.
3:19
Çocuklar orada sadece oturup dinlemek
3:21
yerine gidip deney yapıyor, dokunuyor,
3:24
bir şeyler inşa ediyor. Yani soyut
3:26
fikirler bir anda elle tutulur,
3:28
aktivitelere dönüşüyor. Tabii ki her
3:31
çocuğun dünyası ihtiyacı bambaşta. Şimdi
3:34
biraz daha özele inelim ve özellikle
3:37
duyusal ya da davranışsal zorlukları
3:39
olan öğrenciler için ne gibi özel
3:41
araçlar, ne gibi uyarlamalar gerekiyor
3:43
ona bakalım. Şimdi size gerçekten zor
3:46
bir soru soracağım. Hiç göremeyen bir
3:48
öğrenciye mikroskopla bile zor görülen
3:51
küçücük bir hücreyi nasıl öğretirsiniz?
3:54
Bir düşünün. Cevap aslında çok basit bir
3:56
prensipte saklı ama etkisi inanılmaz
3:59
güçlü. Görünmeyeni dokunulur, soyut
4:02
olanı hissedilir kılmak zorundayız.
4:04
Bilgiyi alıp çocuğun en güçlü olduğu
4:06
duyularına yani dokunma ve işitme
4:08
duyusuna göre yeniden
4:11
İşte o prensibin pratikteki karşılığı
4:13
bu. O öğrenciye soyut bir çizim
4:15
göstermek yerine eline üç boyutlu bir
4:18
hücre modeli veriyorsunuz. Dokunuyor,
4:20
hacmini hissediyor. Belki üzerindeki
4:22
etiketler BR alfabesiyle yazılmış. Bir
4:25
yandan da siz ona işitsel olarak
4:26
detaylıca anlatıyorsunuz. İşte o an
4:29
karmaşık bilimsel kavram bile anlaşılır
4:31
hale geliyor. İşitme kaybı olan bir
4:34
çocuk içinse durum bambaşka. O işitme
4:37
cihazı bir gözlük gibi takıp çıkarılacak
4:39
bir aksesuar değil. O cihaz çocuğun
4:41
dünyaya açılan penceresi, kulağı. Bu
4:43
yüzden uyanık olduğu her an takılı
4:46
olması lazım ve her gün ama her gün
4:48
pilinin kontrol edilmesi, temizlenmesi
4:50
gerekiyor. Yoksa o pencere kapanır. Peki
4:53
ya davranışsal zorluklar? Burada
4:55
bilimsel olarak en çok kabul gören
4:57
yöntem davranışçı yaklaşım. Mantığı çok
4:59
basit aslında. Çocuğun yaptığı iyi bir
5:01
davranışı mesela derste parmak
5:03
kaldırmasını bir şekilde ödüllendirerek
5:05
o davranışın tekrar etmesini
5:07
sağlıyorsunuz. İstenmeyen davranışları
5:09
ise görmezden gelerek söndürmeye
5:11
çalışıyorsunuz. Odak noktası hep olumlu
5:13
olanı arttırmak. Geldik yolculuğumuzun
5:16
son ama belki de en hassas noktasına.
5:19
Değerlendirme. Tamam, her şeyi yaptık.
5:21
Peki şimdi bu çocuğun ne öğrendiğini, ne
5:24
kadar ilerlediğini nasıl ölçeceğiz? Hem
5:26
de adil bir şekilde. Şimdi çok tipik bir
5:29
senaryo düşünelim. Bir öğrenci var.
5:31
Konuyu süper anlamış. Anlat deseniz
5:33
anlatacak ama disgrafik gibi bir durum
5:36
nedeniyle bildiklerini bir türlü yazıya
5:38
dökemiyor. E ne yapacağız şimdi? Sen
5:40
yazamadın o zaman sıfır aldın mı
5:41
diyeceğiz. Bu adil mi? İşte meselenin
5:44
kilit noktası tam da bu. Adil
5:46
değerlendirme demek asla çıtayı
5:48
düşürmek, beklentiyi azaltmak demek
5:50
değil. Hayır. Sadece öğrencinin
5:54
bildiğini gösterebilmesi için ona farklı
5:56
bir format, farklı bir yol sunmak demek.
5:59
Yani merdivenden çıkamıyorsa ona bir
6:01
rampa yapmak gibi bir şey. Peki nasıl
6:04
olacak bu uyarlama? Mesela yazılı ödev
6:07
getirme. Onun yerine anlattığım bir
6:08
video çek getir diyebilirsiniz. Ya da
6:10
sınavda fazladan süre verebilirsiniz.
6:12
Hatta bir başkasının onun söylediklerini
6:14
yazmasına izin verebilirsiniz. Bütün
6:16
bunların amacı ne? Çocuğun yazma
6:18
engeline değil asıl bilgisine
6:20
odaklanmak. Ve şimdi tüm bu
6:22
konuştuklarımızı toparlayan bir soruyla
6:23
bitirelim. Bakın, tek bir çocuğun
6:25
ihtiyacını karşılamak için dersi,
6:27
sınavı, materyali uyarlayabildiğimizi
6:29
gördük. Peki ya en başta tüm eğitim
6:32
sistemlerimizi tasarlarken istisnasız
6:34
her çocuğu düşünecek şekilde
6:36
tasarlasaydık? İşte asıl sormamız
6:38
gereken soru belki de bu.