0:00
Türk dış politikası değil mi? Bazen
0:02
gerçekten de bir labirent gibi. Doğuya
0:04
mı gidiyor, batıya mı? İşte bugün gelin
0:07
bu karmaşık denklemin şifrelerini
0:09
birlikte çözelim. Evet, bugün
0:12
gündemimizde o meşhur o büyük soru var.
0:15
Türkiye'nin pusulası gerçekten nereyi
0:18
gösteriyor? Doğuyu mu yoksa batıyı mı?
0:22
Şimdi bu sorunun öyle kolay tek bir
0:24
cevabı yok. Bunu baştan söyleyeyim.
0:26
Cevabı bulmak için dört duraklı bir
0:28
yolculuğa çıkacağız. Önce karar odasının
0:31
içine sızacağız. Sonra Türkiye'yi
0:33
çevreleyen o ateş çemberine bakacağız.
0:35
Oradan Avrupa ile olan inişli çıkışta
0:37
ilişkiye dalacağız ve en sonunda da yeni
0:40
ittifak arayışlarının ne anlama
0:42
geldiğini çözeceğiz. Hazırsanız hadi
0:44
başlayalım. Pekala, ilk durağımız bu
0:47
geminin dümeninde kim var? Yani bu
0:49
kritik dış politika kararlarını aslında
0:51
kim veriyor? Önce bunu anlamamız lazım.
0:53
Bakın, uzun yıllar bölünce Türk dış
0:55
politikası dediğimiz şey bir avuç eritin
0:58
oturduğu kapalı bir odada pişirilirdi.
1:00
Ama 80'lerden sonra işler değişti. O
1:03
kapı bir aralandı. İçeriye bir baktık ki
1:06
sivil toplum, iş dünyası, farklı siyasi
1:09
görüşler, o sessiz oda bir anda cıvın
1:11
cıvıl hatta biraz da gürültülü bir yere
1:14
dönüştü. İşte o eski kapalı kapılar
1:16
ardındaki sistemin dayandığı bir teori
1:18
var. Adı rasyonel aktör modeli. Kulağa
1:21
biraz akademik geliyor biliyorum ama
1:22
aslında çok basit. Bu teori diyor ki
1:25
devlet tek bir vücut, tek bir beyin
1:27
gibidir. Oturur mantıklı bir şekilde kar
1:29
zarar hesabı yapar ve kararını verir.
1:31
Yani içeride kim ne demiş, kim ne
1:33
düşünmüş pek bir önemi yoktu bu modele
1:35
göre. Kısacası ne oldu biliyor musunuz?
1:38
Dış politika artık tek bir kişinin
1:41
elindeki megafondan çıkan bir anons
1:43
olmaktan çıktı. Artık ortada bir sürü
1:46
megafon var ve her biri kendi melodisini
1:48
çalmaya çalışıyor. Tam bir rekabet alanı
1:51
yani. Tamam içeride bunlar olurken yani
1:54
karar odası kalabalıklaşırken bir de
1:56
dışarıya bakalım. Türkiye'nin hemen yanı
1:58
başında dünya adeta yeniden
2:00
şekilleniyordu. İşte bu da bizi ikinci
2:02
durağımıza yani güvenlik tehditlerine
2:05
getiriyor. Hani soğuk savaş bitti artık
2:07
dünya rahat bir nefes alacak deniyordu
2:09
ya. Türkiye için durum hiç de öyle
2:11
olmadı. Tam tersi. Etrafı bir onda ateş
2:14
çemberine döndü. Balkanlar karışık.
2:16
Kafkasya kaynıyor. Bir de üstüne içeride
2:18
PKK terörü zirve yapıyor. Resmen her
2:20
taraf alev alevdi. Peki böyle bir
2:23
ortamda ne yaparsınız? Büyük büyük
2:25
lafları, ideolojileri bir kenara
2:27
bırakırsınız. Değil mi? Ankara'daki
2:29
karar vericiler de tam olarak bunu
2:31
yaptı. Kendilerine tek bir soru
2:33
sordular. Sahada gerçekte ne oluyor?
2:36
İşte bu ayakları yere basan pragmatik
2:38
yaklaşıma da teşhiste gerçekçilik
2:40
denildi. Şimdi size ilginç bir şey
2:43
göstereceğim. Bir rakam ama öyle sıradan
2:46
bir rakam değil. Bu rakam o dönemin
2:48
Türkiye'sinin bütün güvenlik anlayışını
2:50
tek başına özetliyor. İşte o rakam 2,5.
2:54
Bu meşhur 2,5 savaş stratejisinin ta
2:56
kendisi. Ne demek bu biliyor musunuz? Şu
2:59
demek. Türkiye aynı anda hem
3:01
Yunanistan'la hem de Suriye ile yani iki
3:04
büyük savaşa girmeye ve aynı esnada
3:06
içeride PKK'yla yani yarım bir savaşa
3:09
daha hazır olmalıydı. Düşünebiliyor
3:11
musunuz o baskıyı? İşte ülkenin kendini
3:13
nasıl bir cendere içinde hissettiğinin
3:15
en net fotoğrafı buydu. Bir tarafta bu
3:18
inanılmaz güvenlik kaygıları, bu ateş
3:20
çemberi var. Ama madalyonun diğer
3:22
yüzünde ne var dersiniz? Türkiye'nin en
3:24
büyük, en uzun soluklu hayali Avrupa
3:27
Birliği'ne tam üyelik. İşte bu iki zıt
3:30
kutup Türk dış politikasının en temel
3:32
gerilimini, en büyük ikilemini oluşturdu
3:35
yıllarca. AB ile olan bu macera
3:38
gerçekten de uzun, inişli çıkışlı, bol
3:41
virajlı bir yol hikayesi gibi. Bazen
3:44
umutların yeşerdiği, bazen kapıların
3:46
yüzümüze kapandığı ama hep gündemde
3:48
kalan bir hikaye ve hikayenin en ilginç,
3:51
en ironik anlarından birine geldik. Hani
3:54
2015'te büyük bir mülteci krizi
3:55
yaşanmıştı ya. Herkes tamam şimdi ipler
3:58
tamamen kopacak derken ne oldu biliyor
4:00
musunuz? Tam tersi. Bu kriz Türkiye ile
4:04
AB'yi zorunlu bir evliliğe, mecburi bir
4:06
ortaklığa aitti. Demek ki neymiş? Bazen
4:09
en büyük krizlerden en tuhaf ittifaklar
4:12
doğabiliyormuş. Peki bu zorunlu
4:14
ortaklığın temeli neydi? Aslında bir tür
4:17
pazarlık. Denklem şuydu. Türkiye ben
4:20
göçü kontrol ederim. dedi. AB de o zaman
4:23
ben de sana vizesiz seyahatin kapısını
4:25
açarım dedi. Her iki taraf için de bir
4:28
alver durumu. Yani işte tüm bu
4:30
anlattıklarımız yani içerideki karar
4:32
vericilerin değişimi, dışarıdaki ateş
4:34
çemberi, AB ile olan bu gelgitli ilişki,
4:37
bütün bu parçaları birleştirdiğimizde
4:39
geldik o meşhur soruya. Eksen kayması.
4:42
Yani Türkiye gerçekten batıdan kopup
4:45
doğuya mı yöneliyor? Aslında bu tartışma
4:47
öyle dün başlamadı. kıvılcımı çok daha
4:50
eskiye 2002'ye dayanıyor. O zamanlar
4:53
MGK'nın başındaki çok üst düzey bir
4:56
general çıktı ve adeta bombayı patlattı.
4:59
Dedi ki, "Abe bizi almaz. Biz Rusya'yla
5:02
İran'la yeni yollar aramalıyız." Düşünün
5:05
o güne kadar fısıltıyla konuşulan bir
5:07
şey ilk defa en yetkili ağızlardan
5:09
birinden bu kadar net bir şekilde
5:11
dökülüyordu. Bu sözlerin ardından gelen
5:14
adımlar da bu algıyı güçlendirdi tabii.
5:16
Mesela Türkiye'nin gidip Rusya ve Çin'in
5:18
başını çektiği Şangay İşbirliği örgütüne
5:20
diyalog ortağı olması. Bu bakın bizim
5:22
tek seçeneğimiz Batı değil mesajı olarak
5:24
okundu. İşte bu eksen kayması dendiğinde
5:27
genelde karşımıza bu kavramlar çıkıyor.
5:30
Ne? Osmanlıcılık, İslamcılık,
5:32
Ortadoğu'ya yönelme hepsi bir şekilde
5:35
yüzünü doğuya dönmeyi ifade ediyor. Peki
5:37
Batı nerede? Bakın Avrupalılaşma bu
5:41
tabloda tek başına kalmış. Adeta aykırı
5:43
bir ses gibi. Çünkü zaten bütün tartışma
5:46
işte tam da bu Avrupalılaşmadan
5:48
uzaklaşıldığı iddiası üzerine kurulu.
5:50
Peki tüm bunları konuştuk. Karar odası,
5:53
ateş çemberi, Avrupa hayali, eksen
5:56
kayması. Bütün bu resim birleştiğinde
5:59
gelecek için ne söyleyebiliriz? Buradan
6:01
almamız gereken en önemli mesaj belki de
6:03
şu: Türkiye'nin dış politikası bir ışık
6:06
düğmesi gibi değil. Hani pıt diye
6:08
kapatıp doğuyu açalım, pıt diye kapatıp
6:10
batıyı açalım. Öyle işlemiyor. Bu 10
6:12
yıllardır süren içeriden ve dışarıdan
6:14
gelen baskılarla, umutlarla, hayal
6:17
kırıklıklarıyla yoğrulmuş, sürekli devam
6:19
eden karmaşık bir evrim süreci. Ve bu da
6:22
bizi o can alıcı son soruyla başa
6:24
bırakıyor. Belki de Türkiye'nin amacı
6:27
doğuya da batıdan birini seçmek değil,
6:29
belki de asıl mesele bu iki dünyanın tam
6:32
ortasında gerilmiş o ince ipin üzerinde
6:34
yürüyebilme sanatında ustalaşmaktır. Ne