0:00
Merhaba. Bugün sizlerle insan
0:02
düşüncesinin o inanılmaz yolculuğuna
0:05
çıkacağız. Yani tanrıların ve mitlerin
0:07
dünyasından akıl ve mantığın diyarına.
0:11
Hazırsanız başlayalım. Her şeyin en
0:13
başına gidelim. Şimdi dünyanın henüz
0:16
bilimle falan değil de o büyük destansı
0:18
hikayelerle anlamlandırıldığı bir
0:20
zamana. Peki neydi bu zaman? Antik
0:23
Yunanlılara göre daha hiçbir şey yokken
0:26
yani evren falan ortada yokken sadece
0:29
kaos vardı. Düşünsenize karanlık,
0:32
dipsiz, ucu bucağı olmayan dev bir
0:35
boşluk. İşte bu mitos dediğimiz dünyada
0:38
Hesiodos gibi büyük şairler sahneye
0:40
çıkıyor. Onlar evreni tanrıların
0:43
hikayeleriyle açıklıyorlardı. Başrolde
0:45
kim var? Tabii ki Zeus. Tanrıların ve
0:48
insanların babası. Ve bu hikayelerde
0:50
tanrılar öyle uzaklarda falan değil.
0:53
İnsanlarla iç içe doğrudan hayatlarına
0:55
müdahale ediyorlar. Ama sonra bir şeyler
0:58
değişmeye başladı. Yavaş yavaş bazı
1:01
düşünürler ortaya çıkıp bambaşka sorular
1:04
sormaya cüret ettiler ve işte bu
1:06
gerçekten de devrim gibi bir değişimin
1:08
fitilini ateşledi. İşte o anıtsal
1:11
kırılma anı tam da burası. Artık mitos
1:14
yani hikayeler dönemi yavaş yavaş yerini
1:17
logos yani akla, mantığa, sorgulamaya
1:20
bırakıyordu. Soru artık bu dünyayı kim
1:23
yarattı değil bu dünya neden yapılmış
1:26
oluverdi? Bakın küçücük bir kelime farkı
1:28
gibi duruyor ama bu değişim aslında
1:30
bugün bildiğimiz bilimin ve felsefenin
1:32
temelini attı. Bu yeni düşünürler yani
1:35
ilk filozoflar artık tanrısal bir cevap
1:37
aramıyorlardı. Onların peşinde olduğu
1:40
şey bambaşkaydı. Aradıkları şeye de bir
1:43
isim verdiler. Arke. Peki ne demek arke?
1:46
Yani her şeyin başlangıcı, o ilk, temel,
1:49
değişmeyen ilke. Tüm varoluşun
1:52
kendisinden türediği o ana madde ya da
1:54
neden. Ve bu sorgulama sadece doğayla
1:57
sınırlı kalmadı. Geçmişe de artık farklı
1:59
bakılıyordu. Mitler ve efsaneler yerine
2:02
adına historya dedikleri yeni bir yöntem
2:05
ortaya çıktı. İşte tarihin babası
2:08
dediğimiz Herodotos tam da bunu yaptı. O
2:10
büyük Pers Yunan savaşlarını anlatırken
2:13
olayları sadece aktarmadı. Gitti,
2:16
araştırdı, karşılaştırdı, sorguladı.
2:18
Yani bildiğimiz anlamda tarih yazımını
2:21
başlattı. Bu dönemde fikirler adeta bir
2:24
patlama yaşıyordu. Mesela Pagorçılar
2:27
ruhun ölümsüz olduğunu, reenkarnasyonla
2:29
başka bedenlerde var olmaya devam
2:31
ettiğini söylüyorlardı. Bir yanda da
2:34
Demokratos'un atom teorileri var ki
2:36
bunlar da şüpheğin yani her şeyi
2:39
sorgulamanın ilk adımlarıydı. Peki tüm
2:42
bu müthiş fikirler bir boşlukta mı
2:44
ortaya çıktı? Tabii ki hayır. Onları
2:46
doğuran, şekillendiren bir toplum, bir
2:49
yapı vardı. Peki nasıldı bu antik Yunan
2:52
toplumu? Bu fikirlerin yeşerdiği ortamda
2:55
hayat nasıldı? Gelin şöyle bir yakından
2:58
bakalım. O dönemin şehir devletinin yani
3:01
polisin temel taşı kabilelerdi.
3:04
Yunancasıyla filay. Yani bu sadece bir
3:07
mahalle ayrımı gibi bir şey değil.
3:09
İnsanların sosyal ve siyasi
3:11
kimliklerinin ta kendisiydi. Hatta
3:13
Aristoteles'e göre o büyük Atina şehri
3:16
işte bu dört ana kabile üzerine inşa
3:18
edilmişti. İşin ilginç yanı bu sorgulama
3:21
hayatın her alanına sızmıştı. Mesela
3:24
sanat. Tanrı Dionisos için yapılan
3:26
şenliklerde doğan tiyatro oyunları bir
3:29
anda en derin ahlaki ve dini sorunların
3:31
tartışıldığı bir arenaya dönüştü.
3:34
Örneğin ilk büyük oyun yazarı Askil Los.
3:37
O trajedilerinde sadece bir hikaye
3:39
anlatmıyordu. Resmen ilahi adalet,
3:42
kader, insanın sorumluluğu gibi devasa
3:45
konuları sahneye taşıyor, seyirciyi bu
3:47
sorularla başa bırakıyordu. Ve sonra
3:51
bütün bu entelektüel karmaşanın ortasına
3:54
felsefenin yönünü sonsuza kadar
3:56
değiştirecek o isim geldi. Sokrates.
4:00
Sokrates ne yaptı biliyor musunuz?
4:02
Felsefeyi tabiri caizse göklerden
4:05
yeryüzüne indirdi. Artık konu yıldızlar,
4:08
su, ateş falan değildi. Konu doğrudan
4:11
insanın kendisiydi. İnsan ruhuydu. Onun
4:15
bütün felsefesini hatta belki de tüm
4:18
batı düşüncesini şekillendiren o meşhur
4:20
sözün de özetleyebiliriz aslında. Tek
4:23
bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir. Ne
4:26
kadar güçlü bir fikir, değil mi? Yani
4:28
Sokrates'e göre bilgelik her şeyi
4:30
bilmek, her soruya bir cevap vermek
4:32
falan değil. Tam tersi. Bilgelik kendi
4:35
cehaletinin ne kadar az şey bildiğinin
4:37
farkına varmaktır. Tabii Sokrates'in
4:40
açtığı bu yoldan yürüyen çok önemli bir
4:42
isim var. Öğrencisi Platon. Platon
4:45
hocasının bu fikirlerini aldı ve onları
4:48
bütün bir felsefi sistem haline getirdi.
4:51
Platon'a göre öyle mitlerle, duyumlarla,
4:54
kulaktan dolma bilgilerle gerçek bilgiye
4:57
yani epistemeye ulaşılamazdı. Ona
5:00
ulaşmanın tek bir yolu vardı.
5:02
Sorgulayıcı, mantıklı, sistematik bir
5:05
akıl yürütme. Adalet konusundaki
5:07
düşüncesi de müthiş. adaleti ruhun
5:10
sağlığına, adaletsizliği de ruhun
5:12
hastalığına benzetiyor. Yani bir suç
5:14
işleyip yakalanmayan biri dışarıdan
5:17
şanslı görünebilir ama Platon'a göre
5:19
aslında o kişinin ruhu hastadır, dengesi
5:22
bözülmüştür. Ama Platon da şunu kabul
5:24
ediyordu. Felsefenin merkezine insanı
5:26
koymuştuk. Evet. Ama insan nedir
5:29
sorusuna kesin bir cevap vermek o kadar
5:31
da kolay değildi. Çünkü ortada
5:33
birbiriyle çelişen o kadar çok bilgi, o
5:36
kadar çok fikir vardı ki. İşte geldik
5:39
sona. Sokrates'in o müthiş sorusuna
5:41
dönelim. Bilgelik cehaletini kabul
5:43
etmekle başlar. Peki sizin şu an
5:46
bilmediğinizi fark ettiğiniz bir şey var
5:48
mı? Çünkü mitosan logosu uzanan bu
5:50
yolculuk aslında bitmiş bir tarih dersi
5:53
değil. Bu bize hala seslenen bir davet.
5:56
Soru sormaya devam et, merak etmeye
5:59
devam et ve en önemlisi bilmiyorum deme
6:01
cesaretini her zaman kendinde bul.