0:00
Selamlar. Stres anında sanki vücudunuz
0:02
kontrolü ele alıyormuş gibi
0:04
hissettiğiniz oldu mu hiç? İşte bu
0:06
bölümde tam olarak bunu konuşacağız. O
0:09
otomatik pilottan çıkıp direksiyonu
0:11
nasıl tekrar ele alabiliriz? Bilinçli
0:13
kontrole nasıl geçebiliriz? Gelin hep
0:15
birlikte bakalım. Evet, hepimizi
0:17
etkileyen bir soru bu, değil mi? Peki,
0:20
stres anında vücudumuzun içinde
0:22
gerçekten neler oluyor? Hadi gelin bu
0:25
karmaşık mekanizmanın kaputunu açıp bir
0:27
bakalım. Şimdi yolculuğumuz vücudumuzun
0:30
o evrensel alarm sistemiyle başlıyor. Bu
0:32
sistemi ilk defa haritalandıran kişi
0:34
bilim insanı Hans Selye. Aslında bu bizi
0:37
hayatta tutmak için tasarlanmış
0:39
inanılmaz ilkel ama bir o kadar da
0:41
etkili bir mekanizma. Sely bu süreci
0:44
sanki üç perdelik bir tiyatro oyunu gibi
0:47
anlatmış. Genel adaptasyon sendromu.
0:50
Birinci perde alarm. O ilk şok anı. Hani
0:54
savaş ya da kaç dediğimiz o his. İkinci
0:57
perde, direnç. Vücudumuzun stres
0:59
kaynağıyla başa çıkmaya çalıştığı,
1:01
mücadele ettiği dönem. Ve eğer stres bir
1:04
türlü gitmezse geldik 3üncü perdeye.
1:07
Tükenme. Ve işte işin en kritik noktası
1:11
da burası. Eğer o üçüncü aşamada yani
1:14
tükenme aşamasında çok uzun süre
1:16
kalırsak olay kronik strese dönüyor.
1:19
Peki bunun en belirgin işareti ne? O
1:22
kolayca yorulma hali. Eminim çoğumuzun
1:25
aşina olduğu bir his. Ne kadar uyursak
1:27
uyuyalım bir türlü dinlenememek. Peki bu
1:30
alarm sistemini kim yönetiyor? Yani
1:32
kontrol panelinin başında kim var?
1:34
Cevap: Vücudumuzun o inanılmaz derecede
1:37
karmaşık elektrik ağında yani sinir
1:40
sistemimizde gizli. Hadi gelin bu
1:42
otomatik pilotun nasıl çalıştığına daha
1:44
yakından bakalım. Stres dediğimizde asıl
1:47
oyuncu otonom sinir sistemi. Hani o
1:49
bizim müdahale etmediğimiz, kendi
1:50
kendine çalışan kısım. Bunu iki farklı
1:53
modu olan bir otomatik pilot gibi
1:54
düşünebilirsiniz. Bir tarafta sempatik
1:56
sistem var. Yani bizim savaş ya da kaç
1:59
modumuz. Kalp atışı hızlanır, adrenalin
2:01
tavan yapar. Tam bir acil durum modu.
2:04
Diğer tarafta ise parasempatik sistem
2:06
var. Bu da bizim dinlen ve sindir
2:07
modumuz. Her şeyi yavaşlatır,
2:09
sakinleştirir. İşte bu ikisi içimizde
2:12
sürekli bir denge kurmaya çalışıyor. Ama
2:14
durun hikaye burada bitmiyor. Hatta daha
2:17
da incelikli bir katmanı var. Daha yeni
2:19
bir teori bize bu içsel güvenlik
2:21
sistemimizin çok daha detaylı bir
2:23
haritasını veriyor. Adeta bir gizli
2:26
radar gibi. İşte bu noktada sahneye
2:29
Stephen Porges ve onun polivagal teorisi
2:32
çıkıyor ve bize nörosepsiyon diye
2:34
inanılmaz ilginç bir kavram sunuyor.
2:36
Gerçekten de bu bizim stres tepkimizi
2:39
anlamamız için yepyeni bir pencere
2:40
açıyor. Nörosepsiyonu şöyle düşünün.
2:43
Vücudunuzun bilinç dışı bir güvenlik
2:45
radarı. Siz daha ne olduğunu anlamadan
2:48
etrafı sürekli olarak güvenli mi,
2:50
tehlikeli mi diye tarıyor. Tamamen
2:53
otomatik. Peki bu gizli radar bir
2:56
tehlike sinyali yakaladığında ne oluyor?
2:58
İşte o zaman interepsiyon dediğimiz şey
3:01
devreye giriyor. Yani radarın
3:03
bulgularını bedenimizde hissetme
3:05
yeteneğimiz. O hızla çarpan kalp,
3:08
kasılan omuzlar, sıkılan biçene, işte bu
3:10
bedensel duyumları fark edebilmek
3:12
kontrolü tekrar ele almanın ilk ve en
3:15
önemli adımı. Tamam. Vücudumuzda böyle
3:17
bir otomatik pilot var. Anladık. Peki
3:20
biz manuel kontrole nasıl geçeceğiz?
3:23
Direksiyonu nasıl devralacağız? İşte bu
3:25
soru bizi doğrudan farkındalığın yi
3:27
temel tutumuna getiriyor. John Kabatzin
3:30
hani bu modern farkındalık pratiğinin
3:32
öncülerinden bütün bu pratiği tam yi
3:34
temel tutum üzerine inşa ediyor. Gelin
3:37
neymiş bunlar bir bakalım. Bunlar böyle
3:39
katı kurallar gibi değil de daha çok
3:41
birer zihinsel duruş, birer tavır gibi.
3:47
veya sabır, güven, çabasızlık, kabul. Bu
3:51
tutumlar o içimizdeki fırtına koptuğunda
3:54
dalgalara kapılıp gitmek yerine sakince
3:57
gözlem yapmamızı sağlayan birer çapı
3:59
aslında. Yalnız burada önemli bir yanlış
4:01
anlaşılmayı düzeltelim. Mesela
4:03
farkındalıktaki sabır tutumu, geleceğe
4:05
dair hiçbir plan yapmamak, pasifçe
4:08
beklemek demek değil. Kesinlikle değil.
4:11
Tam tersine planlarınızı yaparken
4:13
şimdiki anı kaçırmamak demek. İşte bu
4:16
çabasızlık dediğimiz tutumu da çok güzel
4:19
özetliyor aslında. Hani sadece amaca
4:21
odaklanmak yolculuğun kendisini
4:23
kaçırmaktır deniyor ya. Buradaki kilit
4:25
nokta şu. Bu pes etmek değil. Sadece
4:27
sonuca değil, sürecin kendisine de tam
4:29
olarak katılmak demek. Peki bu tutumları
4:32
cebimize koyduğumuzda stresle başa
4:34
çıkmak için kullanacağımız yöntemleri de
4:37
artık çok daha akıllıca seçebiliriz.
4:39
Bakın stresle başa çıkma konusunda
4:41
önümüzde aslında çok net bir yol ayrımı
4:43
var. Bir tarafta işlevsel yani sağlıklı
4:46
yöntemler duruyor. Mizah, egzersiz,
4:49
arkadaşlarla konuşmak, iyi bir uyku.
4:51
Bunlar bizi güçlendirir. Diğer tarafta
4:54
ise işlevsiz yani sağlıksız yöntemler
4:56
var. İnkar etmek, kaçınmak, duyguları
4:59
bastırmak. Bunlar da uzun vadede işleri
5:02
daha da kötüleştirir. Yani seçim tamamen
5:04
bize ait. Tabii bazen işler daha
5:06
derindir ve daha yapılandırmış bir
5:08
yardıma ihtiyaç duyarız. İşte o zaman
5:10
bilişsel davranışçı terapi yani BDT gibi
5:13
yaklaşımlar devreye giriyor. BDT temelde
5:16
düşüncelerimizi değiştirerek
5:18
davranışlarımızı değiştirebileceğimiz
5:20
fikrine dayanır. Veya diyalektik
5:22
davranış terapisi, DDT o da radikal bir
5:26
kabullenme ile değişimi bir araya
5:27
getiren çok güçlü bir sentez sunar.
5:30
Sonuç olarak bütün bu süreci anlamak
5:32
bize inanılmaz güçlü bir yetenek
5:34
veriyor. Seçim yapma yeteneği. Bu da
5:36
bizi en baştaki o kilit soruya geri
5:39
getiriyor. Strese bir sonraki tepkiniz
5:41
otomatik mi olacak yoksa bilinçli mi?
5:44
İşte şimdi bu sorunun cevabı tamamen