0:00
Dünyanın en tehlikeli işlerini düşünün.
0:02
O insanları hayatta tutan şeyin ne
0:04
olduğunu hiç merak ettiniz mi? İşte bu
0:06
gözle göremediğimiz ama hayat kurtaran
0:09
bir bilim. Hadi gelin denizin ortasından
0:11
gökyüzünün en tepesine ve okyanusun
0:14
karanlık derinliklerine uzanan bir
0:16
yolculuğa çıkalım ve bu güvenlik
0:18
sırlarının ardındaki bilimi birlikte
0:20
çözelim. Aslında bu sorunun cevabı her
0:23
gün inanılmaz riskler alan
0:24
profesyonelleri korumak için ilmek ilmek
0:27
dokunmuş prensiplerde saklı. Yani risk
0:30
yönetiminde. Gelin şimdi bu hayat
0:32
kurtaran prensiplerin ne olduğuna daha
0:34
yakından bakalım. Yolculuğumuza en
0:36
temelden yani her şeyin başladığı yerden
0:38
başlıyoruz. Risk yönetimi. İster denizin
0:41
ortasında olun ister binlerce metre
0:43
yüksekte her şeyin ama her şeyin çıkış
0:45
noktası burası. Bu yüzden ona
0:47
operasyonların gizli kahramanı diyoruz.
0:49
Peki bu işi kim yapıyor? İşte burada
0:52
devreye iş güvenliği uzmanları giriyor.
0:54
Onlar bu aşırı koşullardaki
0:56
rehberlerimiz. Öyle bir ortam düşünün ki
0:59
en ufak bir hata bir felaket demek. İşte
1:02
onların analizleri o kritik anlarda
1:04
verilen hayat kurtaran kararların ta
1:06
kendisi. Ve şimdi ilk ekstrem ortamımıza
1:09
doğru yola çıkıyoruz. En yakın karaya
1:11
yüzlerce kilometre uzakta okyanusun
1:13
ortasında duran dev bir çelik ada,
1:15
petrol platformları. Burası doğanın
1:18
acımasız gücüyle insan zekasının sürekli
1:21
bilek güreşi yaptığı bir yer. Peki
1:23
denizin yüzlerce metre altında ne var?
1:25
Sadece balıklar değil tabii. Orada
1:28
manifold gibi devasa mühendislik
1:30
harikaları var. Bunları okyanus
1:32
tabanındaki bir tür trafik kavşağı gibi
1:34
düşünebilirsiniz. Farklı kuyulardan
1:36
gelen petrolü ve gazı toplayıp tek bir
1:38
merkeze yönlendiriyorlar. Adeta
1:40
okyanusun altındaki damar sistemi
1:42
gibiler. Ve işte kontrolün kalbinin
1:45
attığı yer. Kuyu başları. Yerin
1:48
kilometrelerce altından gelen o akıl
1:50
almaz basıncı düşünün. İşte o basıncı
1:52
dizginleyen dev vanalar bunlar. Kısacası
1:55
bütün mesele bu muazzam gücü güvenli bir
1:58
şekilde ehlileştirmek. Peki etrafı suyla
2:01
çevrili bu metal yığının ortasındaki en
2:03
büyük korku ne olabilir? Elbette yangın
2:06
ve patlama. Tek bir kıvılcım. Mesela bir
2:09
kaynak makinesından çıkan ya da kazağdan
2:11
çıkan o küçücük statik elektrik hatta
2:13
gökyüzünden gelen bir şimşek hepsi bir
2:16
anda her şeyi cehenneme çevirebilir. Ama
2:18
bakın burada çok yaygın bir yanılgı var.
2:20
Onu hemen düzeltelim. Soğuk yüzeyler
2:22
sanılanın aksine bir ateşleme kaynağı
2:24
falan değildir. Hadi şimdi denizi
2:26
arkamızda bırakalım ve rotamızı
2:28
gökyüzüne, bulutların üzerine çevirelim.
2:30
Uçuş ekiplerinin her gün yüzleştiği ama
2:33
bizim asla fark etmediğimiz o görünmez
2:35
tehlikelere ve onları hayatta tutan
2:37
bilime yakından bakacağız. Bir pilot
2:39
için en büyük tehlikenin motor arızası
2:42
olduğunu düşünüyorsanız yanılıyor
2:43
olabilirsiniz. Asıl büyük risklerden
2:46
biri insan faktörü. Yani zihinsel ve
2:49
fiziksel yorgunluk. Düşünsenize bir gün
2:52
Tokyo'dasınız, ertesi gün New York.
2:54
Vücudunuzun saati şaşırmış, uyku
2:56
düzeniniz diye bir şey kalmamış. Ve
2:58
burada da bir yanlış anlaşılma var.
3:00
Mesele düzenli çalışma saatlerinin
3:02
olmaması değil. Asıl sorun bu
3:04
programların sürekli değişmesi yani o
3:07
belirsizlik hali. İşte en büyük stres
3:09
kaynağı bu. Yorgunluğun yanında bir de
3:11
gözde göremediğimiz başka tehlikeler
3:13
var. O yükseklikte atmosferin o koruyucu
3:16
kalkanı inceldiği için utuş personeli
3:19
biz yerdekilerden çok daha fazla kozmik
3:21
radyasyona maruz kalıyor. Bitmedi. Bir
3:24
de ozon gazı meselesi var. Dışarıdaki
3:26
ozon kabine sızabiliyor ve bu da
3:28
öksürük, nefes almada zorluk gibi
3:30
sıkıntılara yol açabiliyor. Peki on
3:32
binlerce metre yükseklikte nasıl rahatça
3:34
nefes alabiliyoruz? Cevap basit. Kabin
3:36
basınçlandırması. Ama ilginç olan şu ki
3:39
bu her uçakta aynı değil. Mesela
3:41
bizlerin bindiği yolcu uçaklarında kabin
3:43
sanki 2400 metredeki bir dağdaymışız
3:46
gibi ayarlanır. Ama bir savaş çetinde
3:48
durum farklı. Orada kabin 7600 metreye
3:51
ayarlanır. Çünkü pilotun ihtiyaçları ve
3:53
uçağın yapması gereken manevralar
3:55
bambaşka. Mühendislik farkı da burada
3:57
ortaya çıkıyor zaten.
3:59
Peki ya o basınçlandırma sistemi
4:01
arızalanırsa işte o zaman hipoksit
4:04
dediğimiz oksijen yetmezliği tehlikesi
4:06
baş gösterir. Boğuluyormuş gibi
4:08
hissederseniz başınız döner, ayakta
4:11
duramazsınız. Filmlerde görürsünüz hani
4:14
oksijensiz kalan kişi tatlı bir uykuya
4:16
dalar gibi olur. Unutun onu. Bu kocaman
4:19
bir efsane. Gerçekte olan tam tersi.
4:21
Uyku tamamen kaçar. Ciddi bir uykusuzluk
4:24
başlar. Gökyüzünden şimdi de yeryüzünün
4:26
en derinlerine, okyanusun karanlık ve
4:29
basınçlı dünyasına iniyoruz. Burası
4:31
belki de en yabancı, en acımasız
4:34
ortamlardan biri. Hani lisede
4:36
öğrendiğimiz o basit fizik kuralları var
4:38
ya işte burada o kurallar bir anda insan
4:41
vücudunun en büyük düşmanına
4:42
dönüşebiliyor. Sadece şu rakama bakın. +
4:45
1 bar. Bu ne demek biliyor musunuz? Suya
4:48
daldığınız her 10 metrede vücudunuzun
4:50
üzerine bir atmosfer basıncı daha
4:52
ekleniyor. Yani 100 metreye indiğinizde
4:55
üzerinizde tam 10 atmosferlik ek bir
4:57
ağırlık var. Bu kelimenin tam anlamıyla
5:00
ezici bir güç. Dalgıçların hayatı Henry
5:03
yasası gibi temel fizik kanunlarına
5:05
pamuk ipliği ile bağlı. Ama işte tehlike
5:08
de burada başlıyor. Çünkü bu yasayı
5:09
yanlış anlamak ölüm demek. Mesela
5:12
internette kısa bir arama yapsanız
5:14
karşınıza ekranda gördüğünüz gibi
5:16
tamamen yanlış hatta tehlikeli bir tanım
5:18
çıkabilir. Bu tamamen yanlış. Doğrusunu
5:21
anlamak için gazlı bir içecek şişesi
5:23
düşünün. Kapağı aniden açarsanız ne
5:26
olur? Fışkırır. İşte vurgun da tam
5:29
olarak bu. Dalgıç yüzeye çok hızlı
5:31
çıkarsa üzerindeki basınç aniden düşer.
5:34
Kanında çözünmüş olan gazlar da aynı
5:36
gazoz şişesindeki gibi bir anda
5:38
kabarcıklara dönüşür ve damarları tıkar.
5:40
İşte bu ölümcül duruma vurgun diyoruz.
5:44
Vurgun anlık bir tehlike. Ama bir de
5:46
yıllan içinde ortaya çıkan çok daha
5:48
sinsi bir düşman var. Disbarik
5:51
osteonros. Yani kemik ölümü. O yüksek
5:54
basınç kemikleri besleyen kılcal
5:56
damarları zamanla tahrip ediyor ve kan
5:58
gitmeyen kemik dokusu ölmeye başlıyor.
6:01
Bu maalesef bu işin bir nevi meslek
6:03
hastalığı. Sanki basınç yetmezmiş gibi
6:05
bir de ölümcül soğuk var. Biliyor
6:07
muydunuz? Su vücut ısısını havadan tam
6:09
25 kat daha hızlı çalar. Bu ne anlama
6:12
geliyor? Çıplak bir dalgıcın
6:14
hipotermiyeye girmeden durabilmesi için
6:16
surun en az 35 derece olması lazım. Yani
6:19
tropik bir jauzi gibi. İşte bu yüzden o
6:21
özel dalış kıyafetleri bir aksesuar
6:23
değil hayatta kalma ekipmanıdır. Peki
6:26
tüm bu karmaşık operasyonu kim
6:28
yönetiyor? İşte yine bir gizli
6:30
kahramanla karşı karşıyayız. Dalış şefi.
6:33
Onu bir orkestra şefi gibi
6:34
düşünebilirsiniz. Dalgıçlar suyun
6:37
altındaki müzisyenlerse şef yüzeydedir
6:40
ve her notanın doğru basılmasından o
6:42
sorumludur. Her bir dalgıcın hayatı onun
6:45
vereceği tek bir karara bağlıdır. Peki
6:48
denizin ortası, gökyüzünün zirvesi ve
6:51
okyanusun dibi bu üç bambaşka dünyayı
6:54
gezdik. Buradan çıkarmamız gereken ortak
6:56
ders ne? Gördük ki her bir ortamın
6:59
kendine has ölümcül bir riski ve buna
7:02
karşılık gelen altın bir kuralı var. Bir
7:04
tür güvenlik anahtarı. Hadi özetleyelim.
7:07
Petrol platformundaysanız bir numaralı
7:09
önceliğiniz ateşleme kaynaklarını
7:11
kontrol etmek. Uçaktaysanız kabin
7:13
basıncını korumak ve son olarak
7:15
dalıyorsanız o basınç değişimlerini
7:17
milim milim yönetmek. İşte bu kadar. Üç
7:20
farklı dünya, üç hayat kurtaran ilke.
7:22
Bütün bunlar aslında insanoğlunun en
7:25
zorlu şartlarda hayatta kalma sanatının
7:27
bir parçası. Ama hikaye burada bitmiyor,
7:29
değil mi? Gözümüzü hep daha öteye
7:32
dikiyoruz. Peki ya bir sonraki büyük
7:34
macera yani uzay basınc sıfır olduğu,
7:38
radyasyonun kol gezdiği o sonsuz
7:40
boşlukta bu öğrendiklerimiz işe
7:42
yarayacak mı? Bu kuralları uzay için
7:44
nasıl yeniden yazacağız? İşte bu soru
7:46
geleceğin güvenlik uzmanlarını bekliyor.