0:00
Hadi gelin bugün birlikte oldukça ilginç
0:02
bir şey yapalım. Sıradan gibi görünen
0:05
bir üniversite sınavını alıp onu
0:07
gündelik hayatımızdaki yaratıcılığın
0:09
sırlarını çözen bir anahtara
0:11
dönüştürelim. Hazırsanız bu eğlenceli ve
0:14
düşündürücü yolculuk başlıyor. Peki
0:17
sokak oyunları, spor yaparken
0:19
dinlediğimiz o mülkler hatta şu masanın
0:21
üzerindeki basit bir kahve fincanı.
0:24
Bütün bunların ortak noktası ne olabilir
0:26
ki? İşte kilit sorumuz bu. Cevabı da
0:29
birazdan birlikte çözeceğimiz o
0:31
üniversite sınavının içinde saklı. Hadi
0:34
bakalım. Bilgi yarışmamızın ilk turuyla
0:36
başlıyoruz. Bu turda oyunun temel
0:38
kurallarına ve türlerine odaklanacağız.
0:41
Zihinler hazır mı? Harika. Ve işte ilk
0:43
sorumuz geliyor. Saklambaç, ebeleme gibi
0:46
oyunları düşünün. Bu oyunları
0:48
birleştiren, onları tanımlayan o en
0:50
temel özellik sizce ne olabilir? Yani
0:53
özel bir kıyafet mi gerekiyor? Ya da
0:55
illa belli bir yerde mi oynamak lazım?
0:57
Ne dersiniz? Ve doğru cevap grup halinde
1:00
oynanmaları. Evet, asıl mesele kurallar
1:03
veya mekan değil. Bu oyunların özü tek
1:05
başına oynanamıyor olmaları. Bir
1:07
toplulukla, bir grupla anlam
1:09
kazanıyorlar. Yani işin DNA'sında
1:11
paylaşım ve etkileşim var. Gelelim bir
1:14
sonraki soruya. Bu da boş zamanlarımızı
1:17
nasıl değerlendirdiğimizle ilgili. Şöyle
1:19
bir düşünün bakalım. Bu aktivitelerden
1:21
hangisi aktif rekreasyon sayılıyor? Film
1:24
izlemek mi, hayal kurmak mı yoksa tenis
1:27
oynamak mı? İşte aradaki fark tam da bu
1:30
noktada ortaya çıkıyor. Aktif rekreasyon
1:32
dediğimiz şey tenis oynamak gibi bedenen
1:35
harekete geçmeyi, fiziksel bir çaba
1:37
göstermeyi gerektiriyor. Pasif
1:39
rekreasyon ise mesela bir film izlerken
1:42
olduğu gibi daha çok zihinsel bir
1:44
katılım istiyor. Yani biri bedeni diğeri
1:47
zihni çalıştırıyor diyebiliriz. Harika.
1:49
İlk turu tamamladık. Şimdi sıra ikinci
1:51
turda. Bedenimiz bir enstrüman olarak
1:54
bakalım bedenlerimizle nasıl ritim ve
1:56
hareket yaratıyoruz. Hani bazen farkında
1:58
olmadan yaparız ya. Elimizle alkış
2:00
tutarız. Ayağımızla yere vurarak ritim
2:03
tutarız. Parmaklarımızı şıklatırız. Peki
2:06
işte bu tekniğin özel bir adı olduğunu
2:08
biliyor muydunuz? İşte bu tekniğin adı
2:10
beden perküsyonu. Bu tanım bize şunu
2:12
hatırlatıyor. En temel, en harika
2:14
enstrümanımız aslında her zaman
2:16
yanımızda. Yani kendi bedenimiz. Drada
2:19
ve müzikte yaratıcı ifade için ne kadar
2:21
güçlü bir araç değil mi? Dans etmenin
2:23
bize neden bu kadar iyi hissettirdiğini
2:25
hiç düşündünüz mü? Bunun arkasında
2:27
tamamen biyokimyasal bir sebep yatıyor.
2:30
Bakalım bu hormonun adını tahmin
2:31
edebilecek misiniz? Cevap: Bildiğimiz
2:34
mutluluk hormonları. Dansın oritmik
2:35
hareketi var ya işte o. Beynimizde
2:38
endorfin ve serotonin salgılatıyor.
2:39
Kısacası dans etmek bilimsel olarak
2:41
kanıtlanmış bir keyif alma yöntemi.
2:43
Boşuna değimiş o is. Ve geldik 3üncü
2:45
tura. Konumuz yaratıcılığı hacklemek.
2:48
Yani yaratıcılığın arkasındaki zihniyeti
2:51
ve dünyaya biraz daha farklı bakabilme
2:53
becerisini masaya yatıracağız. Şimdi
2:56
hayal gücümüzü zorlayan bir soru.
2:58
Düşünün elinizde bir çay fincanı var ama
3:01
siz ona bir casus dürbünüymüş gibi
3:03
davranıyorsunuz. Peki bunu yapmanın asıl
3:05
faydası ne olabilir? İşte yaratıcılığın
3:08
anahtarı tam olarak burada. Mesele
3:10
nesnenin kendisi değil. Bizim zihnimizin
3:13
sınırlarını ne kadar zorlayabildiğimiz.
3:15
Bu beynimiz için adeta bir kalıpların
3:17
dışına çıkma antrenmanı gibi bir nesneye
3:19
farklı anlamlar yüklediğimizde aslında
3:22
problem çözme ve yenilikçi düşünme
3:23
kaslarımızı fena halde geliştiriyoruz.
3:26
Şimdi soruyu biraz tersten soralım.
3:28
Yaratıcı bir insanın özelliklerinden
3:30
olmayan şey ne olabilir? Bu cevap
3:32
yaratıcılığın ne olduğunu anlamamız için
3:34
bize çok önemli bir ipucu verecek. Evet,
3:36
cevap aslında çok net. Alışılmış
3:39
düşünce. Yaratıcılık dediğimiz şey o
3:42
bilindik düşünce kalıplarına sıkı sıkıya
3:44
bağlı kalmakla olmaz. Tam tersi onlardan
3:47
koptuğunuzda, esnek ve özgün olduğunuzda
3:49
ortaya çıkar. Ve geldik final turuna.
3:52
Şimdiye kadar konuştuğumuz her şeyi bir
3:54
araya toplayıp dramanın o büyük sırrını
3:56
çözeceğiz. En temel soruya hazır
3:59
mısınız? Her şeyin başladığı yere
4:01
kelimenin kökenine iniyoruz. Drama
4:04
kelimesi antik Yunancadan geliyor.
4:06
Dromenon. Peki bu kelimenin anlamı ne?
4:09
Çünkü bu anlam aslında dramanın bütün
4:12
sırrını içinde saklıyor. Dramanon yani
4:15
yapılan bir şey, gerçekleştirilen bir
4:17
eylem. İşte bu kadar basit ve bu kadar
4:19
derin. Bu tanım bize ne diyor? Drama
4:21
sadece bir şey anlatmakla ilgili değil,
4:23
bir şey yapmakla, eyleme geçmekle
4:25
ilgili. Her şey eylemde gizli. Ve işte
4:29
son sorumuz geliyor. Yaratıcı dramanın
4:31
temel amaçlarından olmayan hangisi? Bu
4:34
cevap dramanın ruhunu tek kelimeyle
4:36
özetleyecek. Tabii ki rekabeti arttırmak
4:39
değil. Çünkü yaratıcı drama temelinde
4:41
işbirliğine ve paylaşılan deneyimlere
4:43
dayanır. Amaç ben kazandım demek değil
4:46
birlikte ne yarattık diye bakmaktır. Ve
4:48
işte bilgi yarışmamızın sonunda
4:50
ulaştığımız o harika resim. Aslında
4:53
sığır falan yok. Drama karmaşık bir şey
4:56
değil. Bütün o cevapları
4:57
birleştirdiğimizde ne görüyoruz?
4:59
Yaratıcılık en temel insani
5:02
eylemlerimizden doğuyor. Birlikte
5:04
oynamak. Bedenimizi bir enstrüman gibi
5:07
kullanmak ve dünyaya alıştığımızdan
5:09
farklı bir gözle bakmak. Hepsi bu. Peki
5:12
bu sırları artık bildiğinize göre oyun
5:15
ve yaratıcılığın kapıları sizin için de
5:17
aralandı. Şimdi asıl soru şu: Siz ne