0:00
Şöyle bir düşünelim. Her gün önümüze bir
0:02
tabak yemek geliyor. Peki o yemeğin
0:05
arkasında ne var? Hangi hikayeler gizli?
0:09
İşte bugün gelin beraber tabağımızın o
0:12
görünmeyen derinliklerine inelim ve bu
0:14
hikayeleri bir bir ortaya çıkaralım. O
0:17
yüzden ilk sorumuz bu. Tabağınızda ne
0:20
saklı? Çünkü o tabak inanın bana sadece
0:23
bir yemek değil çok daha fazlası
0:26
karmaşık bir dünyanın, koskoca bir
0:28
tarihin ve kültürün son durağı. Evet,
0:32
soframızdaki her bir lokma, her bir öğün
0:35
aslında çözülmeyi bekleyen bir gizem.
0:37
Hatta belki de tek bir pirinç tanesinde
0:39
koca bir dünyayı görmek mümkün. Ama
0:41
tabii bu gizemi çözmek için öyle sıradan
0:43
bir bakış yetmez. Bize özel bir araç
0:46
lazım. İşte o aracımız tam olarak bu.
0:49
Sosyolojik imgelem. Bu kavramı sosyolog
0:52
J. Wright Mills ortaya atıyor ve diyor
0:53
ki, "Sizin o çok kişisel sandığınız,
0:56
canım çekti, aldım dediğiniz yemek
0:58
tercihiniz var ya işte o aslında kocaman
1:01
bir ağın, devasa bir sistemin parçası.
1:04
Bu bakış açısı tabağımızdaki o küçük
1:06
detayı büyük resme bağlıyor. Peki bu
1:09
sosyolojik imgelem merceğini
1:11
taktığımızda o büyük resimde ne
1:13
görüyoruz?" Şimdi yemeği tabaklarımıza
1:16
getiren o devasa makineye yani
1:18
birbiriyle sürekli çatışan iki farklı
1:20
gıda dünyasına bir bakalım. Bakın bir
1:23
tarafta yemeği adeta bir fabrika ürünü
1:25
gibi gören, üreticiyle aranıza binlerce
1:28
kilometre mesafe koyan kişiliksiz
1:30
endüstriyel model var. Diğer tarafta ise
1:34
o yemeğin kökeniyle bağ kurmamızı
1:36
sağlayan çok daha sürdürülebilir, yerel
1:39
ve samimi alternatif ağlar. Endüstriyel
1:42
sistemin en çarpıcı örneklerinden biri
1:44
de plantasyonlar. Yani devasa arazilerde
1:48
sadece tek bir ürün yetiştiriliyor. Amaç
1:51
orada yaşayan insanların karnını
1:53
doyurmak değil küresel sanayinin
1:55
hammadde ihtiyacını karşılamak ve işte o
1:58
dev makinenin belki de en tanıdık
2:00
ürünlerinden biri abur cubur. Bu gıdalar
2:03
öyle tesadüfen lezzetli değiller. Karşı
2:06
konulmaz olmaları için gıda mühendisleri
2:08
tarafından özel olarak tasarlanıyorlar.
2:11
Hatta beynimizdeki ödül merkezlerini
2:13
uyararak hafif bir bağımlılık bile
2:15
yaratıyorlar. Peki neden sadece aç
2:18
olduğumuz için değil de sürekli olarak
2:20
bu ürünleri tüketiyoruz? İşte postmodern
2:23
bakış açısı burada devreye giriyor.
2:25
Diyor ki artık tüketim bir ihtiyacı
2:28
karşılamak için değil tüketim sonu
2:30
gelmeyen bir haz, bir imaj, bir kimlik
2:34
arayışına dönüştü. Adeta bir yaşam tarzı
2:37
oldu. Endüstriyel makinedan biraz
2:39
uzaklaşalım. Şimdi gelin geçmişin
2:42
tabağımızdaki yankılarını duymak için
2:44
zamanda binlerce yıl geriye gidelim.
2:47
Çünkü bugün yediğimiz her şeyin kökleri
2:49
aslında çok ama çok derinlerde. Şöyle
2:52
bir düşünün. Mezopotamya'da o ilk
2:55
tahıllar evcilleştirilmeseydi
2:57
bugün bildiğimiz anlamda bir medeniyet
2:59
de olmayacaktı. ya da antik Çin'de icat
3:01
edilen o basit çubuklar koca bir
3:04
coğrafyanın yeme içme kültürünü
3:06
şekillendirdi ve tabii sanayi devrimi
3:08
kimin ne yiyip yiyemeyeceğini belirleyen
3:10
yepyeni sosyal sınıflar yarattı. Biliyor
3:13
musunuz tarih boyunca insanın yemekle
3:16
ilişkisini şekillendiren temel bir
3:18
gerilim var. Buna hepçilin ikilemi
3:20
diyoruz. Yani biyolojik olarak her şeyi
3:23
yiyebilme potansiyelimiz var ama bu aynı
3:26
zamanda büyük bir stres yaratıyor. Ya
3:28
zehirliyse. İşte kültür tam olarak bu
3:31
stresi yönetme sanatı. Bize neyin
3:33
yenilebilir, neyin yenilemez olduğunu
3:35
öğretiyor. Madem kültür dedik, o zaman
3:38
tarihin derinliklerinden çıkıp şimdi de
3:40
bizi her gün farkında olmadan
3:42
yönlendiren o görünmez toplumsal
3:44
kurallara yani gıdanın kültürel
3:47
kodlarına geçelim. Foodw kavramı tam da
3:50
bu durumu anlatıyor. Yani yemek sadece
3:52
besin değil. Nasıl üretildiği, kimin ne,
3:55
ne zaman yendiği ve etrafındaki bütün o
3:58
ritüelleriyle aslında başlı başına bir
4:00
kültürel dil. Mutfak kültürü de işte bu
4:03
dilin konuşulduğu o sosyal arena yani
4:05
tek bir yemeğin içinde tarladaki
4:07
üretimden sofradaki tüketime kadar
4:09
uzanan ne kadar çok sosyal katman, ne
4:11
kadar çok kural olduğunu bize
4:12
gösteriyor. Yemek aynı zamanda gücü ve
4:15
statüyü göstermek için de müthiş bir
4:18
araç. Ziyafetleri düşünün. Amaç sadece
4:20
karın doyurmak mı? Hayır. Asıl mesele ev
4:23
sahibinin ne kadar zengin, ne kadar
4:26
itibarlı olduğunu herkese göstermek. Bu
4:28
gerçekten çok ilginç bir detay, değil
4:30
mi? Osmanlı'nın son dönemlerinde yazılan
4:33
bu sofra adabı kitaplarının hedefi
4:35
sadece çatal bıçak nasıl tutuluru
4:37
öğretmek değilmiş. Çok daha derin bir
4:40
amaç var. Gündelik hayatın en temel
4:42
alışkanlıklarını değiştirerek bütün bir
4:45
toplumu batı standartlarında
4:47
modernleştirmek. İnanılmaz bir sosyal
4:49
mühendislik aslında. Tamam. Tarihin ve
4:52
kültürün derinliklerinden çıktık. Şimdi
4:55
son bir kez daha şöyle bir uzaklaşalım
4:57
ve o çok kişisel sandığımız, tabağımızı
5:00
hepimizin paylaştığı tek ev olan
5:02
gezegenimiz üzerindeki etkilerine
5:04
bağlayalım. İşte çağımızın en önemli ve
5:07
en endişe verici trendlerinden biri bu
5:10
etselleşme. Toplumlar zenginleştikçe bir
5:13
statü sembolü olarak da görülen et
5:14
tüketimi patlama yapıyor ve bu durum
5:17
gezegenimiz üzerinde gerçekten muazzam
5:19
bir baskı yaratıyor. Değişimin boyutunu
5:22
görmek gerçekten çarpıcı. Özellikle
5:25
gelişmekte olan ülkelerdeki bu et
5:27
tüketimi patlaması iklim değişikliğinden
5:29
ormansızlaşmaya, su kaynaklarının
5:31
tükenmesine kadar pek çok küresel krizi
5:34
doğrudan tetikliyor ve tüm bu analiz
5:37
bizi son bir temel gerilime getiriyor.
5:39
Bir tarafta Giresun fındığı ya da
5:42
parmezan peyniri gibi toprağıyla,
5:44
kültürüyle özdeşleşmiş, eşi benzeri
5:47
olmayan yerel kimlikler var. Diğer
5:50
taraftaya plantasyonlar gibi her şeyi
5:53
tek tipleştiren, lezzeti
5:54
standartlaştıran küresel tarımın o
5:57
devasa gücü. Artık biliyorsunuz
6:00
tabağınızdaki her lokmanın bir tarihi,
6:02
bir kültürü ve gezegenimiz üzerinde bir
6:05
etkisi var. Her biri bir hikaye
6:07
anlatıyor. Peki sizin bir sonraki
6:09
yemiğinizin anlatacağı hikaye ne olacak?