0:00
Merhaba. Bu bölümde oldukça karmaşık bir
0:02
konuya dalıyoruz. Avrupa Birliği ve
0:04
Türkiye'nin tam 60 yıllık hikayesi. Hadi
0:07
gelin bu uzun soluklu maceranın
0:09
detaylarına birlikte bakalım. Peki
0:11
Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki bu
0:14
kadar uzun ve açıkçası çetrefilli
0:16
ilişkinin arkasında yatan asıl hikaye
0:18
ne? İşte bu soru önümüzdeki dakikalarda
0:21
bizim için bir pusula olacak. Hazırsanız
0:24
başlayalım. Her şey nerede başladı?
0:26
Gelin zamanda biraz geriye gidelim.
0:28
Nereye mi? I. Dünya Savaşı'nın
0:30
yıkımından sonra küllerinden yeniden
0:33
doğmaya çalışan bir Avrupa'ya, savaş
0:35
sonrası Avrupa'da devletler çok net bir
0:37
gerçekle yüzleşti. Aşırı milliyetçiliğin
0:40
getirdiği o korkunç çıkımdan kaçınmak
0:42
için yepyeni bir yol bulmaları
0:43
gerekiyordu. Aslında bütün Avrupa
0:45
projesini ateşleyen şey de buydu. Kalıcı
0:47
bir barış arzusu. Kıta adeta bir daha
0:50
asla aynı hataları yapmamaya yemin
0:52
etmişti. Peki çözüm neydi? İşte burada
0:55
uluslarcülük diye bir kavram ortaya
0:57
atıldı. Kulağa biraz teknik gelebilir
0:59
ama mantığı aslında çok basit. Dediler
1:01
ki, "Eğer biz savaş için en kritik
1:04
kaynakları mesela kömür ve çeliği tek
1:06
kendi kontrolümüzde tutmak yerine ortak
1:08
bir otoriteye devredersek birbirimizle
1:10
savaşmamızla imkansız hale gelir. Ne
1:13
kadar zekice değil mi? İyi. Güzel de bu
1:16
barış projesi kağıt üzerinde harika
1:18
duruyor. Peki pratikte bu devasa
1:20
mekanizma nasıl işliyor? Gelin hikayenin
1:22
geri kalanını anlamak için sahnedeki ana
1:24
oyunculara yani AB'nin kilit kurumlarına
1:27
şöyle bir hızlıca göz atalım. Karşımızda
1:30
iki ana motor var. Bir tarafta Avrupa
1:33
Parlamentosu. Yani doğrudan sizin, bizim
1:35
gibi AB vatandaşlarının oylarıyla
1:38
seçilen halkın sesi olan kurum. Diğer
1:40
tarafta isa Birliğin bir nevi hükümeti
1:42
gibi çalışan Avrupa Komisyonu var.
1:45
Komisyonun özelliği üye ülkelerden
1:47
bağımsız hareket etmesi. İşte bu iki
1:50
kurum arasındaki denge AB'nin tüm
1:52
işleyişinin kalbini oluşturuyor ve tabii
1:54
ki Türkiye ile ilişkilerin seyrini de
1:56
çoğu zaman bu denge şekillendiriyor. Ve
1:58
evet tam da bu noktada hikayemizin
2:00
başrolü oyuncusu yani Türkiye sahneye
2:03
çıkıyor. Hadi bakalım Türkiye'nin bu
2:05
Avrupa serüveni nasıl başlamış? İlk
2:08
adımlar nasıl atılmış? Şu zaman
2:10
çizelgisine bakınca aslında bütün
2:12
ilişkinin özeti gibi duruyor değil mi?
2:14
Tam bir adım ileri, iki adım geri
2:17
hikayesi. 1963'te Ankara anlaşması ile
2:20
başlayan o büyük umut. Sonra 78'de
2:24
ilişkiler donuyor. 87'de tam üyelik
2:27
başvurusu gibi dev bir adım atılıyor.
2:29
Ama sadece 2 yıl sonra 89'da ilk hayır
2:33
cevabı geliyor. Bu inişli çıkışlı döngü
2:36
sanki bu hikayenin kaderi gibi. Şimdi
2:39
gelin ilişkinin belki de en ilginç, en
2:42
çelişkili yanına odaklanalım. Nedir o?
2:44
Bir anda ekonomik olarak giderek
2:46
birbirine kenetlenen iki ortak, diğer
2:49
yanda, siyasi olarak aradaki mesafenin
2:51
bir türlü kapanmaması. 1/95. Bu rakam
2:55
size ilk bakışta hiçbir şey ifade
2:57
etmeyebilir. Çok teknik bir kod gibi
2:59
duruyor. Ama aslında bu Türkiye AB
3:02
ekonomik ilişkilerinde bir devrim
3:03
niteliğindeki en önemli adımın adı. Yani
3:06
meşhur gümrük birliğini hayata geçiren o
3:08
tarihi kararın numarası. Bakın, Gümrük
3:11
Birliği kesinlikle basit bir serbest
3:13
ticaret anlaşması falan değildi. Çok
3:16
daha fazlasıydı. Türkiye bu kararla
3:18
malların serbest dolaşımı konusunda
3:20
AB'nin bütün kurallarını yani o meşhur
3:22
müktesebatı alıp kendi iç hukukunun bir
3:25
parçası yapmayı kabul etti. Bu ekonomik
3:28
anlamda atılmış en radikal ve en
3:30
bağlayıcı adımdı. İlişkideki en güçlü
3:32
ekonomik bağa da işte bu karar
3:34
oluşturdu. Ama madalyonun bir de öbür
3:36
yüzü var. Her zaman olduğu gibi ekonomi
3:39
tarafında işler iyiye giderken siyasi
3:41
alanda çatlaklar derinleşiyordu. Çok
3:44
çarpıcı bir örnek. Tam da Türkiye'nin
3:46
üyelik için başvurduğu 1987 yılında
3:49
Avrupa Parlamentosundan Ermeni sorunun
3:52
siyasi çözümü üzerine bir karar çıkıyor.
3:54
Bu aslında ileride yaşanacak siyasi
3:56
tıkanıklıkların da ilk sinyaliydi. Hadi
3:59
şimdi zamanda hızlıca bir atlayış
4:01
yapalım ve hikayenin akışını tamamen
4:03
değiştiren yolların artık çok net bir
4:05
şekilde ayrılmaya başladığı o kritik ana
4:07
gidelim. 10. Bu rakam çok önemli. Çünkü
4:11
1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'ne tam 10
4:14
üye birden katıldı. Bu AB tarihinin en
4:18
büyük, en iddialı genişleme hamlesiydi.
4:20
Ve bu genişleme dalgasıyla birlikte
4:22
Türkiye için çok hassas bir konu olan
4:24
Kıbrıs Rum yönetimi de birliğin tam
4:26
üyesi oldu. İşte bu an belki de tüm
4:29
hikayedeki en büyük kırılmalardan
4:31
biriydi. Düşünsenize bir yanda AB
4:34
tarihinin en büyük genişlemesini
4:36
kutluyor. Adeta bir bayram havası var.
4:38
Diğer yandaysa Türkiye'nin üyelik süreci
4:41
çok daha yavaş, ayrı bir kulvarda
4:43
ilerliyor. Bu manzara iki tarafın
4:46
yollarının ne kadar ayrıştığını çok net
4:48
bir şekilde gösteriyordu. Ve geldik yine
4:51
en başa. Hikayenin o meşhur paradoksuna.
4:54
Yani neye? Ekonomik olarak birbirine bu
4:57
kadar entegre olmuş devasa bir ticaret
4:59
bağıyla bağlı iki ortak ama aynı zamanda
5:02
siyasi olarak da birbirinden bir o kadar
5:04
uzak kalmış iki yapı. Peki tüm bu
5:07
anlattıklarımızdan sonra akıllardaki o
5:10
büyük soru şu: Böylesine derin ekonomik
5:12
bağlar varken AB ve Türkiye'nin siyasi
5:15
yolculuğunun bir sonraki perdesini ne
5:17
belirleyecek? Bu 60 yıllık hikayenin
5:20
yeni sayfasını giderek artan ekonomik
5:23
birliktelik mi yazacak yoksa bir türlü
5:25
aşılamayan siyasi mesafeler mi? Sanırım
5:28
bu sorunun cevabını zamanla hep birlikte