0:00
Herkese merhaba. Bu bölümde akademik
0:02
görünen bazı soruları alıp Türkiye'nin o
0:04
muhteşem turizm manzarasına doğru
0:06
heyecan dolu bir yolculuğa çevireceğiz.
0:09
Hazır mısınız? Peki bu yolculukta bizi
0:11
neler bekliyor? Hemen bakalım. Önce
0:14
Türkiye'nin o eşsiz coğrafi konumundan
0:16
başlayacağız. Sonra turizm muzeyine,
0:18
doğal güzelliklere ve tarihin
0:20
derinliklerine dalacağız. En sonunda da
0:22
tüm bu manzaraların ardındaki bilimi
0:24
konuşacağız. Hadi başlayalım. Evet, ilk
0:27
durağımız Türkiye'nin coğrafyası. Yani
0:31
bu ülkeyi dünya haritasında bu kadar
0:33
özel kılan ne? Çünkü bu sadece bir konum
0:36
meselesi değil inanın bana. Türkiye'nin
0:39
tüm turizm potansiyelinin anahtarı tam
0:41
da burada yatıyor. İşte işin sırrı bu.
0:44
Türkiye tam anlamıyla kıtaların
0:46
buluştuğu yerde. Düşünsenize Asya,
0:49
Avrupa ve hatta Afrika hepsini birbirine
0:51
bağlayan doğal bir köprü gibi. Tabii bu
0:54
durum sadece tarih kitaplarında kalmış
0:56
bir bilgi değil. Günümüzde de bu eşsiz
0:59
coğrafi avantaj Türkiye'yi uluslararası
1:02
turizmin en önemli oyuncularından biri
1:04
haline getiriyor. Yani her şey bu
1:07
konumla başlıyor. Mesela Mays turizmini
1:10
ele alalım. Yani toplantılar, teşvik
1:13
gezileri, konferanslar ve fuarlar. Bütün
1:17
bu büyük iş dünyası etkinlikleri için
1:19
İstanbul, Antalya, İzmir gibi şehirler
1:22
biçilmiş kaftan. Neden mi? E çünkü
1:25
dünyanın dört bir yanından insanları bir
1:26
araya getirmek için daha iyi bir buluşma
1:29
noktası olabilir mi? Peki bu stratejik
1:32
konum bize ne sunuyor? İşte karşımızda
1:34
Türkiye'nin o zengin turizm mozaiği. Bir
1:37
yanda elde yememiş doğal güzellikler,
1:39
diğer yanda binlerce yıllık tarih. Her
1:41
köşesi ayrı bir renk, ayrı bir doku.
1:44
Gelin bu mozeğin ilk ve en canlı
1:46
parçasına bakalım. Türkiye'nin o nefes
1:49
kesen doğal güzelliklerine, özellikle de
1:51
koruma altına alınmış olan yani milli
1:54
parklarımıza odaklanalım. Yolculuğumuza
1:56
kelivenin tam anlamıyla zirveden
1:58
başlıyoruz. Karşımızda 5137 metrelik
2:02
heybetiyle Ağrı Dağı. Biliyorsunuz bu
2:04
ikonik dağ aynı zamanda bir milli park
2:06
ve 2004'ten beri koruma altında. Ama
2:10
Türkiye'nin korunan güzellikleri sadece
2:13
dağ zirveleriyle sınırlı değil. Sakın
2:14
öyle düşünmeyin. Akdeniz'deki Torosların
2:17
en yüksek noktası olan Aladağlardan
2:20
iniyoruz ve kendimizi Beydağlarının o
2:22
meşhur sahillerinde buluyoruz. Bu
2:24
sahiller özellikle çıralı, kereta
2:26
keretalar için o kadar önemli ki onların
2:29
yuvası burası. Şimdi doğanın o harika
2:32
kucağından ayrılıp insanın bu
2:34
topraklarda bıraktığı izlere yani tarihe
2:37
doğru bir yolculuğa çıkalım. Türkiye'nin
2:39
peyzajına adeta işlenmiş olan bu mirası
2:42
farklı sit alanı kategorileri üzerinden
2:45
anlamaya çalışacağız. İlk durağımız
2:47
kentsel arkeolojik sit. Bu gerçekten
2:50
büyüleyici bir kavram. Düşünün tarih
2:52
vitrinlerin arkasında değil, cap canlı,
2:55
modern bir şehrin tam ortasında günlük
2:58
hayatla iç içe yaşıyor. Bunun en ama en
3:01
iyi örneği neresi olabilir sizce? Tabii
3:04
ki İstanbul'daki Sultan Ahmet Meydanı.
3:07
Orada attığınız her adımda Roma'nın,
3:10
Bizans'ın ve Osmanlı'nın katman katman
3:13
tarihinin üzerinde yürüyorsunuz aslında.
3:16
Şimdi de tarihi sit alanlarına bakalım.
3:19
Buralar bir milletin kaderini değiştiren
3:21
çok önemli olayların yaşandığı yerler
3:24
olduğu için özel olarak korunuyor. Adeta
3:27
tarihin canlandığı sahneler gibi. Buna
3:30
en güçlü örnek ise hiç şüphesiz Kurtuluş
3:32
Savaşı'nın en çetin mücadelelerinin
3:34
verildiği Başkomutanlık Tarihi Milli
3:37
Parkı yani modern Türkiye'nin
3:39
temellerinin atıldığı topraklar. Ve son
3:42
olarak kırsal sit alanları var.
3:44
Buralarda bize geleneksel köy
3:46
mimarisini, o özgün yaşam tarzını ve
3:49
tarımla şekillenmiş manzaraları olduğu
3:52
gibi koruyup sunuyor. Mesela Rize'deki
3:54
İkiz Dere'ye gittiğinizde tam olarak
3:56
bunu görürsünüz. O kendine has ahşap ve
3:59
taş mimarisi, yemyeşil doğasıyla o
4:02
pastorel atmosfer. İşte bu doku koruma
4:04
altında. Şimdiye kadar ne var ve nerede
4:08
var sorularına baktık. Harika yerler
4:10
gördük, değil mi? Ama şimdi biraz
4:12
duralım ve işin nasıl ve neden kısmına
4:15
bakalım. Yani tüm bu manzaraların
4:17
arkasındaki bilime, turizmi
4:19
şekillendiren teorilere bir göz atalım.
4:21
Her şey aslında çok temel bir soruyla
4:23
başlıyor. Bir yeri, herhangi bir yeri
4:26
turistlerin akın akın gitmek isteyeceği
4:27
bir destinasyona dönüştüren şey nedir?
4:30
Hangi sihirli malzemeler gerekiyor?
4:32
Uzmanlar buna 3A kuralı diyor.
4:35
Attractions yani çekicilikler,
4:37
accessibility yani ulaşılabilirlik ve
4:40
amenities yani tesisler veya hizmetler.
4:44
Düşünsenize bir yer dünyanın en güzel
4:46
yeri olabilir ama oraya gidemiyorsanız
4:49
ya da gittiğinizde kalacak bir otel,
4:51
yiyecek bir lokanta bulamıyorsanız orası
4:53
bir turizm merkezi olabilir mi? İşte bu
4:56
üçü bir saca yağı gibi. Biri olmadan
4:59
diğeri ayakta duramaz. Ve bu saca yağı
5:01
sağlam kurulduğunda yani turizm bir
5:03
yerde canlandığında inanılmaz bir şey
5:05
oluyor. Çarpan etkisi. Yani bir turistin
5:08
harcadığı para sadece otele ya da
5:10
restorana gitmiyor. O para dalga dalga
5:12
yayılarak çiftçiden taksiciye, hediyelik
5:14
eşya satandan tekstilciye kadar onlarca
5:17
farklı sektöre ulaşıyor ve bütün yerel
5:19
ekonomiyi ayağa kaldırıyor. Peki
5:22
Madyon'un bir de diğer yüzü var. Bu
5:24
ekonomik canlanma harika ama bir de
5:26
sosyal tarafı var. düşünün. Sizin sakin
5:29
kasabanız bir anda popüler bir turizm
5:31
merkezine dönüşüyor. Bu durum orada
5:34
yaşayan insanların duygularını, hayata
5:36
bakışını nasıl etkiler? İşte bu süreci
5:39
açıklayan çok ünlü bir model var.
5:41
Doxy'in rahatsızlık modeli. Bu modele
5:44
göre işler genellikle bir koşkuyla
5:45
başlıyor. Yerel halk turistlerin
5:47
gelmesinden getirdikleri paradan çok
5:49
memnun ama zamanla turizm kanıksanıyor.
5:52
Bir ilgisizlik başlıyor. Eğer kontrol
5:54
sağlanamazsa, kalabalık ve sorunlar
5:56
arttıkça bu durum rahatsızlığa ve en
5:59
sonunda da turistleri sorunların kaynağı
6:01
olarak gören bir düşmanlığa
6:02
dönüşebiliyor. Çok dikkat edilmesi
6:04
gereken bir denge bu. İşte bu yüzden
6:07
kilit nokta şu: Büyümeyi yönetmek. Her
6:10
şeyin bir anda kontrolsüzca büyümesi,
6:13
özellikle nüfusun hızla artması
6:16
altyapıyı çökertir. Sağlıksız bir
6:18
kentleşmeye yol açar. Sürdürülebilir
6:20
olan tek yol ise yavaş, kontrollü ve
6:23
stratejik yani planlı bir gelişimdir. Bu
6:26
da bizi en temel soruya geri getiriyor.
6:29
Turizm evet çok güçlü bir motor. Peki bu
6:33
motorun sürücü koltuğunda kim oturuyor
6:35
ya da kim oturmalı? Bu gücü hem
6:37
ilerlemeyi sağlayacak hem de sahip
6:39
olduğumuz değerleri koruyacak şekilde
6:41
kim yönlendirecek? İşte üzerinde
6:44
düşünmemiz gereken asıl soru bu.