Auzef Yeniçağ Felsefesi 2023-2024 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2026/04/16/yenicag-felsefesi-2023-2024-vize-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese merhaba. Bu bölümde yüzyıllardır
0:03
en parlak zihinleri bile zorlayan o
0:05
devasa sorunun peşine düşüyoruz.
0:08
Bildiğimizi peki ama nasıl biliyoruz? Bu
0:11
basit görünen soru var ya işte bu soru
0:14
düşünce tarihinin en büyük
0:16
kapışmalarından birini başlattı. Şöyle
0:18
bir durup düşünelim. Şu an bildiğiniz
0:21
her şeyin kökeni ne? Yani aklınızın
0:24
içindeki saf mantık mı yoksa
0:26
gözlerinizle görüp ellerinizle
0:28
dokunduğunuz yani hayat boyu
0:30
topladığınız deneyimler mi? İşte bütün
0:32
hikaye tam da bu soruda başlıyor.
0:35
Felsefe sahnesinde adeta iki dev takım
0:38
karşı karşıya geldi ve ikisi de hakikate
0:41
giden tek doğru yol biziz diyordu. Hadi
0:43
o zaman gelin bu iki takımı şöyle bir
0:45
yakından tanıyalım. Peki bu iki takımın
0:48
oyun planı arasındaki temel fark ne?
0:51
Bakın, rasyonalistler diyor ki, "Her şey
0:53
akılda başlar. Bizim doğuştan
0:56
getirdiğimiz fikirler vardır ve
0:57
hedefimiz mutlak, sarsılmaz bir
1:00
kesinliktir." Empiristler ise tam
1:02
tersini söylüyor. "Hayır efendim. Zihin
1:05
doğuştan bomboş bir levha gibidir ve
1:07
bütün bilgiyi duyularımızla yani
1:09
deneyimleyerek üzerine yazarız. Haydi
1:12
ilk takımla başlayalım. Rasyonalistler.
1:14
Onların sloganı basit. Zihnine güven.
1:17
Onlara göre dış dünya ve duyularımız
1:19
bizi pekala yanıltabilir. Ama en
1:22
güvenilir rehber işte o kafamızın
1:24
içinde. Aklımızın ta kendisi. Ve sahneye
1:27
iyi çıkan isim felsefenin
1:28
süperstarlarından biri. Hatta birçoğuna
1:31
göre modern felsefenin babası Rene
1:33
Descart. Descart'ın kafasında tek bir
1:36
takıntı vardı. Öyle bir hakikat
1:37
bulmalıyım ki asla ama asla şüphe
1:40
edilemesin. Sarsılmaz bir temel yani.
1:43
Peki bunu nasıl yaptı? Descart meşhur
1:45
şüphe metodunu kullandı. Her şeyden
1:47
şüphe etti. Ya duyularım beni
1:49
aldatıyorsa, ya bu beden bana ait
1:51
değilse, ya bütün dünya bir rüyaysa. Ama
1:54
tam o anda bir şey fark etti. Her şeyden
1:57
şüphe edebilirim ama bir şeyden asla. Şu
2:00
an şüphe ettiğimden. E şüphe etmek bir
2:02
düşünme eylemi. Düşünüyorsam o zaman var
2:05
olmalıyım. İşte o meşhur söz.
2:07
Düşünüyorum o halde varım. Aradığı o
2:10
sarsılmaz temel tam da buydu. Tamam.
2:12
Descart kendi varlığından artık emin.
2:15
Harika. Ama bu sadece onun düşünen
2:17
zihninin varlığını kanıtlıyor. Peki ha
2:19
dışarıdaki dünya, masam, sandalyem onlar
2:22
gerçek mi? İşte Descart burada çok
2:24
zekice bir kökrü kuruyor. Diyor ki,
2:26
"Zihnimde mükemmel bir tanrı fikri var.
2:28
Ben mükemmel olmadığıma göre bu fikri
2:31
oraya ancak mükemmel bir varlık yani
2:33
tanrının kendisi koymuş olabilir. E
2:35
Tanrı mükemmelse beni kandırıyor olamaz.
2:38
Demek ki algıladığım bu dış dünyada
2:39
gerçek olmalı. Kısacası Tanrı dış
2:42
dünyanın varlığının bir nevi garantörü
2:44
oluyor. Sırada Takım'ın bir diğer ağır
2:46
topu var. Baruk Spinoza. Spinoza'nın
2:49
hayali daha da büyüktü. Felsefi alıp
2:52
tıpkı matematik gibi kesin, net ve
2:54
tartışmasız bir yapıya oturtmak
2:56
istiyordu. Yani evrene dair aklınıza
2:58
gelebilecek her şeyi tek ve tutarlı bir
3:00
sistemle açıklama iddiasındaydı. Peki
3:03
bunu nasıl yapacaktı? İşte burada
3:05
geometrik yöntem dediği şey devreye
3:07
giriyor. Spinoza'nın yöntemi gerçekten
3:09
de eşi benzeri görülmemiş bir şey.
3:11
Başyapıtı olan etik açıp baktığınızda
3:13
karşınıza felsefi bir metin değil de
3:15
sanki bir geometri kitabı çıkar.
3:17
Tanımlar, aksiyomlar, kanıtlar her şey
3:20
adım adım ispatlanmış. Amacı emi felsefi
3:23
iddiaları 2 kere 2 4 eder kadar kesin ve
3:25
çürütülemez hale getirmek. Peki bu
3:28
muazzam sistemin kalbinde ne yatıyor?
3:31
Spinoza için cevap çok net. Her şey tek
3:34
bir tözden yani varlıktan ibaret. Bu
3:37
varlığa ister tanrı deyin ister doğa
3:39
aynı şey. Bu tek ve sonsuz varlığın
3:42
bizim görebildiğimiz iki yüzü var. Biri
3:44
düşünce yani zihin ve fikirler alemi.
3:47
Diğeri uzam yani bildiğimiz fiziksel
3:49
dünya madde. Ve bu sistemdeki en küçük
3:52
zerreden en büyük yıldıza kadar her
3:54
şeyin temel bir dürtüsü var. Konatus
3:57
yani varlığını koruma ve sürdürme
3:59
çabası. Rasyonalist takımın son yıldız
4:02
oyuncusu Godfreed Libes'e geldiğimizde
4:04
ise evren bambaşka bir şekle bürünüyor.
4:07
Lightnet gerçekliğin temel yapı taşının
4:10
ne atom ne de başka bir fiziksel şey
4:12
olduğunu söyledi. Ona göre her şey Monat
4:15
adını verdiği sonsuz sayıda minicik
4:18
ruhsal enerji merkezlerinden oluşuyordu.
4:21
Şu karşılaştırma aslında her şeyi
4:23
özetliyor. Bir yanda antik felsefenin o
4:25
bildiğimiz cansız, katı fiziksel
4:28
atomları var. Diğer yanda isa Libnez'in
4:30
monadları. Bunlar maddi değil, tinsel,
4:33
enerji dolu, canlı, adeta birer ruh
4:36
gibi. Libn'e göre evrendeki her şey yani
4:39
en basit bir taştan en karmaşık insan
4:42
zihnine kadar her şey aslında kendi
4:44
içinde bütün evreni yansıtan bu sayısız
4:46
monadın bir araya gelmesinden ibaret.
4:49
Kısacası akıl takımı için her şey
4:51
zihinde, mantıkta ve doğuştan
4:53
getirdiğimiz o ilkelerde başlıyor ve
4:56
bitiyordu. Descart mutlak kesinliğin
4:58
peşindeydi. Spinoza her şeyi geometrik
5:01
bir mantıkla açıklamak istedi. Libnis
5:03
ise evreni ruhani bir enerjiyle
5:05
doldurdu. Ama madalyonun bir de diğer
5:07
yüzü var, değil mi? Şimdi sıra rakip
5:10
takımda. Ve işte karşınızda empiristler.
5:13
Onlar rasyonalistlerin bütün iddialarına
5:16
bir dakika diyerek sahaya çıktılar.
5:18
Onlara göre zihinde doğuştan gelen
5:20
hiçbir şey yok. Zihin bomboş. Peki bilgi
5:23
nereden geliyor? Onlar için tek bir kapı
5:25
var. Gözümüz, kulağımız, burnumuz yani
5:28
beş duyumuz. Bu akımın öncüsü adeta bir
5:32
dedektif gibi çalışan İngiliz filozof
5:34
John Lock. Lok'un işi büyük cafcaflı
5:37
sistemler kurmak değildi. O daha çok bir
5:40
araştırmacı gibiydi. İnsan zihnini
5:42
masaya yatırdı ve bu makine nasıl
5:45
çalışıyor, fikirler nasıl oluşuyor diye
5:47
adım adım inceledi. Ve işte Lok'un
5:50
felsefe tarihine damga vuran o meşhur
5:53
kavramı tabla rasa yani boş levha. Bu
5:57
rasyonalistlerin doğuştan gelen fikirler
5:59
teorisinin kalbine saplanmış bir hançer
6:02
gibiydi. Lock diyordu ki tanrı mı?
6:05
Adalet mi? Sayılar mı? Unutun gitsin.
6:09
Bebekken zihnimizde bunların hiçbiri
6:11
yoktu. Hepsi ama hepsi deneyimle
6:14
sonradan yazıldı o boş levhaya. Lok'un
6:17
duruşu işte bu kadar net ve basitti.
6:19
Aklınızdaki en karmaşık fikri bile alın.
6:22
Geriye doğru takip edin. Eninde sonunda,
6:24
kökeninde ne bulursunuz biliyor musunuz?
6:26
Ya gördüğünüz bir renk, ya duyduğunuz
6:28
bir ses, ya tattığınız bir şey. Yani dış
6:30
dünyadan gelen basit bir duyu. Özetle
6:34
deneyim yoksa bilgi de yok. Bu kadar.
6:37
Lock'tdan sonra gelen George Burkley ise
6:40
empirizm fikrini alıp öyle bir noktaya
6:42
getirdi ki yani akıl almaz bir yere
6:44
taşıdı. Dedi ki madem her şey
6:47
zihnimizdeki algılardan ibaret o zaman
6:49
zihnimizin dışında bir maddenin var
6:51
olduğundan nasıl emin olabiliriz ki?
6:53
İşte Berkley'in o meşhur sarsıcı ilkesi
6:57
est perçipi yani var olmak
7:00
algılanmaktır. Düşününce çılgınca bir
7:02
fikir. Bir elmanın var olması birinin
7:05
onu görmesinden, dokunmasından yani
7:08
algılamasından ibaret. Peki o zaman
7:10
meşhur soru geliyor. Ben odadan çıkınca
7:13
yani masayı kimse görmüyorken masa yok
7:15
mu oluyor? Bley'in buna da bir cevabı
7:18
var. Hayır diyor. Yok olmuyor. Çünkü sen
7:20
bakmasan bile onu her an algılayan
7:23
devasa evrensel bir zihin var. Tanrı.
7:26
Tam da bu tartışma empiristler
7:29
rasyonalistlere karşı diye kızışmışken
7:32
sahneye öyle birisi çıktı ki empirizmin
7:34
kendi mantığını kullanarak öyle bir yere
7:37
vardı ki sadece rasyonalistleri değil
7:40
bizzat empiristlerin kendisini hatta
7:42
bilginin var olma ihtimalini bile
7:44
temelden sarstı. Bu adam İskoç filozof
7:48
David Hum'du. Hum empirizmin kurallarını
7:51
aldı ve onları sonuna kadar acımasız bir
7:54
mantıkla uyguladı ve vardığı sonuçlar
7:57
felsefe dünyasında adeta bir deprem
7:59
etkisi yarattı. Oyunun kurallarını
8:01
yeniden yazdı. İşte Hum'un o meşhur
8:04
dinamiti, nedensellik sorunu. Şöyle
8:06
soruyor: "Güneşin yarın doğacağından
8:09
nasıl bu kadar eminiz? Cevap basit değil
8:11
mi? Çünkü bugüne kadar hep doğdu." Ama
8:13
Hum diyor ki, "Durun bir dakika. Bu
8:15
sadece bir alışkanlık. Biz sadece bir
8:18
olayın A ardından hep diğer olayın B
8:20
geldiğini görüyoruz. Ama A'nın B'ye
8:23
sebep olduğunu yani ikisi arasında
8:25
zorunlu bir bağ olduğunu asla
8:27
gözlemlemiyoruz. Bu bağ diyor hum doğada
8:30
değil. Bizim zihnimizdeki bir
8:31
beklentiden, bir alışkanlıktan ibaret.
8:33
Bunu asla kanıtlayamayız. Hum'un bu
8:36
yıkıcı şüpheciliği o kadar etkili oldu
8:38
ki ondan sonra gelen felsefenin dev ismi
8:41
Emmanuel Kant'ı bile sarstı. Kant yıllar
8:44
sonra itiraf edecekti. Hum. Beni
8:46
dogmatik uykumdan uyandırdı. Yani aklın
8:49
her şeyi bilebileceğine dair o körü
8:51
körüne inancımdan beni sarstı diyor.
8:53
İşte bu felsefede yepyeni bir dönemin
8:56
başlangıç düdüğüydü.
8:58
Ve işte geldik yine en başa. Aradan
9:01
geçen 400 yıla rağmen tartışma hala
9:04
canlı. Rasyonalistlerin o saf aklı mı
9:07
yoksa empiristlerin elle tutulur
9:09
deneyimi mi? Evet. Kant bu ikisini
9:11
birleştiren muhteşem bir sistem kurmaya
9:13
çalıştı ama bu temel soru. Bu soru hala
9:16
bizimle. Peki size soralım. Siz
9:19
nihayetinde kime güvenirsiniz? Kendi
9:21
aklınızın mantığına mı yoksa
9:23
gözlerinizin gördüğüne mi? Hakikate
9:25
giden yolda sizin pusulanız hangisi
9:27
olurdu? Bence üzerine düşünmeye değer.
#Jobs & Education

