Auzef TRM218U Tarımsal Pazarlama 2024-2025 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2026/03/28/trm218u-tarimsal-pazarlama-2024-2025-vize-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Merhaba ve hoş geldiniz. Tabağınızdaki o
0:02
güzel yemeğin oraya ulaşana kadar ne
0:04
maceralardan geçtiğini hiç düşündünüz
0:06
mü? İşte bu basit sorunun arkasında
0:09
tarımsal pazarlama adını verdiğimiz
0:11
devasa karmaşık ama bir o kadar da
0:13
heyecan verici bir dünya yatıyor. Hadi
0:16
gelin bu işin perde arkasına hep
0:18
birlikte bakalım. Şimdi tarladan çatala
0:20
giden o yolculuk genellikle böyle basit
0:22
bir şemayla gösterilir değil mi?
0:24
Çiftlik, fabrika, market, sofra. gayet
0:27
basit görünüyor ama aslında o okların
0:29
her biri kendi içinde inanılmaz bir
0:31
strateji, planlama, lojistik ve hatta
0:34
kıyasıya bir rekabet demek. İşte biz
0:36
bugün tam da bu görünmeyen dünyayı, bu
0:38
gizli sistemi çözmeye çalışacağız. Peki
0:41
bu karmaşık konuyu nasıl ele alacağız?
0:43
İşte size yol haritamız. Biz buna odak
0:45
unisi diyoruz. En tepeden yani o büyük
0:48
ve kaotik pazardan başlayacağız. Sonra
0:50
huniyi yavaş yavaş daraltıp modern
0:52
tüketiciyi anlamaya çalışacağız. Oradan
0:54
daha da özele niş pazarlara ineceğiz ve
0:56
en sonunda da pazarlamanın tam kalbine
0:59
yani onu çalıştıran motora
1:00
odaklanacağız. Hazırsanız ilk
1:02
durağımızla başlayalım. Ve ilk durağımız
1:05
kaos. Aynen öyle, yanlış duymadınız. Ve
1:08
bu sadece tarıma özgü bir durum değil.
1:10
Günümüzdeki bütün işletmeler, bütün
1:12
sektörler adeta bir belirsizlik ve
1:14
karmaşa denizinde yüzüyor. Peki bu
1:16
denizde boğulmadan nasıl yolumuzu
1:18
bulacağız? İşte asıl mesele bu. Peki
1:21
pazarlamacılar bu kaosla nasıl başa
1:24
çıkıyor dersiniz? Hani derler ya bir
1:26
sorunu çözmenin ilk adımı onu
1:28
tanımlamaktır. İşte onlar da tam olarak
1:30
bunu yapmış ve bu kaosa havalı bir isim
1:33
vermişler. Vuka. Bu kısaltma aslında iş
1:36
dünyasının o dört büyük baş ağrısını
1:38
temsil ediyor. Kulağı biraz ürkütücü
1:40
geliyor farkındayım ama ne olduğunu
1:42
şimdi daha net anlayacağız. İşte
1:44
karşınızda Vuka'nın omme şu 4 tatlısı.
1:47
Düşünsenize oynaklık. Bir bakmışsınız
1:49
yem fiyatları tavan yapmış. Belirsizlik,
1:53
eee, seneye kuraklık olacak mı olmayacak
1:55
mı kim bilir? Karmaşıklık aynı anda
1:57
onlarca farklı tedarikçi, lojistik,
1:59
yönetmelik ve tabii muğlaklık. Tüketici
2:02
bugün bunu istiyor ama yarın ne
2:04
isteyeceği tam bir muamma. Yani
2:06
anlayacağınız pazarlamacılar her gün bu
2:08
dört hatlıyla ringe çıkıyor. Peki bütün
2:11
bu mücadelenin amacı ne? Tek bir kelime,
2:14
netlik. Pazarlamanın bütün olayı
2:17
Vuka'nın yarattığı o yoğun sisi bir
2:19
şekilde dağıtıp önünü görebilmek. Çünkü
2:21
çok basit bir kural var. Netlik yoksa
2:24
strateji de yoktur. Tamam, hedefimiz
2:26
netlik dedik. Ama o sise karşı
2:28
kullanacağımız en güçlü ışık kaynağı ne?
2:31
İşte o kaynak her şeyin merkezindeki
2:33
kişi, tüketici. Netliğe giden yol biz
2:37
kime satış yapıyoruz sorusunu
2:38
cevaplamaktan geçiyor. O yüzden şimdi
2:41
odak hunimizi modern tüketiciye
2:43
çeviriyoruz. Tüketiciyi anlamak için
2:45
önce insanı anlamak lazım. O yüzden
2:48
gelin en başa dönelim. Ta Mazlov'un o
2:50
meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisine.
2:52
Pazarlamanın ilk dersi şudur. İnsanın
2:55
pazarlık konusu bile yapmayacağı
2:56
ihtiyaçlarını anla. Ve bakın piramidin
2:59
en altında ne var? Ahlak, adalet gibi
3:01
yüksek kavramlar değil. Hayır. En temel,
3:04
en hayati ihtiyaçlarımız yemek, su,
3:07
uyku, nefes almak. İşte pazarlama bu
3:10
temel üzerine kuruludur. Şimdi size çok
3:12
kritik bir şeyden bahsedeceğim. Maliyet
3:15
deyince aklınıza ne geliyor? Muhtemelen
3:17
ilk olarak para yani fiyat etiketi değil
3:19
mi? Ama durun bir de madalyonun diğer
3:22
yüzü var. Davranışsal maliyet. Yani o
3:24
ürünü almak için harcadığınız efor.
3:27
Mesela organik pazara gitmek için
3:28
yaktığınız benzin. O upuzun kasada
3:31
beklediğiniz zaman sonra o ağır
3:32
poşetleri eve kadar taşımak. İşte
3:34
bunların hepsi birer maliyet ve çoğu
3:36
zaman paradan bile daha caydırıcı
3:38
olabiliyor. İyi de şirketler bizim hangi
3:41
maliyete katlanacağımızı, ne
3:43
istediğimizi falan nereden biliyor? Öyle
3:45
kahve falına bakmıyorlar tabii ki. İşte
3:48
bu gördüğünüz pazar araştırması
3:49
süreciyle adeta bir dedektif gibi iz
3:52
sürüyorlar. Önce problemi tanımlıyorlar,
3:54
sonra bir plan geliştiriyorlar ve en
3:57
kritik adım, bakın o üçüncü adım
3:59
doğrudan sahaya inip bize soruyorlar.
4:02
anketlerle, görüşmelerle veriyi bizzat
4:04
kaynağından yani bizden topluyorlar.
4:07
Harika. Artık tüketiciler hakkında bir
4:09
sürü veri topladık. Onları anladık. E
4:12
peki şimdi ne yapacağız? Gidip herkese
4:14
satış yapmaya mı çalışacağız? Kocaman
4:16
bir hayır. Pazarlamanın belki de en
4:18
önemli kuralı şudur. Herkes senin
4:20
müşterin değildir. O yüzden şimdi o
4:23
büyük pazarı alıp hunimizden geçirip
4:25
odağımızı iyice daraltacağız. Bu
4:28
daraltma işini yaparken elimizde iki
4:30
tane güçlü mercek var. Birincisi
4:32
demografik yani bu insanlar kim
4:35
sorusunun cevabı. Yaşları, gelirleri,
4:37
meslekleri gibi istatistiksel veriler.
4:40
İkinci merceğimiz ise psikografik. Bu da
4:42
bu insanlar neden satın alıyor sorusunun
4:45
cevabı. Yani yaşam tarzları, değerleri,
4:48
hobileri. İşte gerçek başarı bu iki
4:50
mercekten gelen görüntüyü üst üste
4:52
bindirip net bir hedef kitlesi fotoğrafı
4:54
çekebilmekte yatıyor. Ve bu odaklanma
4:57
bizi pazarlamanın en zekice
4:59
stratejilerinden birine götürüyor. Niş
5:02
pazarlama. Olay şu: Koca bir okyanusa ağ
5:05
atıp ne gelirse bahtıma demek yerine
5:07
balığın bol olduğu küçücük bir koy bulup
5:10
bütün enerjini oraya odaklamak. Mesela
5:13
sadece ve sadece organik ürünler satan
5:15
bir dükkan düşünün veya sadece vegan
5:18
peynir üreten bir mandara. İşte bu gücü
5:21
dağıtmak yerine tek bir noktaya
5:24
odaklamaktır. Ama durun burada bir ama
5:26
var. Her güzel fikir iyi bir niş pazar
5:29
demek değildir. Bir pazar segmentinin
5:31
işe yaraması için iki tane altın kuralı
5:33
geçmesi lazım. Bir ölkülebilirlik. Yani
5:36
o grupta kaç kişi var? Pazarın büyüklüğü
5:38
ne kadar? Bunu hesaplayabilmeniz lazım.
5:40
2. Eişilebilirlik. Tamam, harika bir
5:43
kitle buldunuz ama onlara ürününüzü ve
5:45
mesajınızı ulaştırabiliyor musunuz? İşte
5:47
bu iki soruya da evet diyemiyorsanız 10
5:50
sadece bir hayalden ibarettir. Süper.
5:52
Artık kime satış yapacağımızı biliyoruz.
5:55
E peki ürünü o kişiye nasıl
5:56
ulaştıracağız? İşte şimdi işin nasıl
5:59
kısmına geldik. Yani pazarlamanın
6:01
motorunu çalıştırıp kaputu açma ve içine
6:03
bakma zamanı. Gelin bu motoru hangi
6:06
parçalar çalıştırıyor? Yani hangi
6:08
işlevler değer yaratıyor hep birlikte
6:10
görelim. Bu motorun gördüğünüz gibi üç
6:13
ana parçası var. En büyük paya sahip
6:15
olan fiziksel işlevler yani işin
6:18
hamallığı diyebiliriz. Depolama, taşıma,
6:20
işlemi. Sonra değişim işlevleri geliyor.
6:23
Alım satımın, fiyat belirlemenin
6:25
yapıldığı kısım. Ve son olarak
6:27
kolaylaştırıcı işlevler. Bu da motorun
6:29
yağı gibi düşünün. Tüm sistemin
6:30
takılmadan pırılssızca akmasını
6:32
sağlıyor. Gördüğünüz gibi hiçbiri
6:34
diğerinden daha az önemli değil. Hadi şu
6:37
fiziksel işlevlerden birine depolamaya
6:39
yakından bakalım. Çok basit bir örnek.
6:42
Domates ne zaman çıkar? Yazın. Peki biz
6:44
ne zaman menemen yemek isteriz? Bütün
6:47
yıl. İşte depolama tam olarak bu sorunu
6:49
çözüyor. Ürünü hasat edildiği zamandan
6:51
alıp bizim ihtiyaç duyduğumuz zamana
6:53
kadar saklayarak bir zaman faydası
6:55
yaratıyor. Yani aslında bir nebi zamanı
6:58
büküyor diyebiliriz. Bir başka fiziksel
7:00
işlev de derecelendirme. Şöyle düşünün.
7:03
Tarladan bir kasa elma geldi. Hepsi aynı
7:05
mı? Tabii ki hayır. Bazısı büyük, bazısı
7:08
küçük, bazısı daha kırmızı. İşte
7:10
derecelendirme bu karmaşayı alıp bir
7:13
düzene sokma sanatıdır. Ürünleri belli
7:15
standartlara göre boyut, renk, kalite
7:17
gibi sınıflara ayırır. Böylece pazarda
7:20
herkes ne aldığını, ne sattığını bilir.
7:23
Gelelim taşımacılığa ve maliyetlerine.
7:25
Burada sizi şaşırtabilecek bir detay
7:27
var. Bir kamyon dolusu ihracatlık, en
7:29
kaliteli elmayı Adana'dan İstanbul'a
7:32
götürmenin maliyetiyle bir kamyon dolusu
7:34
belki de suyu sıkılacak ikinci kalite
7:36
elmayı götürmenin maliyeti arasında ne
7:38
fark var biliyor musunuz? Hiçbir fark
7:40
yok. Çünkü kamyon için önemli olan
7:42
içindeki ürünün değeri değil, gittiği
7:44
mesafe ürünün ağırlığı ve hacmidir. Peki
7:47
tüm bu fonksiyonlar, bu çaba ni için?
7:49
Bazen pazarlama deyince akla sürekli
7:51
indirimler, fiyat savaşları falan gelir.
7:53
Ama aslında iyi bir pazarlamanın nihai
7:55
amacı bu değil. Amaç kanlı bir savaş
7:58
alanı yaratmak yerine hem alıcı hem de
8:00
satıcı için öngörülebilir, adil ve
8:02
istikrarlı bir sistem kurmaktır. Yani
8:05
dengeyi sağlamaktır. Ve şimdi geleceği
8:08
şekillendiren bir teknolojiye geldik.
8:10
Nesnelerin interneti ya da kısaca IoT.
8:13
Nedir bu? Aslında etrafımızdaki her
8:15
şeyin akıllanıp birbiriyle konuşması
8:17
demek. Tarlanızdaki sensörün toprağın
8:20
nemini ölçüp size haber vermesinden
8:22
tutun da marketteki rafın üzerindeki
8:24
ürün azalınca depoya sinyal göndermesine
8:27
hatta evinizdeki buzdolabının sütün
8:29
bittiğini anlayıp kendi kendine sipariş
8:31
vermesine kadar uzanan bir ağdan
8:32
bahsediyoruz. Pazarlama için bunun
8:35
anlamı ne? Devasa miktarda veri ve akıl
8:37
almaz bir verimlilik. İşte bu teknolojik
8:40
devrim bizi son bir soruya getiriyor.
8:43
Düşünsenize sensörler, algoritmalar,
8:45
akıllı sistemler her şeyi bu kadar
8:47
optimize ederken pazarlamanın hangi
8:50
kısmı asla bir makineye devredilemez?
8:53
İşin hangi noktasında her zaman insana
8:55
yani bizim yaratıcılığımıza, empati
8:57
kurma yeteneğimize ve sezgilerimize
8:59
ihtiyaç duyulacak? Bu soru üzerine biraz
9:02
düşünmeye değer. Bir sonraki anlatımda
9:04
görüşmek üzere.
#Agriculture & Forestry
#Education

