0:00
Gezegeni devasa bir merdiven gibi
0:02
düşünün. En alt basamağında tek bir
0:04
yaprağın toprağa düşmesi var. En tepede
0:06
ise tüm dünyayı sarsan iklim krizi. İşte
0:09
biz bugün bu ekolojik merdiveni basamak
0:11
basamak tırmanacağız. Gelin bu yolculuğa
0:14
birlikte çıkalım. Yol haritamız da bu
0:16
beş ana basamaktan oluşuyor. Önce
0:19
yaşamın temel kurallarını anlayacağız.
0:21
Sonra merceğimizi Türkiye'ye
0:22
çevireceğiz. Ardından gezegenin yüçelen
0:25
ateşine ve sınır tanımayan kirliliğe
0:26
bakıp son olarak da koruma planlarıyla
0:29
zirveye ulaşacağız. Hadi en başa
0:31
saralım. Her şeyin başladığı o ilk
0:33
basamağa yani yaşamın temel kurallarına.
0:36
Çünkü gezegenimizdeki o karmaşık dansı
0:39
anlamak için önce adımları öğrenmemiz
0:41
gerekiyor. Şöyle düşünelim. Bir orman
0:44
aslında dev bir tiyatro sahnesi gibi. Bu
0:47
sahnede oyuncular var. Ağaçlar,
0:49
geyikler, mantarlar gibi canlı
0:51
faktörler. Bir de sahnenin kendisi var.
0:53
Su, toprak, güneş ışığı gibi cansız
0:56
faktörler. İşte ekosistem dediğimiz şey
0:58
bu oyuncularla sahnenin bitmek bilmeyen
1:01
etkileşiminden ibaret. Biliyorsunuz doğa
1:03
moşluk sevmez. Çıplak bomboş bir arazi
1:06
düşünün. Doğa için bu boş bir tualdir.
1:09
Önce öncü bitkiler gelir. Sonra kuşlar,
1:11
böcekler zamanla yerleşirler ve tabii ki
1:14
kaynaklar için bir rekabet başlar. İşte
1:16
süksesyon dediğimiz bu süreç boş bir
1:18
arazinin yavaş yavaş zengin bir ormana
1:20
dönüşmesinin inanılmaz hikayesidir. Peki
1:23
aklınıza şöyle bir soru geliyor
1:24
olabilir. Madem havadaki karbondioksit
1:27
artıyor, bu bitkiler için bir ziyafet
1:29
sofrası demek değil mi? Sonuçta
1:31
fotosentez için kullanıyorlar. Mantıklı
1:34
ama cevap o kadar da basit değil.
1:36
Anlaşılan o ki bitkiler dünyasında da
1:39
herkesin iş dahı bir değil. Mesela
1:41
pirinç ve buğday gibi C3 bitkileri bu
1:44
ekstra karbondioksiti görünce adeta
1:47
oburca tüketip hızla büyüyor. Ama mısır
1:50
ve şeker kamışı gibi C4 bitkileri zaten
1:53
o kadar verimli ki bu fazlalık onlara
1:56
pek dokunmuyor. Sanki diyette gibiler.
1:59
Bu basit fark bile gelecekte hangi temel
2:01
gıdaları daha kolay yetiştireceğimizi
2:04
belirleyebilir. Tamam teoriyi anladık.
2:06
Şimdi merdivende bir basamak yukarı
2:08
çıkalım ve bu kuralların sahada yani
2:11
Türkiye'nin kendine özgü coğrafyasında
2:13
nasıl bir tablo çizdiğine daha yakından
2:16
bakalım. Türkiye'nin ekolojik kimliğini
2:18
şekillendiren başrol oyuncusuyla
2:20
başlayalım. Şu meşhur Akdeniz iklimi. O
2:22
kavurucu sıcak yazlar ılık ve yağmurlu
2:25
kışlar. İşte bu iklim bölgedeki bitki
2:28
örtüsünden toprağın yapısına kadar her
2:30
şeyin temelini atıyor. Ve işte o iklimin
2:33
ve toprağın bize bir armağanı var.
2:35
Frigana. O mis gibi kokan kekik ve
2:38
lavanta çalılarını bir düşünün. Onlar
2:41
Akdeniz coğrafyasının adeta parfümü ve
2:44
imzası niteliğinde. Ancak Madalyonun bir
2:46
de karanlık bir yüzü var. Bu güzel
2:48
coğrafyanın topraklarının %70'inden
2:50
fazlası yani neredeyse 1te ' erozyonu
2:53
tehdidiyle karşı karşıya. Bu sadece bir
2:56
avuç toprak kaybı değil. Aynı zamanda
2:59
tarımsal verimliliğimiz ve gıda
3:00
güvenliğimiz için de çok ciddi bir
3:02
tehdit demek. Şimdi merdivende vites
3:05
büyütüyoruz. Yerelden çıkıp küresel
3:07
sahneye adım atıyoruz. Konumuz gezegenin
3:09
giderek artan ateşi, iklim değişikliği
3:12
ve enerji. Şu grafiğe bir bakın.
3:14
Gerçekten çarpıcı. Sürekli yenilenebilir
3:16
enerjiyi, temiz bir geleceği konuşuyoruz
3:18
ama rakamlar ortada. Gezegenin
3:20
elektriğini sağlamak için yaktığımız bir
3:22
numaralı yakıt hala kömür. Bu da bize
3:25
iklim değişikliği ile mücadelede ne
3:26
kadar büyük bir dağa tırmanmamız
3:28
gerektiğini gösteriyor. Peki bütün
3:30
bunlar neden bu kadar önemli? sera
3:32
etkisi yüzünden. Aslında bu etki
3:35
dünyanın doğal yalıtım battaniyesi
3:37
gibidir. Atmosferdeki bazı gazlar
3:40
gezegenden kaçmaya çalışan ısıyı tutar
3:42
ve yaşam için gerekli o ideal sıcaklığı
3:45
sağlar. Sorun şu ki bizim
3:47
faaliyetlerimiz yüzünden bu battaniye
3:49
tehlikeli derecede kalınlaşıyor ve
3:51
özellikle de çok güçlü bir sera gazı
3:53
olan metan söz konusu olduğunda suçluyu
3:56
genellikle yanlış yerde arıyoruz. İşte
3:58
asıl şüpheliler, metan emisyonlarının
4:00
şampiyonları fabrikalardan çok tarım ve
4:03
atıklarımız. Evet, yanlış duymadınız.
4:05
İneklerin sindirim sistemleri, sular
4:07
altındaki pirinç tarlaları ve dağ gibi
4:09
yığılan çöplerimiz atmosferdeki metanın
4:12
en büyük kaynakları arasında. Bu da bize
4:14
sorunun ne kadar karmaşık ve çok yönlü
4:16
olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
4:18
Geldik merdivenin öyle bir basamağına ki
4:20
sorunlar artık tek bir ülkeye sığmıyor.
4:23
Çünkü çok basit bir kural var. Dumanın
4:25
ve kimyasalların pasaportu yoktur. Sınır
4:27
ötesi kirlilik tam olarak bu demek. Yani
4:30
bir ülkede bacadan çıkan duman rüzgarla
4:33
alıp başını gidiyor ve binlerce
4:35
kilometre ötede başka bir ülkenin başına
4:37
dert oluyor. Asit yağmurları bunun en
4:40
bilinen ve en acı örneklerinden biri. Ve
4:43
bu sınır tanımayan kirliliğin sonuçları
4:45
gerçekten çok ciddi. Mesela benzen.
4:48
Sanayide sıkça kullanılan bir kimyasal
4:50
ve Uluslararası Kanser Araştırmaları
4:52
Ajansına göre insanlar için kesin olarak
4:54
kanserojen olduğu kanıtlanmış bir madde.
4:57
Peki bu kadar karamsar bir tablodan
4:59
sonra umut var mı? Elbette var.
5:02
Merdivenin en üst basamağına yani
5:04
çözümlere geldik. Şimdi odağımızı,
5:07
gezegenimizi korumak için tasarlanmış
5:09
stratejilere ve eylem planlarına
5:11
çeviriyoruz. Her şey 1987'deki o tarihi
5:15
raporla yeni bir boyut kazandı. Ortak
5:18
geleceğimiz raporu dünyaya basit ama
5:21
devrimci bir fikir sundu. Sürdürülebilir
5:23
kalkınma. Yani bugünün ihtiyaçlarını
5:26
karşılarken gelecek nesillerin haklarını
5:28
da gözeten bir kalkınma modeli. Artık ya
5:31
ekonomi ya çevre demek yerine hem
5:34
ekonomi hem çevre demenin bir yolunu
5:36
bulmalıydık. Bu yeni anlayışın somut
5:38
adımlarından biri de Ramsar sözleşmesi.
5:41
Bu anlaşma gezegenin adeta böbrekleri
5:43
sayılan sulak alanları koruma altına
5:45
alıyor. Çünkü o göller, bataklıklar ve
5:48
deltalar sadece göçmen kuşların mola
5:50
yeri değil, aynı zamanda hepimizin
5:52
içtiği suyun da sigortası. Koruma
5:54
çabaları ulusal düzeyde de
5:56
farklılaşıyor. Mesela Kazdağ bir milli
5:58
parktır ve amacı doğal peyzajı
6:00
korumaktır. Safranbolu ise tarihi
6:02
evleriyle bir kentsel sit alanıdır ve
6:04
amacı mimari dokuyu korumaktır. Yani
6:07
ikisi de korunuyor ama farklı yasalarla
6:08
ve farklı amaçlarla. Ve bu konuda sıkça
6:11
düşülen bir yanılgıyı düzeltelim. Bir
6:13
yerin milli park olabilmesi için illa şu
6:15
kadar büyük olması gerektiği gibi bir
6:17
kural yok. Asıl mesele alanın büyüklüğü
6:19
değil, taşıdığı milli ve kültürel miras
6:21
değeridir. Ve işte ekolojik merdivenin
6:25
zirvesindeyiz. Planlar masada,
6:27
anlaşmalar imzalı, yol haritaları
6:29
çizilmiş. Peki bu geleceği kim inşa
6:32
edecek? Asıl soru bu. Cevap aslında çok
6:35
basit. Hepimiz. Bu sorumluluk sadece
6:38
devletlerin veya büyük şirketlerin
6:39
değil. Bu merdivenin her bir basamağında
6:42
hepimizin bir rolü, bir sorumluluğu var.
6:44
Peki sizin rolünüz ne olacak?