0:00
Her gün gördüğümüz, okuduğumuz harflerin
0:03
ve yazı tiplerinin ardında ne kadar
0:06
inanılmaz bir yolculuk olduğunu hiç
0:08
düşündünüz mü? İşte bugün tam da bunu
0:10
konuşacağız. Metalden piksellere
0:13
kelimelerin dünyayı nasıl
0:15
şekillendirdiğini hep birlikte
0:16
keşfedelim. Peki yol haritamız nasıl?
0:20
Dört ana durağımız var. Önce her şeyin
0:22
başladığı klasik basımcılık çağına bir
0:24
göz atacağız. Sonra tüm kuralları altüst
0:27
eden yeni tipografi devrimine geçeceğiz.
0:29
Oradan postmodernizmin yaratıcı kaosuna
0:32
dalıp en sonunda da her şeyi kökünden
0:34
değiştiren dijital devrimle bu sirüveni
0:36
tamamlayacağız. Evet, hikayemiz tam 500
0:40
yıl boyunca hüküm süren bir dönemde yani
0:42
metalin ve ustalığın konuştuğu o klasik
0:45
çağda başlıyor. Aslında bugün bildiğimiz
0:48
her şeyin temeli tam da burada atıldı.
0:50
Şu isimlere ve tarihlere bir bakın.
0:53
Gerçekten de inanılmaz. Sadece birkaç 10
0:55
yıl içinde bir avuç insan yüzyıllarca
0:58
sürecek bir geleneğin temellerini
0:59
atıyor. Janson'dan Kaxton'a bu öncüler
1:02
sayesinde basılı kelime bildiğimiz
1:04
halini aldı. Her şeyi başlatanlar
1:06
onlardı. Peki bu ustalığın mirası ne
1:10
kadar büyüktü, ne kadar derindi? Şöyle
1:12
söyleyeyim. William Castl'ın tasarladığı
1:15
yazı tipleri var ya, Amerikan
1:17
bağımsızlık bildirgesini basmak için
1:19
işte o fontlar kullanıldı. Bu
1:21
tipografinin sadece estetikle ilgili
1:23
olmadığını, bizzat tarihin yazıldığı bir
1:26
araç olduğunu bize gösteren en net
1:28
kanıt. Hadi şimdi zamanda hızla ileri
1:31
saralım ve 20. yüzyıla gelelim. Çünkü
1:33
burada işler tamamen değişiyor. Adeta
1:36
bir devrim yaşanıyor. Sanayileşme, hız,
1:38
modernizm. Tasarımcılar artık o eski
1:41
ağır kuralların bu yeni dünyaya
1:43
uymadığını fark ediyor. Ve bu devrimin
1:46
bir adı vardı. Yeni tipografi. Başını da
1:49
Jean Chikold diye bir adam çekiyordu ki
1:51
kendisi bu yeni yaklaşımın adeta
1:53
kitabını yazmış bir teorisyen. Felsefesi
1:56
çok basitti. Artık süspüs yok. Sadece
1:59
işlevsellik var. Sanayi çağının o net
2:02
rasyonel ruhunu tasarıma taşıdılar. Peki
2:04
Çiçğun bu rehber ilkesi neydi? Aslında
2:07
özü şu başatlık ve bağlılık. Yani
2:10
sayfadaki hiçbir şey öylesine orada
2:13
durmamalı. Her bir elemanın net bir
2:15
görevi, bir hiyerarşisi olmalı. Her
2:18
parça birbiriyle konuşmalı ve asıl
2:20
mesajı en açık, en temiz şekilde
2:22
vermeli. İşte bakın, aradaki fark gece
2:25
ile gündüz gibi. Solda o geleneksel,
2:28
simetrik, süslü dünya, sağdaysa
2:31
asimetrik, işlevsel, sade ve net bir
2:34
anlayış. Sanki biri durağın geçmişi,
2:36
diğeri ise hızla akan geleceği temsil
2:39
ediyor. Ve bu yeni düşüncenin bir de
2:41
yıldızı vardı tabii. Futura. 1927'de
2:45
Paul Renner tarafından tasarlanan bu
2:46
yazı tipi saf geometrik şekilleriyle
2:49
modernizmin adeta sesi, yüzü, imzası
2:52
oldu. Tamam, modernizm kendi kurallarını
2:55
getirdi. Her şeyi temizledi ama sonra ne
2:57
oldu? Tabii ki bir sonraki nesil geldi
2:59
ve biz bu kuralları da sevmedik." dedi.
3:02
İşte bu noktada o modernist katı
3:04
kurallara bir isyan başladı ve ortaya
3:07
inanılmaz bir yaratıcı kaos çıktı. Bu
3:10
kaosun en önemli isimlerinden biri
3:13
1980'lerin asi çocuğu Neville Brody'ydi.
3:16
Özellikle The Face dergisi için yaptığı
3:18
işlerle resmen oyunu baştan yazdı. Peki
3:22
Brody ne yapıyordu? harflere harf gibi
3:24
davranmıyordu. Onları birer resim gibi,
3:27
birer imge gibi görüyordu. Parçalıyor,
3:29
birleştiriyor, punk estetiği ile
3:31
harmanlıyordu ve ortaya tamamen yıkıcı,
3:34
enerjik bir şey çıkıyordu. Yani
3:36
tipografiyi adeta bir rock konseri
3:38
performansına çevirdi. Harflerin sadece
3:41
okunmak için değil, aynı zamanda
3:43
hissedilmek için de var olduğunu
3:45
gösterdi. Aynı yıllarda okyanus'un öbür
3:48
tarafında Amerika'daysa başka bir öncü
3:50
vardı. April Greeman. O da bambaşka bir
3:53
devrim yapıyordu. Nasıl mı? Mintos
3:56
bilgisayarı alıp onu ana tasarım aracı
3:58
olarak kullanan ilklerden biri olarak
4:01
yepyeni bir dijital dünyanın kapılarını
4:03
aralıyordu. Grayman'ın yaptığı işe
4:06
kendisi teknosürrealizm diyordu. Yani
4:08
teknolojii ve gerçek üstücülüğü
4:10
birleştiriyordu. O temiz modernist
4:13
kuralları bir kenara atıp pikselli
4:15
dokuları, dijital kolajları, katmanları
4:17
üst üste yığarak yepyeni fütüristik bir
4:20
estetik yarattı ve bu çok önemli bir
4:23
şeyin kanıtıydı. Tasarım artık sadece
4:26
kağıt ve mürekkepten ibaret değildi.
4:28
Artık işin içinde pikseller, katmanlar
4:31
yani tamamen yeni bir dijital dünya
4:33
vardı. Ve işte geldik son durağımıza.
4:36
Belki de tüm bu hikayedeki en büyük, en
4:39
sarsıcı devrime, tipografiyi o kapalı
4:42
stüdyolardan uzmanların elinden alıp
4:45
hepimizin masasına getiren devrime,
4:48
bilgisayarlar hayatımıza girmeden önce
4:50
mesela bir afişe havalı bir başlık atmak
4:52
istediğinizde ne yapardınız? İşte o
4:54
zaman kuru aktarım ya da bilinen adıyla
4:57
letras devreye girerdi. Bir tabakadan
5:00
harfleri tek tek kağıda kazıyarak yazı
5:02
yazardınız. Hızlı bir çözümdü ama yine
5:05
de inanılmaz sabır ve el emeği
5:07
gerektiren bir işti. Ama sonra 80'lerde
5:10
öyle bir şey oldu ki masaüstü yayıncılık
5:13
yani DTC başladı ve o el emeği göz nuru
5:16
manuel süreçlerin hepsini bir anda
5:18
tarihe gömdü. Oyunun kuralları tamamen
5:21
yeniden yazılıyordu. Peki bu devrimi ne
5:24
başlattı? İşte bu kutsal üçlü Apple
5:27
Mintos bilgisayar, laser writer yazıcı
5:30
ve Pagemaker yazılımı. Bu üçü bir araya
5:33
geldiğinde tarihte ilk defa bir
5:35
tasarımcı kendi masasından bir yayını
5:37
hazırlayıp basabilir hale geldi. Bu tam
5:40
anlamıyla bir demokratikleşmeydi. Şöyle
5:42
bir düşününce 500 yıllık bir zanaatın o
5:45
ustalık gerektiren araçların bir anda
5:47
herkesin ulaşabileceği bir hale gelmesi
5:49
ne anlama geliyor? Jenson'ın o ince
5:52
işçiliğinden Brody'nin isyanına, oradan
5:55
da Mcintoş'un getirdiği o inanılmaz
5:57
güce. Tipografinin hikayesi aslında
5:59
bizim hikayemiz. teknolojinin ve
6:01
yaratıcılığın evriminin ta kendisi.
6:04
Sonuçta seçtiğimiz harfler,
6:06
kullandığımız fontlar hala bir hikaye
6:08
anlatıyor. Peki sizin anlatacağınız