TAR222U Siyasi Düşünceler Tarihi Ünite 5 — 17. Yüzyıl İngiliz Devrimleri
https://lolonolo.com/2026/03/30/tar222u-siyasi-dusunceler-tarihi-unite-5/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Şöyle bir an için gözünüzde canlandırın.
0:02
Ülkeniz iç savaşla paramparça olmuş.
0:05
Kralın kellesi halkın gözü önünde
0:07
uçurulmuş ve her yer tam bir kaos. İşte
0:10
inanamayacaksınız ama bugün bile
0:12
dünyamızı şekillendiren en temel iki
0:14
fikir yani mutlak güç ve bireysel
0:17
özgürlük tam da böyle bir enkazın
0:19
içinden doğdu. Gelin bu iki dev fikrin
0:21
nasıl çarpıştığına ve modern dünyayı
0:23
nasıl inşa ettiğine birlikte bakalım.
0:26
Olayların yaşandığı yer 17. Jeal
0:28
İngilteresi yani tam bir cadı kazanı.
0:32
Her şey Stort krallarının çıkıp bizim
0:34
gücümüz tanrıdan gelir kimse bize
0:36
karışamaz demesiyle fitillendi. Tabii ki
0:39
parlamento buna pabuç bırakmadı ve ülke
0:42
kanlı bir iç savaşa sürüklendi. Ve bu
0:44
savaşın sonunda öyle bir şey oldu ki
0:46
tarihte bir ilk yaşandı. Bir kral kendi
0:49
halkı tarafından yargılanıp idam edildi.
0:52
İşte bu korkunç kaos dönemin en parlak
0:54
beyinlerine kaçınılmaz bir soru sormaya
0:57
itti. Yani bütün kurallar yıkılırsa,
1:00
bütün otoriteler yok olursa geriye ne
1:02
kalır? İnsanları bir arada tutan şey ne
1:04
aslında? İşte Thomas Hobes ve John Lock
1:06
tam da bu sorunun peşine düştü. İkisi de
1:09
aynı kaosa tanıklık etti. Ama vardıkları
1:11
sonuçlar inanın gece ile gündüz kadar
1:13
farklıydı. Peki bu iki devin düşünce
1:16
dünyasındaki yolculuğumuzda bizi neler
1:18
bekliyor? Her şeyin başladığı o kaotik
1:21
zemine şöyle bir baktık. Şimdi insan
1:23
doğası hakkındaki temel ayrılıklarını
1:25
göreceğiz. Oradan hükümetsiz bir
1:27
dünyanın yani doğa durumunun neye
1:29
benzediğini tartışacağız. Sonra da
1:31
devleti kuran o meşhur toplum
1:33
sözleşmesine ve ortaya çıkan iki zıt
1:35
yönetim modeline odaklanacağız. En
1:37
sonunda da bu fikirlerin bugün bizim
1:39
için ne anlama geldiğine bakıp
1:41
bitireceğiz. Tamam. Hadi konunun tam
1:44
kalbine inelim. Hops ve LCK arasındaki
1:46
en büyük, en temel ayrılık aslında tek
1:49
bir sorudan kaynaklanıyor. Biz insanlar
1:52
özümüzde neyiz? İyi miyiz, kötü müyüz?
1:55
İşte bütün meselenin kilitlendiği yer
1:57
burası. Hops'a göre insan kurt gibidir,
2:00
bencildir. Tek derdi kendi çıkarıdır ve
2:02
hayatta kalmaktır. Başkalarını hep bir
2:05
tehdit olarak görür. Yani bizler için
2:07
bir arada yaşamak doğal bir şey değil,
2:09
bir zorunluluktur. Lok ise tam tersini
2:12
söylüyor. O insanın akıl sahibi
2:14
olduğuna, doğuştan gelen bir mantıkla
2:17
neyin doğru, neyin yanlış olduğunu
2:18
anlayabildiğine inanıyor. Yani içimizde
2:21
bir doğa yasası var. Bu yüzden de barış
2:23
içinde yaşama potansiyelimiz mevcut.
2:26
Peki insan doğasına dair bu kadar zıt
2:28
iki görüş bizi nereye götürüyor? İşte
2:31
şimdi işler ilginçleşiyor. Madem
2:34
insanlar böyle o zaman hiçbir kuralın,
2:36
hiçbir kanunun, hiçbir polisin olmadığı
2:39
bir dünya hayal edelim. İşte felsefede
2:42
bu hayali senaryoya doğa durumu deniyor.
2:45
Yalnız hemen belirteyim. Doğa durumu
2:48
derken tarih öncesi mali adamlarından
2:50
bahsetmiyoruz. Bu bir düşünce deneyi.
2:53
Yani eğer bugün devlet birdenbire
2:55
ortadan kalksaydı ne olurdu sorusuna
2:57
verilen felsefi bir cevap. Hops'un bu
3:00
soruya cevabı batı düşünce tarihinin
3:02
belki de en meşhur ve en ürkütücü
3:04
cümlesidir. Herkesin herkese karşı
3:07
savaşı. Ona göre bizi dizginleyecek
3:10
ortak bir güç olmazsa hayat bitmek
3:12
bilmeyen bir kaosa, bir hayatta kalma
3:14
mücadelesine dönüşür. Çünkü herkesin her
3:17
şeyi yapma hakkı varsa aslında kimsenin
3:19
hiçbir hakkı güvende değildir. Peki
3:22
nasıl bir yer bu herkesin herkese karşı
3:24
savaşı? Hops'un çizdiği tablo gerçekten
3:27
korkunç. Tarım yok, ticaret yok, sanat,
3:30
bilim hiçbir şey yok. Sadece ve sadece
3:33
sürekli bir korku ve her an vahşice
3:35
öldürülme tehlikesi var. Ve o ünlü
3:38
sözüyle özetliyor. İnsan hayatı yalnız,
3:41
yoksul, iğrenç, yabani ve kısadır. İşte
3:44
mutlak gücün olmadığı bir dünyanın
3:46
bedeli Hops'a göre budur. Şimdi bir an
3:49
durun ve madalyonun diğer yüzüne bakın.
3:52
Lock aynı soruya ne cevap veriyor? Fark
3:54
daha net olamazdı. Bir barış, iyi niyet,
3:58
karşılıklı yardımlaşma ve korunma
4:00
durumu. Lok'a göre hükümetsiz bir dünya
4:03
ille de bir savaş alanı olmak zorunda
4:05
değil. Nasıl olur bu? Lok'a göre ortada
4:08
bir meclis, bir anayasa olmasa bile
4:10
evrensel bir yasa vardır. Akıl yani doğa
4:13
yasası. Aklımız bize der ki herkes eşit
4:15
ve özgür olduğuna göre kimse kimsenin
4:17
yaşamına, özgürlüğüne ve mülküne zarar
4:19
veremez. Bakın bu çok önemli. Bu haklar
4:22
bize devlet tarafından verilmiyor. Biz
4:25
onlarla doğuyoruz. Doğa durumunun tek
4:27
bir kusuru var Lok'a göre. O da
4:29
anlaşmazlık çıktığında adaleti
4:31
sağlayacak tarafsız bir hakemin
4:32
olmaması. İşte tam bu noktada iki zıt
4:36
kutuptaki düşünürümüz birleşiyor. İster
4:39
Hops'un cehennemi olsun, ister Lok'un
4:42
ufak tefek sorunları olsun, ikisi de
4:44
doğa durumunun ideal olmadığı ve oradan
4:47
çıkmak gerektiği konusunda hemfikir.
4:50
Peki nasıl çıkacağız? Bir araya gelip
4:53
bir toplum sözleşmesi yaparak yani bir
4:55
devlet kurarak. Ama asıl mesele şu. Bu
4:58
sözleşmenin şartları ne olacak? İşte
5:01
burada yollar yine ve tamamen ayrılıyor.
5:03
Hops için tek amaç güvenlik. O ölüm
5:05
korkusundan kurtulmak. Bu uğurda
5:07
insanlar tüm özgürlüklerini her şey gücü
5:10
yeten bir egemene devrediyorlar. Ve
5:12
dikkat bu egemen yani kral ya da meclis
5:15
sözleşmenin bir parçası değil. Yani
5:17
halka hesap vermek zorunda değil.
5:19
Loktaya amaç tamamen farklı. Zaten sahip
5:22
olduğumuz doğal hakları güvence altına
5:24
almak. Bu yüzden insanlar sadece kendi
5:26
kendilerine adaleti sağlama yani suçluyu
5:29
cezalandırma hakkından vazmeçiyorlar. Ve
5:31
en önemlisi kurudan hükümet de bu
5:33
sözleşmenin bir tarafı. Yani o da
5:35
kurallara uymak zorunda. İşte bu
5:38
birbirinden tamamen farklı sözleşmeler
5:41
bizi iki bambaşka yönetim modeline
5:43
götürüyor. Bir yanda mutlak güç, diğer
5:46
yanda sınırlı ve sorumlu güç. Hops o
5:49
korkunç doğa durumundan kaçış için tek
5:51
bir reçete sunuyordu. Bütün gücü tek bir
5:54
elde toplayan, asla sorgulanamayan
5:56
mutlak bir egemen güç. Haps bu devasa
5:59
güce sahip devlet için çok manidar bir
6:02
isim bulmuştu. Leviatan tıpkı kutsal
6:05
kitaptaki o efsanevi yenilmez deniz
6:08
canavarı gibi ona karşı konulamaz. O
6:11
insanlar tarafından barışı sağlamak için
6:13
yaratılmış ölümlü bir tanrıdır. Peki bu
6:16
Levayata'nın gücü ne kadar? sınırı yok.
6:18
Tüm yasaları o yapar. Tüm davalarda son
6:21
sözü o söyler. Savaş ve barışa o karar
6:23
gelir. Hatta daha da ileri giderek hangi
6:26
fikirlerin yayılacağına, hangilerinin
6:27
sansürleneceğine bile o karar verir.
6:30
Hobs'a göre o konkünç kaostan ve
6:32
vahşetten kaçmanın bedeli işte bu mutlak
6:34
itaattir. Hops'un bu mutlakiyetçi
6:37
tablosunun tam karşısındaysa Lok'un
6:39
halkın rızasına ve belirli sınırlara
6:41
dayalı hükümet modeli duruyor. Bu
6:43
slaytta gördüğünüz şey aslında
6:46
bildiğimiz modern demokrasinin ta
6:47
kendisi. göre asıl güç yani egemenlik
6:51
halktadır. Hükümet bu gücü sadece
6:54
halktan emanet alır. Gücün kötüye
6:57
kullanılmasını önlemek içinse yasayı
6:59
yapanla uygulayan güçler birbirinden
7:01
ayrılmalıdır. Ve işte en devrimci fikir.
7:04
Eğer hükümet sözleşmeyi bozar, halkın
7:07
yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını
7:09
çiğnerse halkın o hükümete direnme ve
7:11
hatta onu devirme hakkı doğar. Güzel.
7:14
Bütün bu felsefi tartışmaları gördük.
7:16
Peki 300 küsür yıl önce yaşamış bu iki
7:19
adamın fikirleri bugün bizim için ne
7:21
ifade ediyor? Aslında modern dünyanın
7:24
siyasi DNA'sına bakıyoruz şu an. Bu iki
7:27
vizyon arasındaki gerilim bugün de devam
7:29
ediyor. Ne zaman bir devlet kamu
7:31
güvenliği ya da terörle mücadele gibi
7:33
gerekçelerle özgürlükleri kısıtlasa
7:36
aslında Hops'un önce güvenlik diyen
7:38
sesini duyuyoruz. Ne zaman anayasal
7:40
haklardan, güçler ayrılığından, şeffaf
7:43
yönetimden bahsetsek işte o zaman da
7:45
lak'ın mirasını savunmuş oluyoruz. Biri
7:48
devleti diğeri bireyi merkezi alan bu
7:50
iki fikir modern siyasetin bitmeyen
7:53
tartışmasının temelini oluşturuyor ve bu
7:56
bizi günümüzün en can alıcı sorusuna
7:58
getiriyor. İçinde yaşadığımız bu
8:00
karmaşık dünyada hangisine daha çok
8:02
ihtiyacımız var? Leviata'nın vadettiği
8:04
mutlak güvenliğe mi yoksa bireyin
8:07
vazgeçilmez özgürlüğüne mi? Bu ikisi
8:09
arasındaki doğru denge nerede? Bu 300
8:11
yıl önce sorulmuş bir soru olabilir ama
8:13
cevabını her gün aldığımız her kararla
8:16
yeniden vermek zorundayız. düşünmeye
8:18
değer.
#Education

