0:00
Merhaba. Bugün belki de birçoğumuzun
0:03
üniversite sınavlarında bir soru olarak
0:05
gördüğü karmaşık bir konuyu yani
0:08
Türkçenin ta kendisini alıp onu
0:10
büyüleyici bir yolculuğa dönüştürüyoruz.
0:12
Dilimizin derinliklerine inmeye hazır
0:14
mısınız? Peki bugünkü yol haritamızda
0:18
neler var? Hızlıca bir bakalım. önce
0:21
dilin dünyamızı nasıl şekillendirdiğine,
0:24
sonra Türkçenin o eşsiz yapı taşlarına,
0:27
kelimelerin hayal gücüne ve dilimizin
0:29
tarihteki uzun yolculuğuna değineceğiz.
0:32
En sonunda da her şeyi bir araya getirip
0:35
dili gündelik hayatta nasıl yaşadığımıza
0:37
bakacağız. Hadi başlayalım. İşe en
0:40
temelden hatta biraz felsefi bir yerden
0:42
başlıyoruz. Konuştuğunuz değil dünyayı
0:45
algılama biçiminizi gerçekten
0:46
değiştiriyor olabilir mi? Ama durun, bu
0:49
sadece felsefi bir soru değil. Aslında
0:52
bu dil bilimin tam da kalbinde yer alan
0:54
temel bir kavram. Bu fikrin bilimsel bir
0:57
adı var. Sapir Worf hipotezi. Dil
0:59
bilimci Edward Sapir'e göre dilimiz
1:02
sadece aklımızdakileri söylediğimiz bir
1:04
araç değil. Aksine o bizim gerçekliği
1:07
algılamamızı sağlayan bir çerçeve. Adeta
1:10
kültürümüzün bize verdiği sembolik bir
1:12
rehber gibi. Peki madem her dil kendi
1:15
dünyasını kuruyor, o zaman bizim dilimiz
1:18
yani Türkçe bu eşsiz dünyayı nasıl inşa
1:21
ediyor? Gelin şimdi işin mutfağına,
1:23
dilimizin temel mekaniklerine bir
1:25
bakalım. Türkçenin en temel, en
1:27
karakteristik özelliği sondan eklemeli
1:29
bir dil olması. Bunu şöyle
1:31
düşünebilirsiniz. Tıpkı Lego parçaları
1:33
gibi bir kelime kökü alıyorsunuz ve
1:35
üzerine yeni ekler yığarak yepyeni
1:37
anlamlar inşa ediyorsunuz. İşte bu
1:40
prensibi aşçıya kelimesinde çok net
1:43
görüyoruz. Bakın ne kadar basit bir
1:45
mantıkla işliyor. Kökümüz ne? Aş.
1:48
Üzerine bir meslek yapan çığ ekini
1:50
getiriyoruz. Kelime oluyor aşçı. Sonra
1:53
da ona bir yön veren a ekini koyuyoruz.
1:55
Ve işte size aşçıya tek bir kökten
1:59
eklerle bambaşka bir anlam yaratıyoruz.
2:02
Türkçenin bir de böyle kendine az çok
2:04
zarif bir iç mantığı var. Büyük ünlü
2:07
uyumu. Kural basit. Bir kelimedeki sesli
2:10
harflerin hepsi ya kalın ya da ince
2:12
olmak zorunda. Yani aynı takımda
2:15
oynamaları gerekiyor. Tabii heyecan gibi
2:17
başka dillerden aldığımız kelimeler
2:19
bazen bu kuralı deliyor. Onlar adeta
2:22
misafir oyuncu gibi. Ve tabii ki sesler.
2:25
Türkçenin ses dünyası da kendine özgü.
2:27
Mesela eski Türkçedeki o sert T sesinin
2:30
zamanla nasıl yumuşayıp d'ye dönüştüğünü
2:33
görüyoruz. Til kelimesi bugün dil olmuş.
2:36
Ya da yabancı kelimeleri nasıl kendimize
2:38
benzettiğimize bakın. İtalyanca
2:40
scarpino'yu alıp başına bir i koyarak
2:42
isarpin yapmışız. Dilimiz adeta yaşayan,
2:46
nefes alan bir organizma gibi sesleri
2:48
bile kendine uyduruyor. İyi de bu kadar
2:51
kural, bu kadar yapı. Peki bu dil nasıl
2:54
bu kadar yaratıcı olabiliyor? İşte şimdi
2:57
kelimelerin o inanılmaz hayal gücüne
2:59
dalıyoruz. Bunun adı mecaz anlam. Yani
3:02
kelimelerin sözlükteki o ilk temel
3:05
anlamlarının dışına çıkıp bambaşka
3:07
dünyalara yelken açması hali. En
3:09
basitinden çatlamak fiilini düşünelim.
3:12
İlk akla gelen ne? Bir vazo, bir bardak.
3:15
Yani fiziksel bir nesnenin yarılması
3:17
değil mi? Ama sonra biri çıkıp diyor ki
3:20
sıkıntıdan çatladım. İşte bu fiziksel
3:23
bir eylemi alıp o soyut, elle
3:25
tutulamayan bunalma hissini anlatmak
3:27
için kullanıyoruz. Bu dilin yaptığı
3:29
müthiş bir zihin sıçraması aslında. Yani
3:32
işin can alıcı noktası şu: Türkçe bir
3:35
şeyi fiziksel olarak ezmek gibi somut
3:37
eylemleri alıp bir ustanın çırağını
3:40
psikolojik olarak ezmesi gibi en
3:42
karmaşık duygusal ve sosyal durumları
3:44
ifade etmek için sürekli kullanır. Şimdi
3:48
kelimelerin bu mikro dünyasından çıkıp
3:51
biraz uzaklaşalım ve kamerayı geniş
3:53
açıya alalım. Gelin Türkçenin o büyük,
3:57
görkemli ve bir o kadar da hareketli
3:59
tarihine bir göz atalım. Türkçe tek
4:02
başına bir dil değil. Kökleri Altay dil
4:04
ailesine yani Moğolca ve Mançu, Tunguzca
4:08
gibi dillerle çok eski zamanlardan gelen
4:10
bir akrabalığa dayanıyor. Ve Türkçe
4:13
sadece alan bir dil de olmamış, aynı
4:15
zamanda çok cömert bir dil olmuş.
4:17
Düşünsenize Farsçaya neredeyse 3.000
4:20
kelime vermişiz. Bu tarihteki kültürel
4:23
etkimizin ne kadar büyük olduğunun en
4:25
net kanıtlarından biri. Bugün
4:27
konuştuğumuz modern Türkçenin ortaya
4:29
çıkışı ise oldukça bilinçli bir sürecin
4:32
sonucu. Tanzimatla başlayan o sadeleşme
4:35
fikri Serveet-i Fünun döneminde dilin
4:37
ağırlaşmasıyla bir tepki doğuruyor ve en
4:40
sonunda genç kalemlerle saf Türkçe
4:42
ideali ortaya atılıyor. Bu uzun
4:45
yolculuğun zirvesi de tabii ki Türk Dil
4:47
Kurumunun kurulması. Evet. Türk Dil
4:50
Kurumu yani TDK bizzat Atatürk
4:53
tarafından bu büyük dil devrimini
4:55
yönetmesi ve Türkçeyi bir bilim dili
4:57
haline getirmesi için kuruldu. 1932'den
5:00
beri de Ankara'dan bu önemli misyonu
5:02
sürdürüyor. Peki tüm bu yapı, tarih,
5:06
kelimeler, bütün bu yolculuktan sonra
5:09
gelelim en önemli yere. Bize yani dili
5:12
her an, her saniye yaşayan bizlere.
5:15
Şimdiye kadar dilin teorik yönlerine
5:17
baktık ama unutmayalım. dil her şeyden
5:19
önce yaşayan, nefes alan ve her gün
5:22
kullandığımız bir beceri. Peki bu
5:24
beceriler arasında en çok hangisini
5:26
kullanıyoruz dersiniz? Size bir ipucu
5:28
vereyim. Cevap konuşmak değil, yazmak
5:31
hiç değil. Hatta okumak bile değil.
5:34
Evet, doğru tahmin, dinlemek. Yapılan
5:37
araştırmalar çok net bir şey gösteriyor.
5:39
İletişim için harcadığımız zamanın en
5:42
büyük bölümünü, neredeyse yarısını
5:44
dünyayı kulaklarımızla aktif olarak
5:46
algılayarak yani dinleyerek geçiriyoruz.
5:50
Öyleyse son çıkarımız şu: Dil
5:52
aracılığıyla özellikle de dinleyerek
5:54
dünyamızın şekillenmesinde sürekli bir
5:56
katılımcıyız. O zaman asıl soru bu. Bu
5:59
yeni bilgiyle artık kendinize ve
6:01
dilinize nasıl bakacaksınız? Ve daha da
6:04
önemlisi bundan sonra neyi dinlemeyi