0:00
Merhaba, hepiniz hoş geldiniz. Bugün
0:02
masamızda çok kritik bir konu var.
0:04
Türkiye'nin dış politikası. Hani o
0:06
meşhur pusula var ya son yıllarda nereyi
0:08
gösteriyor? Gelin bu pusulayı yeniden
0:11
ayarlayan güçlere birlikte bakalım.
0:13
Yıllardır ama gerçekten yıllardır hem
0:16
içeride hem dışarıda dönüp dolaşıp aynı
0:18
soru soruluyor. Türkiye batıya sırtını
0:20
mı dönüyor? Aslında bu basit gibi
0:22
görünen soru Türkiye'nin dünyadaki yeri
0:24
ve geleceği hakkında kocaman bir
0:26
belirsizliği de içinde barındırıyor.
0:29
İşte bu tartışmanın tam kalbinde yatan
0:31
sık sık duyduğumuz bir terim var. Eksen
0:34
kayması. Peki ne demek bu eksen kayması?
0:36
En basit haliyle Türkiye'nin o
0:38
geleneksel batı yörüngesinden hani o
0:41
NATO ve Avrupa merkezi yörüngeden çıkıp
0:43
yüzünü doğudaki yeni ortaklıklara
0:45
döndüğü iddiası. Peki bu eksen kayması
0:48
lafı nereden çıktı? Bu fikri bu kadar
0:51
güçlü kılan ne? Gelin şimdi biraz daha
0:53
derine inelim. Şimdi bu eksen kayması
0:56
algısını besleyen birkaç tane somut
0:58
gelişme var. Mesela bir yanda yeni
1:01
Osmanlıcılık ya da Ortadoğululaşma gibi
1:03
kavramlar duyuyoruz. Yani Türkiye'nin
1:06
eski Osmanlı coğrafyasına, Ortadoğu'ya
1:08
daha fazla odaklanması. Ama iş sadece
1:11
kavramlarda kalmadı. Çok somut adımlar
1:14
da atıldı. Örneğin Türkiye'nin Şangay
1:16
İşbirliği örgütüne diyalog ortağı olması
1:19
batıda alarm zillerini çaldırdı
1:21
diyebiliriz. Hatta ilginçtir bu arayışın
1:24
sinyalleri ta 2002'de yani çok daha önce
1:27
üst düzey bir generalin Rusya ve İran'la
1:30
yeni yollar aramalıyız demesiyle
1:31
verilmişti. Aslında eksen kayması
1:34
diyoruz ama bir şeyden kaymak için önce
1:36
bir eksende olmanız gerekir değil mi?
1:38
İşte Türkiye için o ana eksen her zaman
1:41
batıydı ve bu eksenin de en önemli
1:43
çıpası Avrupa Birliğiydi. Gelin şimdi o
1:46
ilişkiye, o biraz yorgun düşmüş
1:48
ortaklığa bir bakalım. Türkiye'nin AB
1:51
macerası gerçekten de uzun inişli
1:53
çıkışlı bir yolculuk. Her şey 1987'de
1:56
tam üyelik başvurusuyla başladı. Yıllar
1:58
geçti. 1999'da aday ülke statüsü geldi.
2:01
En büyük heyecan ise 2005'te resmi
2:04
müzakereler başladığında yaşandı. Herkes
2:06
çok umutluydu ama o rüzgar çok uzun
2:08
sürmedi ve bir noktadan sonra her şey
2:10
yavaşlamaya hatta durma noktasına
2:12
gelmeye başladı. Peki ne oldu da işler
2:15
sarpa sardı? Belki de en temel
2:18
anlaşmazlık beklentilerdeydi. Türkiye
2:20
masaya tam üyelik hedefiyle oturmuştu.
2:22
Ama AB'nin özellikle de Almanya ve
2:25
Fransa gibi devlerinin aklında başka bir
2:27
şey vardı. İmtiyazlı ortaklık. Yani tam
2:29
üye olma ama yakın olalım gibi bir
2:31
formül. E tabii bu teklif Ankara için
2:34
büyük bir hayal kırıklığı demekti. İşte
2:36
o hayal kırıklığından sonra özellikle
2:39
2013'ten itibaren ilişkilerin rengi
2:41
tamamen değişti. Uzmanlar bu döneme
2:43
durgunluk dönemi diyor. Yani o büyük
2:46
vizyonlar, entegrasyon hayalleri bir
2:47
kenara bırakıldı. İlişki daha çok alver
2:50
esasına dayanan, daha işlemsel bir şeye
2:52
dönüştü. Büyük hedefler yerine günlük
2:55
pratik sorunları çözelim yeter moduna
2:57
girildi. Bugün AB ile masaya
2:59
oturduğumuzda konuştuğumuz konulara bir
3:01
bakın. vize serbesttisi, göçmenlerin
3:04
durumu yani geri kabul anlaşması,
3:06
Avrupa'nın yeşil mutabakatına nasıl uyum
3:08
sağlayacağımız. Gördüğünüz gibi konular
3:10
hep böyle teknik, spesifik meseleler. O
3:13
büyük stratejik ortaklık vizyonundan
3:15
ziyade daha çok bir tür kriz yönetimi ve
3:17
mecburi işbirliği hali var ortada. Şimdi
3:21
Türkiye'nin dış politika pusulası bir
3:23
anda AB ile böyle gelgitler yaşarken
3:26
bazı konularda ibre milim oynamıyor.
3:28
İşte o konulardan biri belki de en
3:31
önemlisi Kıbrıs meselesi. Türkiye'nin
3:33
onlarca yıldır değişmeyen kırmızı
3:36
çizgisi diyebiliriz. Türkiye'nin Kıbrıs
3:39
politikasını anlamak için bu dört temel
3:41
ilkeyi bilmek şart. Bunlar zamanla o
3:43
kadar kemikleşmiş ki adeta Ankara'nın
3:46
Kıbrıs anayasası haline gelmiş. Nedir
3:48
bunlar? İki toplumun siyasi eşitliği
3:50
olacak. Biri diğerine hükmedemeyecek.
3:52
1960 Garanti Anlaşması devam edecek ve
3:55
en önemlisi üniter bir devlet modeli
3:58
asla kabul edilmeyecek. İşte o son madde
4:01
yani çözüm üniter bir devlet olamaz
4:03
ilkesi belki de her şeyin kilitlendiği
4:05
nokta. Ankara'nın en büyük endişesi
4:08
üniter bir devlette Rum tarafının
4:09
yönetimi tamamen ele geçirmesi. Bu
4:11
yüzden diğer tüm detaylar belki masada
4:14
konuşulabilir ama bu kesinlikle
4:16
müzakereye kapalı bir kırmızı çizgi.
4:18
Peki konuştuk. Eksen kaydı dedik. AB
4:21
dedik. Kıbrıs dedik. İyi de bu kararları
4:24
kim veriyor? Yani dümeni kim tutuyor? Bu
4:27
yeni ve daha iddialı dış politikayı
4:29
kimler şekillendiriyor? Türkiye'de dış
4:32
politika sahnesindeki oyuncular son 40
4:34
yılda inanılmaz bir değişim yaşadı.
4:37
Bakın 80'ler öncesine sahada kimler var?
4:39
Dışişleri Bakanlığı, Türk Silahlı
4:41
Kuvvetleri ve Milli Güvenlik Kurulu.
4:44
Yani bir avuç devlet eliti. Ama
4:46
80'lerden sonra sahneye yeni oyuncular
4:49
çıkıyor. Sivil toplum kuruluşları, iş
4:51
dünyası ve tabii ki gücü giderek artan
4:54
bir parlamento. Parlamentonun gücünü
4:56
gösteren en net, en tarihi an ise hiç
5:00
şüphesiz 2003'teki 1 Mart tezkeresi
5:02
oylamasıdır. Hatırlarsınız tezkere ABD
5:06
askerlerinin Irak'ı işgal etmek için
5:08
Türkiye topraklarını kullanmasına izin
5:10
veriyordu. Ama meclis ne yaptı? hem
5:13
kendi hükümetinin isteğine hem de en
5:15
büyük NATO müttefikinin talebine hayır
5:18
dedi. İşte o gün parlamentonun dış
5:21
politikada ne kadar kritik bir veto gücü
5:23
olabildiğini herkes görmüş oldu.
5:26
Analistler bu karmaşık yapıyı anlamak
5:28
için farklı modellere başvuruyorlar.
5:30
Mesela rasyonel aktör modeli diyor ki,
5:32
"Devlet tek bir akıl gibidir. Oturur,
5:35
kar zarar hesabı yapar ve kararını
5:37
verir. Bürokratik siyaset modeli ise
5:39
hayır. Politika dediğin şey bakanlıklar,
5:42
istihbarat teşkilatları gibi kurumların
5:44
kendi aralarındaki pazarlıkların bir
5:46
sonucudur." diyor. Bir de örgütsel süreç
5:48
var ki o da kararların aslında alt
5:50
düzeydeki bürokratların alıştıkları
5:52
standart prosedürleri uygulamasıyla
5:54
ortaya çıktığını savunuyor. İşte bu
5:57
aktörlerin çeşitlenmesi, kendine güvenin
5:59
artması Türkiye'nin dış politikasını
6:01
daha nasıl diyelim? Daha iddialı bir
6:04
hale getirdi. Analistlerin bu dönemi
6:06
tanımlamak için kullandığı bir terim
6:08
var. Zorlayıcı bölgesel güç. Bu ne
6:11
demek? Özellikle 90'larda soğuk savaş
6:14
bitmiş, yeni bir dünya kurulurken
6:16
Türkiye'nin hedeflerine ulaşmak için
6:18
askeri gücünü bir sopa gibi kullanmaktan
6:20
çekinmediği bir strateji izlemesi demek.
6:23
Peki geldik sona. Elimizde ne var?
6:26
yönünü arayan bir pusula, değişen bir
6:28
oyun kitabı ve sahneye çıkan yeni
6:30
oyuncular. Bütün bunlarla birlikte
6:32
Türkiye'nin bir sonraki hamlesi ne
6:34
olacak? Rotasını nereye çevirecek? İşte
6:37
bu soru sadece bizim değil bütün
6:39
bölgenin ve hatta küresel dengelerinde
6:41
geleceğini belirleyecek. Sanırım
6:43
cevabını da hep birlikte yaşayarak