0:00
Herkese merhaba. Finansal yönetim kulağa
0:02
biraz karmaşık gelebilir, değil mi? Ama
0:04
aslında olay her işletmenin dilini
0:06
çözmemizi sağlayan bir dizi araca sahip
0:08
olmak. Bu analizde en temel soruları
0:10
sorarak bu araçların ne işe yaradığını,
0:12
bir şirketin sağlığını nasıl ölçtüğümüzü
0:15
hep birlikte hızlıca çözeceğiz.
0:17
Hazırsanız hadi başlayalım. Ve işte en
0:20
temel, en kilit soruyla başlıyoruz.
0:22
Düşünün ki bir şirketin finans
0:24
yöneticisiniz. Her sabah o ofise
0:27
geldiğinizde masanızdaki onca işin, onca
0:30
rakamın arkasındaki nihai hedef ne?
0:33
Sadece kar etmek mi? Satışları patlatmak
0:35
mı yoksa olay çok daha farklı bir şey
0:37
mi? Ve işte cevap: hissedar servetini en
0:40
üst düzeye çıkarmak. Bakın bu sadece kar
0:43
etmekten çok daha derin bir anlam
0:45
taşıyor. Çünkü bu hedef işin içine uzun
0:48
vadeli değeri, riski ve en önemlisi
0:51
nakit akışını da katıyor. Yani asıl
0:54
mesele şirketi sadece bugün değil
0:56
gelecekte de daha değerli, daha sağlam
0:59
kılmak. İyi de karla servet arasında ne
1:02
fark var ki diyebilirsiniz. İşte o fark
1:05
inanın bana devasa. Kar maksimizasyonu
1:08
bazen körü körüne olabilir. Kısa vadeye
1:10
odaklanıp büyük riskleri görmezden
1:12
gelebilir. Ama servet maksimizasyonu hep
1:15
şunu sorar. Tamam bu karı elde ettik ama
1:18
ne kadar risk alarak ve bu kar
1:20
sürdürülebilir mi? İşte bu yüzden modern
1:22
finansın odak noktası her zaman
1:24
servettir. Tamam hedefi anladık. Uzun
1:27
vadeli değer yaratmak. Peki bir şirketin
1:29
bu hedefe doğru giderken ne kadar
1:31
sağlıklı olduğunu nasıl anlarız? Tıpkı
1:33
bir doktorun nabzımızı ölçmesi,
1:35
tansiyonumuza bakması gibi bizim de
1:37
şirketlerin finansal hayati değerlerini
1:39
ölçen harika araçlarımız var. İşte
1:42
hayati sorulardan ilki belki de en
1:44
önemlisi. Bir şirketin kısa vadede
1:46
ayakta kalıp kalamayacağını nasıl
1:48
anlarız? Yani tedarikçilerine,
1:50
çalışanlarına, bankalara olan borçlarını
1:53
zamanında ödeyecek gücü var mı? Bu
1:54
sorunun cevabı tek bir kelimede gizli.
1:56
Likidite. İlk teşhis aracımız cari oran.
2:00
Aslında çok basit bir mantığı var. diyor
2:02
ki şirketin bir yıl içinde ödemesi
2:04
gereken her 1 liralık borcuna karşılık
2:07
kasasında ya da kolayca paraya
2:08
çevirebileceği ne kadar varlığı var?
2:11
Eğer bu oran 1in üzerindeyse genellikle
2:13
derin bir nefes alabiliriz. Bu basit ama
2:16
gerçekten güçlü bir ilk sağlık kontrolü.
2:19
Peki bu oran yeterli mi? Her zaman
2:21
değil. İşte burada devreye daha katı,
2:24
daha acımasız bir test giriyor. Asit
2:27
test oranı. Peki neden daha katı? Çünkü
2:30
denklemden stokları yani depodaki
2:32
ürünleri çıkarıyor. Şunu soruyor
2:34
aslında. Her şey kötü giderse ve acil
2:36
nakta ihtiyacın olursa o depodaki
2:38
malları hemen satıp paraya çevirebilir
2:40
misin? Stoklar her zaman o kadar hızlı
2:43
nak dönmeyebilir. İşte bu yüzden bu oran
2:45
bize daha net bir anlık resim sunar.
2:48
Varlıklarınızın olması harika bir şey
2:50
evet ama o varlıkların ne kadar hızlı
2:52
bir şekilde size nakit olarak geri
2:53
döndüğü çok daha önemli. Yani artık
2:56
durağan bir fotoğrafa bakmaktan çıkıp
2:58
işlerin ne kadar hızlı aktığına yani
3:00
filmin kendisine odaklanıyoruz. Ve işte
3:03
karşınızda nakit dönüşüm döngüsü. Ben
3:05
buna nakitten nakte yarış pisti demeyi
3:07
seriyorum. Bu döngü şirketin hammadde
3:10
için cebinden para çıktığı günden
3:12
sattığı ürünün parasını tahsil edip
3:14
kasasına geri koyduğu güne kadar geçen
3:16
süreyi ölçer. Bu pist ne kadar kısaysa
3:18
yani parayı ne kadar hızlı çeviriyorsa
3:21
şirketin likiditesi yani nakit gücü o
3:23
kadar yüksek demektir. Şimdi de finansta
3:26
hem kahraman hem de kötü adam olabilen
3:29
bir kavrama geliyoruz. Kaldıraç tıpkı
3:32
bir levye gibi küçük bir gücü devasa bir
3:35
sonuca dönüştürebilir. Ama dikkat bu iki
3:37
ucu keskin bir kılıçtır. Kazançları
3:40
büyüttüğü gibi kayıpları da aynı hızla
3:42
büyütebilir. Temelde iki tür aldıraç
3:44
var. Biri fabrikanızın kirası gibi sabit
3:47
maliyetlerinizden gelir. Buna faaliyet
3:49
kaldırıcı diyoruz. Satışlarınızdaki
3:51
küçücük bir artış bu sabit maliyetler
3:54
sayesinde faaliyet karınızı bir anda
3:56
roketleyebilir. Diğeri ise bankadan
3:58
çektiğiniz krediden yani borçtan gelir.
4:01
Bu da finansal kaldıraç. Bu da borcun
4:03
gücünü kullanarak hisse başına düşen
4:05
karı nasıl arttırabileceğinizi gösterir.
4:08
Kaldıracı konuştuysak mecburen başa baş
4:11
noktasını da konuşmalıyız. Bu şirketin
4:14
ne kar ne de zarar ettiği yani tüm sabit
4:17
ve değişken masraflarını tam olarak
4:19
karşıladığı sihirli satış seviyesidir.
4:22
Bu noktanın üzerine çıktığınız anda
4:24
sattığınız her bir ürün artık doğrudan
4:26
karhanenize yazılır. Şimdiye kadar
4:28
şirketin makine dairesindeydik. Artık
4:31
kaptan köşküne yani büyük ve stratejik
4:34
kararların alındığı yere çıkıyoruz.
4:36
Şirketler büyümek, yeni fabrikalar
4:38
kurmak, yeni pazarlara girmek için
4:40
gereken parayı nasıl bulurlar? İşte
4:42
milyon dolarlık stratejik soru. Diyelim
4:45
ki şirketinizin büyük bir yatırım için
4:47
paraya ihtiyacı var. Kapıyı ilk kime
4:49
çalarsınız? Kendi kasanıza mı
4:51
bakarsınız? Bankaya mı gidersiniz yoksa
4:54
yeni ortaklar mı ararsınız? Bu kararın
4:56
arkasında çok önemli teoriler var. Evet.
4:59
Genellikle belirli bir sıralama takip
5:01
ederler. Buna finansman hiyerarşisi
5:03
teorisi deniyor. Ve kural aslında çok
5:05
basit. Önce kasandaki parayı yani kendi
5:08
biriktirdiğin karları kullan. Neden?
5:10
Çünkü en ucuzu ve en kolayı bu. O
5:13
yetmedi mi? Git borç al. O da mı olmadı
5:15
ya da daha fazlası mı lazım? İşte o
5:17
zaman en son çağ olarak şirketinden yeni
5:20
bir parça sat. Yani yeni hisse senedi
5:22
çıkar. İşte şimdi modern finansı
5:25
kökünden sarsan Nobel ödülleri
5:26
kazandırmış o derin soruya geliyoruz.
5:29
Şirketinizi finanse etme şekliniz yani
5:31
ne kadar borç, ne kadar öz kaynak
5:33
kullandığınız şirketinizin toplam
5:35
değerini, piyasadaki ederini etkiler mi?
5:38
İki dahi ekonomist Modigliani ve Miller
5:41
meşhur pasta teoremiyle bu soruya cevap
5:43
veriyor. Diyorlar ki mükemmel bir
5:45
dünyada, vergilerin olmadığı bir dünyada
5:47
bir şirketin değeri onun varlıklarının
5:49
yarattığı değerdir. O varlıkları finanse
5:51
etmek için pastayı nasıl dilimlediğiniz
5:53
yani borç mu, öz kaynak mı kullandığınız
5:56
pastanın toplam büyüklüğünü değiştirmez.
5:58
Ama tabii ki biz mükemmel bir dünyada
6:00
yaşamıyoruz. Ve en büyük farkı yaratan
6:03
şey ne? vergiler. Çünkü devlet diyor ki,
6:06
"Eğer borç alırsan ve bunun için faiz
6:08
ödersen o faizi gider olarak gösterip
6:11
daha az vergi ödeyebilirsin." İşte bu
6:14
durum borçlanmaya bir vergi kalkanı
6:16
avantajı sağlıyor ve o pasta
6:18
dilimlerinin birdenbire ne kadar önemli
6:19
olduğunu bize gösteriyor. Evet, şimdiye
6:22
kadar baktığımız tüm bu araçları,
6:24
oranları, teorileri bir araya getirelim
6:26
ve büyük resimde bunların ne anlama
6:28
geldiğini özetleyelim. O halde aklımızda
6:30
kalması gerekenler şunlar. Unutmayın
6:32
asıl hedef kısa vadeli karlar değil
6:35
şirketin uzun vadeli değerini
6:36
artırmaktır. Oranlar sizin röntgen
6:39
filminizdir. Şirketin içini görmenizi
6:41
sağlarlar. Kaldıraç sonuçları katlayarak
6:44
büyüten güçlü bir dost olabilir ama
6:46
dikkatli kullanılmazsa tehlikelidir. Ve
6:48
son olarak bir şirketin para arayışı
6:51
aslında geleceğe dair planlarının ve
6:53
kendine güveninin bir itirafıdır. Bu
6:56
analizden sonra umuyorum ki bir finans
6:58
haberi okuduğunuzda sadece manşete bakıp
7:01
geçmezsiniz. O rekor karın ne kadar
7:04
riskle elde edildiğini, o yeni
7:06
borçlanmanın şirket için ne anlama
7:08
geldiğini sorgularsınız. Artık siz de bu
7:11
rakamların arkasındaki stratejiyi ve
7:13
hikayeyi okuyabilecek temel araçlara