0:00
Merhaba. Bazen karmaşık gibi görünen
0:02
konuları herkesin anlayabileceği bir
0:04
dille konuştuğumuz serimize hoş
0:06
geldiniz. Bugün sosyolojinin temel
0:08
araçlarını elinize verip dünyaya
0:10
bambaşka bir gözle bakmanızı
0:11
sağlayacağız. Hazır mısınız? Şöyle bir
0:14
düşünelim. Neden bazı insanlar hayatta
0:16
sanki rüzgarı arkasına almış gibi
0:18
ilerlerken diğerleri sürekli yokuş
0:20
yukarı tırmanmak zorunda kalır? Bu
0:22
sadece kişisel başarı ya da şans
0:24
meselesi mi yoksa perdenin arkasında
0:27
işleyen bizim göremediğimiz bir yapı mı
0:29
var? İşte sosyoloji tam da bu perde
0:32
arkasına bakmamızı sağlıyor. Toplumu bir
0:35
arada tutan o görünmez planı, o gizli
0:38
kuralları ortaya çıkarıyor. Bu bölümde
0:40
size adeta sosyolojik bir büyüteç
0:42
vereceğiz ve inanın bu büyüteçle
0:45
etrafınıza baktığınızda hiçbir şey
0:47
eskisi gibi görünmeyecek. Hadi en
0:49
temelden şu meşhur eşitsizlik
0:51
merdiveninden başlayalım. Neden her
0:54
toplumda, tarihin her döneminde insanlar
0:57
hep farklı farklı basamaklara yerleşmiş?
0:59
Sosyologlar buna toplumsal tabakalaşma
1:02
diyor. Bu eşitsizliklerin tesadüfen
1:05
oluşmadığını söylüyor bize. Yani olay
1:08
kişisel şanssızlık değil. Sanki oyunun
1:10
kuralları daha en başından bazı
1:13
oyunculara avantaj sağlayacak şekilde
1:15
yazılmış. Aynı tabakadaki insanlar
1:18
genellikle hayatta benzer fırsatlara ya
1:20
da benzer zorluklara sahip oluyorlar.
1:23
Mesela tarihe bakalım. Hindistan'daki
1:26
kas sistemini düşünün. Hangi ailede
1:28
doğduysanız ömrünüzün sonuna kadar o
1:30
statüye sahip olurdunuz. Yani bir üst
1:33
basamağa geçme şansınız yoktu. Sıfır.
1:36
Orta Çağ Avrupa'sındaki FEAD sistem
1:38
biraz daha farklıydı. Bir köylünün
1:40
şövalye olması neredeyse imkansızdı ama
1:43
en azından teoride çok ama çok küçük bir
1:45
ihtimal vardı. E peki günümüzde durum
1:48
ne? Carl Marx'a göre modern dünyadaki en
1:51
temel ayrım ekonomik. Yani bir yanda
1:54
üretim araçlarına, fabrikalara,
1:55
topraklara, şirketlere sahip olanlar
1:58
var. Diğer yanda, "Yşak için bu
2:00
sahiplere kendi emeğini yani zamanını ve
2:03
gücünü satmaktan başka çaresi
2:05
olmayanlar. İşte o derin ayrım tam da
2:07
burada. İyi de sistem size o merdiveni
2:10
tırmanma imkanı sunmuyorsa ne olacak?
2:13
İnsanlar ne yapar? İşte sosyolog Robert
2:15
Murton'ın bu harika tablosu tam da bunu
2:17
açıklıyor. Toplumun bize dayattığı
2:20
başarılı ol hedefine ulaşmak için yasal
2:22
yollar kapalı olduğunda insanların
2:25
verebileceği beş farklı tepki var.
2:27
Bazıları yine de kurallara uymaya
2:28
çalışır. Bazıları hedefe ulaşmak için
2:31
yasa dışı yollara sapar. Bazılarıysa hem
2:33
hedesi hem de yolları reddedip oyundan
2:36
tamamen çekilir. Peki bu eşitsizlik
2:39
merdivenini ayakta tutan harç nedir?
2:41
Cevap basit. Güç. Şimdi gelin gücün ne
2:45
olduğuna ve bir yönetimin nasıl meşru
2:48
yani halk tarafından kabul edilir hale
2:50
geldiğine bakalım. Gücün en saf, en
2:53
temel hali zor kullanmaktır. Yani
2:56
birinin size istesen de istemesen de
2:58
bunu yapacaksın demesi ve bunu
3:00
yaptırabilmesidir. Bu kadar basit. Ama
3:03
şöyle bir şey var. Hiçbir düzen sadece
3:06
kaba kuvvetle uzun süre ayakta kalamaz.
3:08
Gücün kalıcı olması için yönetilenlerin
3:11
o güce inanması, onu doğru kabul etmesi
3:13
gerekir. İşte o zaman güç otoriteye
3:16
dönüşür. İnsanlar artık kurallara
3:19
korktukları için değil, doğru buldukları
3:21
için uymaya başlar. Büyük sosyolog Max
3:24
Weber'e göre modern toplumlarda en
3:26
yaygın otorite türü rasyonel hukuki
3:28
otorite. Ne demek bu? Gücün kaynağı
3:31
artık karizmatik bir lider ya da kutsal
3:33
bir kral değil, anayasa gibi herkesin
3:36
bildiği yazılı Kur'anlar. Mesela bir
3:38
trafik polisine itaat etmemizin sebebi o
3:40
kişinin kendisi değil. yasaların o
3:42
üniformaya verdiği yetkidir. Liderin
3:45
kendisi bile o yasalara uymak
3:46
zorundadır. Tamam. Bu kurallar ve
3:49
hiyerarşiler hayatımızın içine nasıl
3:51
işliyor? İşte burada bizi şekillendiren
3:53
o devasa kurumlar devreye giriyor. Gelin
3:56
şimdi bunlardan ikisine eğitim ve dine
3:59
daha yakından bakalım. Eğitim hakkında
4:01
sosyologlar adeta ikiye bölünmüş
4:04
durumda. Bir taraf diyor ki okullar
4:06
harika bir şey. Herkese eşit fırsat
4:08
sunar. en yetenekli olanı zirveye taşır.
4:11
Diğer tarafsa tam tersini iddia ediyor.
4:14
Hayır, okullar aslında mevcut sistemi
4:16
korumak için tasarlanmış makinelerdir.
4:18
İtaatk işçiler yetiştirir ve zenginin
4:20
çocuğunun yine zengin kalmasını sağlar.
4:23
Sizce gerçek hangisine daha yakın? Ve
4:25
tabii ki din. Karl Marx'ın o çok ünlü
4:28
bir sözü var. Din halkın afyonudur.
4:31
Marx'a göre din ilahi bir gerçeklikten
4:33
çok insanların dünyadaki acılarını
4:36
dindirmek için kendi yarattığı bir
4:38
şeydi. Yani Marx'ın derdi şuydu. Din
4:41
insanların çektiği acıların gerçek
4:43
sebebi olan ekonomik sömürüyle mücadele
4:45
etmek yerine onlara bu dünyada sabret,
4:48
öbür dünyada mükafatını alacaksın."
4:50
diyerek bir teselli sunuyor. Tıpkı bir
4:52
ağrı kesici gibi. Acıyı anlık olarak
4:55
dindiriyor ama hastalığın kökenine inip
4:57
onu tedavi etmiyor. Peki tüm bu
4:59
eşitsizlik, güç ve kurumlar ağını
5:02
çalıştıran motor ne? Tabii ki ekonomi.
5:05
Gelin şimdi de günümüz dünyasını
5:07
şekillendiren bu devasa ekonomik
5:09
makinenin nasıl ortaya çıktığına
5:11
bakalım. Her şey binlerce yıl önce tarım
5:14
devrimi ile başladı. İnsanlar ilk kez
5:16
ihtiyaçlarından fazlasını yani artı
5:19
değeri üretmeyi başardı. İşte bu
5:21
fazlalık özel mülkiyeti, ticareti ve
5:23
kaçınılmaz olarak zengin fakir ayrımını
5:26
yani hiyerarşiyi doğurdu. Sanayi devrimi
5:29
ve ardından gelen küreselleşme ise bu
5:31
makinenin hızını akıl almaz seviyelere
5:33
çıkardı. 20. yüzyılın başında Henry Ford
5:36
üretimi adeta yeniden icat etti. Formülü
5:39
inanılmaz basitti. Karmaşık bir araba
5:41
yapımını yüzlerce küçücük basit adıma
5:44
böl. O kadar ki bir işçinin bütün bir
5:47
gün boyunca yaptığı tek iş aynı vidayı
5:50
tekrar tekrar sıkmak olabiliyordu. Bu
5:52
verimliliği patlattı ama aynı zamanda
5:55
insanı da makinenin bir parçasına, bir
5:57
dişlisine dönüştürdü. Bu sisteme bir de
6:00
Taylorism denen bilimsel yönetim
6:02
eklendi. Buradaki mantık şuydu. Bir
6:05
işçinin bir vidayı sıkarken yaptığı her
6:07
bir hareketi kronometreyle ölçelim ve en
6:10
hızlı, en verimli yolu bulalım. Amaç en
6:13
azından teoride hem şirketin hem de
6:15
işçinin kazancını maksimize etmekti.
6:18
İşte sosyolojinin güzelliği de bu.
6:20
Eşitsizlikten güce, dinden ekonomiye tüm
6:23
bu kavramlar hayatımızı yöneten o
6:25
görünmez ipleri görmemizi sağlıyor.
6:27
Artık bu sosyolojik gözlüğe sahipsiniz
6:29
ve sizi son bir soruyla başa
6:31
bırakıyoruz. Bu yeni bakış açısı
6:33
dünyadaki kendi yerinizi ve toplumdaki
6:36
konumunuzu görme şeklinizi nasıl