Auzef Sosyoloji Tarihi 1 2025-2026 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/01/19/sosyoloji-tarihi-1-2025-2026-final-sorulari/
Bu kaynaklar, sosyoloji biliminin tarihsel gelişimini ve bu disipline yön veren temel kuramcıların fikirlerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Metinler, Montesquieu’nun toplumsal determinizminden başlayarak, Vico’nun döngüsel tarih anlayışına ve Auguste Comte’un pozitivizm temelli toplumsal düzen ilkelerine odaklanmaktadır. Ayrıca Alexis de Tocqueville’in demokrasi analizleri ile Karl Marx’ın tarihsel materyalizm ve yabancılaşma kavramları, siyasal ve ekonomik perspektiflerle ele alınmaktadır. Kaynakta yer alan test soruları, bu düşünürlerin toplumsal yapılar, sınıf mücadeleleri ve iktidar ilişkileri üzerine geliştirdikleri teorik yaklaşımları pekiştirmeyi amaçlamaktadır. Son olarak Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı, ideolojik liderliğin toplumsal rıza inşasındaki rolünü açıklayarak sosyolojik mirası zenginleştirmektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Merhaba. Hiç düşündünüz mü toplumun
0:02
kurallarını kim yazar ya da
0:04
davranışlarımızı şekillendiren o
0:06
görünmez güçler nelerdir? İşte bugün tam
0:09
da bu soruların peşine düşen ve
0:11
sosyoloji dediğimiz bilimi tuğla tuğla
0:13
inşa eden o büyük düşünürlerin
0:15
hikayesine dalıyoruz. Hazırsanız
0:17
sosyolojinin mimarlarıyla tanışalım.
0:20
Aslında her şey kulağa çok basit gelen
0:22
ama bir o kadar da devasa bir soruyla
0:24
başladı. Bizi bir toplum olarak bir
0:26
arada tutan ya da tam tersi bizi
0:29
paramparça eden şey ne? Şöyle bir
0:31
düşünün. Sanayi devriminin dumanı,
0:33
devrimlerin tozu, dumanı her yeri
0:35
kaplamış. Tam o 19. yüzyıl kaosunda
0:38
birkaç cesur beyin dedi ki, "Artık bu
0:40
sorunun cevabını fallarda, yıldızlarda
0:42
değil, bilimde arayacağız." İşte o an
0:45
sosyolojinin doğduğu andı. Yani
0:47
sosyoloji öyle sakin, sessiz bir
0:49
kütüphane odasında falan doğmadı. Hayır.
0:52
Tam anlamıyla bir kaosun, bir kargaşanın
0:54
ortasında filizlendi. Gözünüzde
0:56
canlandırın. Bir yanda bacaları tüten
0:58
dev fabrikalar, diğer yanda kontrolsüzce
1:01
şişen şehirler, yıkılan krallıklar.
1:03
Artık eski cevaplar, eski açıklamalar
1:05
kimseye yetmiyordu. İşte bu hengamede
1:08
yah bu topluma ne oluyor sorusuna
1:10
bilimsel bir cevap bulma çabası
1:12
sosyolojinin ta kendisi oldu. Bu ilk
1:14
sosyologlar kendilerini adeta toplumun
1:17
fizikçileri gibi görüyorlardı. Şöyle bir
1:19
mantık yürütüyorlardı. Eğer bir elmanın
1:22
ağaçtan neden yere düştüğünün bir fizik
1:24
kanunu varsa devrimlerin neden
1:26
çıktığının, imparatorlukların neden
1:28
çöktüğünün de bir kanunu, bir yasası
1:30
olmalıydı. Öyle değil mi? İşte onların
1:32
bütün amacı toplumun bu görünmez işletim
1:35
sistemini, bu gizli yasaları çözmekti.
1:37
Peki bu arayışta yola çıkan ilk
1:40
isimlerden biri kimdi dersiniz?
1:42
Karşımızda Montesky çıkıyor. O adeta
1:45
masaya yumruğunu vurdu ve dedi ki, "Her
1:47
şeyin bir nedeni vardır. Toplumsal
1:49
olayları artık kaderle, ilahi iradeyle
1:52
falan değil, somut, elle tutulur
1:54
nedenlerle açıklamaya çalıştı. Bu yüzden
1:56
diyebiliriz ki sosyoloji binasının ilk
1:58
temel taşını o koydu." Monteski önünde
2:01
tam merkezine koyduğu fikir bu.
2:03
Toplumsal determinizm. Şimdi adı biraz
2:05
havalı, kulağı karmaşık gelebilir ama
2:07
aslında söylediği şey çok basit. Hiçbir
2:09
şey tesadüfen olmaz. Mesela Roma
2:11
İmparatorluğuun neden çöktüğü sorusuna o
2:13
güne kadar herkes kaderi öyleymiş
2:15
diyordu. Montesco ise hayır dedi. Bir
2:17
dedektif gibi kanıtları inceledi ve şu
2:19
sonuca vardı. Çünkü yönetimleri aşırı
2:21
merkezileşti. Despot bir hal aldı. Bakın
2:24
bu tarihe bilimsel bir gözle bakmaktı ve
2:26
kendi dönemi için gerçekten de devrim
2:28
gibi bir fikirdi. İşin en ilginç tarafı
2:31
da şimdi geliyor. Biliyor musunuz?
2:33
Montesco'nün kendisi bir aristokrattı.
2:35
Yani o dönemin kaymak tabakasındandı.
2:38
Ama onun ortaya attığı o meşhur
2:40
kuvvetler ayrılığı fikri en çok kimin
2:42
işine yaradı biliyor musunuz? Tam da
2:44
aristokrasiyi tarih sahnesinden silecek
2:46
olan burjuva sınıfının. İşte fikirler
2:49
böyledir. Bazen bir kere ortaya atıldı
2:51
mı kendi yaratıcısının bile kontrolünden
2:53
çıkar. Bambaşka yollara gider. Şimdi
2:56
rotamızı bambaşka bir öncüye çevirelim.
2:58
Cihan Batista Vico. O dönemde neredeyse
3:01
herkes tarihin hep ileriye doğru dost
3:04
doğru giden bir çizgi olduğunu
3:05
düşünüyordu. Ama Vico ortaya çıktı ve
3:08
dedi ki, "Hayır, yanılıyorsunuz. Tarih
3:10
bir çizgi değil, bir çemberdir. Yani
3:13
toplumlar doğar, büyür, olgunlaşır ve
3:16
sonra tekrar başa döner." Bu döngüler
3:18
fikri o zamanlar için inanılmaz radikal
3:20
bir şeydi. Size söyleyeyim. Viko meşhur
3:22
yeni bilim kitabında adeta toplumların
3:25
yaşam döngüsünün bir haritasını çıkardı.
3:27
Ona göre istisnasız her toplum şu üç
3:29
aşamadan geçmek zorundaydı. Birincisi
3:32
gökyücünde bir şimşek çaktığında bunu
3:34
tanrıların öfkesi sanan insanların
3:35
yaşadığı tanrılar çağı. İkincisi gücün
3:38
kılıçta soylu kanda olduğu kahramanlar
3:41
çağı ve en sonunda aklın ve yasaların
3:43
egemen olduğu insanlar çağı. Kulağa epey
3:46
tanıdık geliyor değil mi? Peki,
3:48
Montescü'den, Viko'dan gelen tüm bu öncü
3:50
fikirler böyle havada uçuşurken biri
3:53
sahneye çıkıp bütün bu dağınık parçaları
3:55
bir araya getirmeliydi. Ona bir isim
3:57
vermeli ve bir yol haritası çizmeliydi.
3:59
İşte tam da bu noktada sahneye
4:02
sosyolojinin isim babası çıkmak üzereydi
4:04
ve o kişi August Komtu'ttu. Takvimler
4:07
1838'i gösterdiğinde sosyoloji
4:10
kelimesini bizzat icat ederek bu yeni
4:12
bilimin resmi isim babası oldu. Komptum
4:15
adeta bir takıntısı vardı. Eğer toplum
4:17
hakkında konuşacaksak bunu öyle
4:19
dedikoduyla, inançla, varsayımla
4:22
yapamayız diyordu. Tıpkı bir kimyagerin
4:24
laboratuvarda çalıştığı gibi sadece
4:26
gözlemleyebildiğimiz, ölçebildiğimiz
4:28
somut verilerle konuşmalıyız. İşte bu
4:30
katı bilimsel yaklaşıma da pozitivizm
4:33
adını ver. Komte bu yeni bilimi yani
4:35
sosyolojiyi hemen iki ana dala ayırdı.
4:38
Birincisi toplumsal statik. Bunu bir
4:41
toplumun anlık bir fotoğrafını çekmek
4:43
gibi düşünebilirsiniz. Yani aile, din,
4:45
devlet gibi o toplumu ayakta tutan
4:48
iskeleti inceler. İkincisi ise toplumsal
4:50
dinamik. Bu da o toplumun filmini çekmek
4:53
gibi bir şey. Zaman içinde nasıl
4:54
değişiyor, nereye doğru evriliyor bunu
4:57
inceler. Kısacası biri düzenin, diğeri
4:59
ise ilerlemenin bilimi. Peki kompüteye
5:02
göre bu devasa yapıyı yani toplumu bir
5:05
arada tutan o sihirli harç neydi? Onu
5:08
dağılıp gitmekten ne koruyordu? Cevabı
5:11
üçlüydü. 1.
5:15
Dil. 2. Bize biz olduğumuzu hissettiren
5:18
ortak inançlar yani din. Ve 3. Belki de
5:22
en önemlisi fırıncının doktora, doktorun
5:25
da öğretmene muhtaç olduğu o karmaşık iş
5:27
bölümü yani birbirimize olan
5:30
bağımlılığımız. Evet, temeller atıldı.
5:32
Artık sosyolojinin bir adı var, bir de
5:35
yöntemi. Eee, şimdi ne olacak? Şimdi
5:38
sıra bu yeni bilimsel alet çantasını
5:40
alıp modern dünyanın en ateşli
5:42
hastalıklarına yani demokrasi ve çatışma
5:44
gibi devasa sorunlara teşhis koymaya
5:47
çalışan ilk büyük toplum doktorlarına
5:50
geldi. Ve bu doktorlardan ilki Alexis de
5:52
Tokeville. Bakın o öyle fil dişi
5:55
kulesinde oturup teoriler yazan bir
5:56
akademisyen değildi asla. 19. yüzyıl
5:59
Fransa'sının o çalkantılı siyasetinin
6:01
tam göbeğindeydi. Hatta Dışişleri
6:03
Bakanlığı yapmış bir adamdan
6:05
bahsediyoruz. İşte tam da bu yüzden onun
6:07
teorileri öyle kuru bir mürekkep gibi
6:09
değil hayatın kendisi gibi kokar.
6:11
Tokville ne yaptı? O dönemde yeni
6:13
kurulmuş olan Amerika'yı adeta bir
6:15
laboratuvar gibi inceledi ve
6:17
demokrasinin geleceği hakkında neredeyse
6:19
bir kehanette bulundu. Dedi ki,
6:22
"Demokrasiler için en büyük tehlike ne
6:24
bir kraldır ne de bir diktatör. En büyük
6:26
tehlike çoğunluğun despotizmidir." Ne
6:29
demek bu? Yani %51'in geri kalan %49'un
6:33
üstünden bir silindir gibi geçmesi
6:35
onların sesini, haklarını tamamen ezme
6:37
ihtimali. Peki buna karşı Panzehir
6:39
neydi? Ona göre çok basit. Gücü tek bir
6:42
merkezde toplamamak. Yani güçlü yerel
6:44
yönetimler ve güçlü bir sivil toplum. Ve
6:47
şimdi sahneye bambaşka bir gözlükle
6:49
tamamen farklı bir perspektifle bakan
6:51
biri çıkıyor. Car Marx. Şimdiye kadar
6:54
konuştuğumuz düşünürler toplumu bir
6:56
arada tutan o yapıştırıcıyı o harcı
6:58
ararken Marx tam tersini yaptı. O
7:00
toplumun altındaki fayatlarına, o
7:02
çatlaklara odaklandı. Çünkü ona göre
7:04
toplumun hikayesi bir uzlaşma masalı
7:07
değil, bitmek bilmeyen bir çatışmanın
7:09
hikayesiydi. Marx'ın elindeki anahtarın
7:11
adı tarihsel materyalizmdi. Mantığı
7:13
şuydu: Bir binanın temelini, altyapısını
7:16
anlamadan çatısını yani üst yapısını
7:18
anlayamazsınız. Toplum da böyledir.
7:21
Toplumun temeli, altyapısı ekonomidir.
7:23
Siyaset, hukuk, din, sanat. Bunların
7:26
hepsi bu ekonomik temel üzerine inşa
7:27
edilmiş birer üst yapıdan ibarettir. Ve
7:30
tarihi ileriye iten tek bir motor
7:32
vardır." diyordu Marx. Mülk sahipleriyle
7:34
mülksüzlerin yani sınıfların o bitmeyen
7:36
kavgası. Peki Marx'a göre kapitalist
7:39
sistemin sıradan insana kestiği fatura
7:41
neydi? Tek bir kelimeyle özetliyordu
7:43
bunu. Yabancılaşma. Ve bu ona göre dört
7:46
perdelik bir trajediydi. İşçi önce kendi
7:49
elleriyle ürettiği o nesneye
7:51
yabancılaşıyordu. Çünkü o ürün onun
7:53
değildi. Sonra yaptığı o anlamsız,
7:56
ruhsuz, tekrarlayan işin kendisine
7:58
yabancılaşıyordu. Zamanla kendi yaratıcı
8:01
doğasına yani insanlığına
8:03
yabancılaşıyordu ve en sonunda da
8:05
sürekli rekabet etmek zorunda olduğu
8:07
diğer insanlara yani topluma
8:09
yabancılaşıyordu. İşte bu tablo modern
8:11
dünyaya konulmuş iki bambaşka teşhisi
8:14
çok net bir şekilde özetliyor aslında.
8:16
Bir yanda Tokville var. O sorunu siyasi
8:19
arenada özgürlük ve eşitlik arasındaki o
8:22
kırılgan dengede görüyordu. Diğer
8:24
yandaya Marx o ameliyat masasını
8:27
doğrudan ekonominin kalbine kurmuştu.
8:29
Ona göre bütün sorunların kaynağı
8:31
orasıydı. Yani diyebiliriz ki biri
8:34
siyasetin diğeri ise ekonominin
8:36
doktoruydu. Peki hikayemiz burada
8:38
bitiyor mu? Elbette hayır. 20. yüzyıla
8:41
geldiğimizde özellikle iktidar dediğimiz
8:44
şeyin nasıl işlediğine dair anlayışımıza
8:46
çok ama çok önemli bir güncelleme geldi.
8:49
Anladık ki iktidar sadece polisin
8:52
çopuyla, askerin tüfeğiyle işlemiyormuş.
8:55
Ve bu güncellemeyi yapan kişi faşist
8:57
İtalya'da hapishane parmaklıkları
8:59
ardından yazan Antonio Gramchiydi.
9:02
Hegemonya diye bir kavram ortaya attı.
9:04
Graminin dediği şuydu: "Asıl güçlü
9:06
iktidar size zorla bir şey yaptıran
9:08
değildir. Hayır. Asıl iktidar sizin o
9:11
şeyi kendi rızanızla hatta doğrusu bu
9:14
diyerek inanarak yapmanızı sağlayandır."
9:17
Yani gücün en tepe noktası kaba kuvvet
9:20
değil rıza inşa etme sanatıdır. İyi de
9:23
bu gönüllü rıza nasıl inşa ediliyor?
9:26
İşte hegemonya'nın görünmez fabrikaları
9:28
tam da burada devreye giriyor. Okulda
9:31
bize neyin doğru bilgi olduğu öğretilir.
9:34
Medyada bize neyin normal bir yaşam
9:36
tarzı olduğu gösterilir. Sanat
9:38
eserlerinde neyin güzel olduğu
9:40
anlatılır. Bütün bu kurumlar bize
9:42
durmadan fısıltıyla neyin doğal, neyin
9:45
kabul edilebilir olduğunu söyler ve
9:47
böylece mevcut düzeni her Allah'ın günü
9:50
yeniden yeniden üretirler. Şöyle bir
9:52
toparlayacak olursak neler gördük?
9:54
Sosyolojinin devasa krizlere bir cevap
9:56
arayışı olarak doğduğunu gördük.
9:58
Başlangıçta toplumun gizli yasalarını
10:00
arayan birer dedektif gibiydiler. Sonra
10:03
özgürlük, eşitlik, çatışma gibi büyük
10:06
sorularla yüzleşerek olgunlaştılar ve
10:09
belki de en önemlisi şunu öğrendik.
10:11
İktidarın en güçlü, en tehlikeli hali
10:14
demir bir yumrukta değil, zihinlerimizin
10:16
içine usulca ektiği o görünmez
10:18
fikirlerde gizliyim. Ve şimdi finalde
10:21
topu size atıyorum. Sanari devriminin
10:23
dumanı ve tozu içinde doğmuş bu klasik
10:25
teoriler, sizce günümüzün dijital
10:27
toplumunu yani sosyal medyanın ve yapay
10:30
zekanın dünyasına açıklamak için yeterli
10:32
mi? Mesela Marx'ın bahsettiği
10:34
yabancılaşma bugün bir Instagram
10:36
influencer'ı için ne ifade ediyor? Veya
10:39
Tokvil'in korktuğu o çoğunluğun
10:40
despotizmi bir Twitter lincinde nasıl
10:43
karşımıza çıkıyor? Kısacası bu klasik
10:45
alet çantası hala işimizi görüyor mu
10:48
yoksa artık yepyeni aletlere mi
10:49
ihtiyacımız var? Bence bu soru üzerine
10:51
kafa yormaya gerçekten değer.
#Education
#Social Issues & Advocacy
#Political Science

