Auzef Sosyoloji 2024-2025 Bütünleme Soruları
https://lolonolo.com/2026/01/23/sosyoloji-2024-2025-butunleme-sorulari/
Bu kaynaklar, sosyolojinin temel kavramlarını, kuramsal yaklaşımlarını ve toplumsal yapının işleyişini ele alan kapsamlı bir akademik özet ve sınav hazırlık materyalidir. Metinlerde sosyolojinin bilimsel niteliği, dinin toplumsal rolü, devletin zorlayıcı gücü ve kültürel gecikme gibi kritik başlıklar derinlemesine açıklanmaktadır. Ayrıca Talcott Parsons'ın AGIL şeması ve Pierre Bourdieu'nun kültürel sermaye teorisi gibi önemli sosyolojik perspektifler güncel örneklerle sunulmaktadır. Toplumsal statü, rol çatışması ve aile yapılarındaki dönüşüm gibi bireysel ve yapısal süreçler, teorik bilgiler ışığında analiz edilmektedir. Kaynaklar genel olarak modernleşme kuramları ile toplumsal değişimin dinamiklerini kavramaya yönelik sistematik bir rehber niteliği taşımaktadır. Tüm bu içerik, sosyolojik düşünce sistemini bilimsel bir bakış açısıyla öğretmeyi amaçlamaktadır.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Hayatımızı şekillendiren ama bir türlü
0:02
adını koyamadığımız o görünmez güçleri
0:04
hiç düşündünüz mü? İşte sosyoloji tam da
0:07
bu. Bu sır perdesini aralayan toplumun
0:09
gizli kodlarını bize gösteren bir
0:11
anahtar. Gelin bu temel araçları
0:13
kullanarak o kodları birlikte çözelim.
0:16
Şöyle bir düşünelim. Bir asansöre
0:18
bildiğimizde neden hepimiz istisnasız
0:20
kapıya doğru döneriz? Ya da
0:22
tanımadığımız biriyle konuşurken
0:24
aramızdaki o görünmez mesafeyi nasıl da
0:26
santimi santimine ayarlarız? İşte bunlar
0:29
var ya sosyolojinin deşifre ettiği,
0:31
hiçbir yerde yazmayan ama hepimizin
0:33
bildiği o sosyal kodlar. Haydi bakalım
0:36
başlayalım bu kodları çözmeye. Bakın
0:38
sosyolojinin olayı yargılamak değil
0:41
anlamaktır. Yani ne olmalı diye sormaz,
0:44
şu an ne oluyor diye sorar. Mesela din
0:46
konusunu ele alırken bir inancın doğru
0:48
mu yanlış mı olduğuna bakmaz. Onun
0:50
yerine din kurumunun toplumu bir arada
0:53
tutmaya nasıl yardım ettiğini,
0:54
davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğini
0:56
anlamaya çalışır. Tamamen objektif bir
0:59
bakış açısı yani. Peki ama nasıl oluyor
1:00
da milyonlarca hatta milyarlarca insan
1:03
bir şekilde bir arada yaşayabiliyor? Bu
1:05
toplum dediğimiz yapının dağılmasını
1:07
engelleyen o görünmez tutkan ne? İşte
1:09
sosyolojinin kurucu babaları bu soruya
1:11
kafa yormuş ve hepsi birbirinden ilginç
1:12
cevaplar vermiş. Max Weber'in devlet
1:15
tanımına bir bakın. Hem çok basit hem de
1:17
acayip güçlü bir tanım. Çünkü devleti
1:20
diğer her şeyden ayıran o en temel, o en
1:23
keskin özelliğe parmak basıyor.
1:25
Gerektiğinde zor kullanma hakkına sahip
1:27
olan tek meşru yapı olması. Başka hiç
1:29
kimsenin, hiçbir kurumun böyle bir
1:31
yetkisi yok. Yani işin özü ne biliyor
1:34
musunuz? Zorlayıcılık. Devletin
1:36
otoritesinin arkasında bu güç var.
1:39
Hoşumuza gitmese bile vergimizi
1:40
ödememizi, kurallara uymamızı sağlayan
1:43
şey tam olarak bu. Çünkü uymazsak bir
1:46
yaptırımla karşılaşacağımızı biliriz.
1:48
İşte devleti devlet yapan da bu meşru
1:51
güç. Gelelim Emil Dürkayma'a. O ise bu
1:54
sosyal tutkalı dayanışma kelimesiyle
1:56
açıklıyor. Ama iki farklı dayanışma türü
1:58
var diyor. Eskiden geleneksel
2:00
toplumlarda herkes birbirine benzediği
2:02
için bir aradaydı. Aynı işi yaparlar,
2:05
aynı şeylere inanırlardı. Durk buna
2:07
mekanik dayanışma diyor ama modern
2:09
toplumlarda durum tam tersi. Birimiz
2:11
doktor, birimiz öğretmen, birimiz
2:13
fırıncı. Farklı olduğumuz için
2:15
birbirimize muhtacız. Tıpkı
2:17
vücudumuzdaki organlar gibi. İşte bu da
2:20
organik dayanışma. DKEM'ın bu fikrini
2:22
alıp bir üst seviyeye taşıyan biri var.
2:24
Talket Parsons. Parsons'a göre toplum
2:26
tıkır tıkır işleyen dev bir makine ya da
2:29
canlı bir organizma gibi. Ve bu yapının
2:31
içindeki her bir parçanın yani her
2:33
kurumun, sistemin hayatta kalması için
2:35
çok önemli bir görevi var. Hiçbir parça
2:38
boşa değil. Peki bu makinenin çalışması
2:40
için ne lazım? Parsons bunu dört temel
2:42
ihtiyaca bağlıyor. Kısaca agil diyor.
2:45
Bir toplumun hayatta kalması için
2:47
birincisi çevreye uyum sağlaması lazım
2:49
yani ekonomi. İkincisi kendine hedefler
2:52
koyup onlara ulaşması lazım yani
2:54
siyaset. Üçüncüsü parçaları bir arada
2:57
tutması lazım yani hukuk ve din. Ve son
2:59
olarak değerlerini sonraki nesillere
3:01
aktarması lazım ki bu da aile ve
3:04
eğitimin görevi. Gördüğünüz gibi her şey
3:06
birbirine bağlı. Müthiş bir sistem. Peki
3:08
bu dev sistemin içinde bizim yerimiz
3:10
neresi? İşte sosyologlar buna statü
3:13
diyor. Bazı statülerimiz doğuştan
3:15
geliyor. Seçme şansımız yok. Ailemiz
3:17
gibi. Bunlar verilmiş statüler.
3:19
Bazılarını ise zamanla, kendi çabamızla
3:22
çalışarak elde ediyoruz. Mesleğimiz
3:24
gibi. Tıpkı kaynakta bahsedilen o çiftçi
3:26
ailesinin çocuğunun kendi çabasıyla
3:28
öğretmen olması gibi. İşte bu kazanılmış
3:31
statün ta kendisi. E peki aynı anda hem
3:34
anneysek hem müdürsek hem de birinin
3:37
evladıysak ne olacak? İşte bu farklı
3:39
şapkaları aynı anda takınca bazen işler
3:41
karışıyor ve rol çatışması ortaya
3:43
çıkıyor. Düşünsenize bir polissiniz ve
3:46
göreviniz gereği çok sevdiğiniz bir
3:47
akrabanızı tutuklamak zorundasınız. Bir
3:50
yanda mesleğinizin gerektirdiği rol
3:51
diğer yanda aile bağlarınız. Gerçekten
3:54
çok zor bir durum. Şimdiye kadar toplumu
3:56
bir arada tutan şeylere baktık ama
3:58
toplumlar durduğu yerde durmuyor.
4:00
Sürekli değişiyor, dönüşüyor. Peki ama
4:02
neden bu değişimi başlatan, ateşleyen o
4:05
motor ne? Gelin şimdi bu sorunun peşine
4:07
düşelim. Cevaplardan biri belki de en
4:10
güçlüsü teknoloji. Mesela traktörün
4:13
icadını düşünelim. Basit bir tarım aleti
4:15
gibi görünüyor, değil mi? Ama o traktör
4:17
sadece tarlayı sürmekle kalmadı.
4:19
milyonlarca insanın köyden kente göç
4:21
etmesine, aile yapımızın baştan aşağı
4:23
değişmesine, kısacası bütün bir hayat
4:25
tarzının dönüşmesine neden ol işte
4:27
William Ogurn tam da bu noktada çok
4:30
ilginç bir kavram ortaya atıyor.
4:32
Kültürel gecikme. Olay şu, teknoloji
4:36
adeta ışık hızıyla koşarken bizim
4:38
değerlerimiz, yasalarımız,
4:40
geleneklerimiz arkadan yavaş yavaş adeta
4:43
yürüyerek geliyor ve aradaki bu mesafe
4:45
açıldıkça da toplumda ciddi bir gerilim
4:48
ortaya çıkıyor. Bunu bugünlerde o kadar
4:50
net görüyoruz ki mesela yapay zeka pat
4:53
diye hayatımızın ortasına düştü ama biz
4:55
hala neyi tartışıyoruz? Bunun etiği ne
4:58
olacak? Telif hakları ne olacak?
4:59
Yasaları nasıl düzenleyeceğiz? İşte
5:01
teknoloji önden gidiyor. Biz arkasından
5:03
yetişmeye çalışıyoruz. Ogburn'un
5:05
bahsettiği o gecikme tam da bu. Ve şimdi
5:08
belki de en zorlu, en can alıcı
5:11
sorulardan birine geldik. Neden bazı
5:13
insanlar hayata bir adım önde başlarken
5:16
bazıları hep geriden geliyor? Toplumdaki
5:18
bu eşitsizlik neden bir türlü bitmiyor
5:20
ve nesilden nesile aktarılıyor? Cevabı
5:23
anlamak için bazılarımızın sırtında
5:25
taşıdığı o görünmez çantaya bakmamız
5:27
lazım. Hepiniz şöyle düşünürüz, değil
5:29
mi? Okul adil bir yerdir. Herkesin eşit
5:32
şartlarda yarıştığı, çalışanın kazandığı
5:34
bir yer. Ama Fransız sosyolog Pierre
5:36
Burdio diyor ki, "Durun bakalım, o iş
5:39
tam olarak öyle değil. Burdio'ya göre
5:41
bazı çocuklar okula sırtlarında çok özel
5:44
bir çantayla geliyor. Ama bu çantanın
5:46
içinde para pul yok. İçinde kültürel
5:48
sermaye var. Ne mi bu? Aileden kapılan o
5:52
düzgün konuşma tarzı, o sanat zevki, o
5:54
görgü kuralları. Kısacası parayla satın
5:57
alamayacağınız ama sizi hayatta
5:59
inanılmaz kapılar açan şeyler. İşte bu
6:01
kültürel sermaye zamanla bizim
6:03
habitusumuzu yani bir nevi
6:05
karakterimizi, hayata bakışımızı,
6:08
alışkanlıklarımızı oluşturuyor. Bu sanki
6:10
hayat oyunun kurallarını doğuştan
6:12
biliyormuşsunuz gibi bir his. Nerede
6:14
nasıl davranmanız gerektiğini, ne
6:16
söylemeniz gerektiğini içgüdüsel olarak
6:19
bilmek gibi bir şey. Ve işte geldik
6:21
zurnanın zırt dediği yere. Bordu diyor
6:23
ki okullar aslında o kadar da tarafsız
6:25
değil. Farkında bile olmadan bu kültürel
6:28
sermayeye sahip yani o görünmez çantayla
6:31
gelen çocukları daha çok beğeniyor,
6:33
onları ödüllendiriyor. Ve sonuç ne
6:35
oluyor? Eğitim sistemi eşitsizliği yok
6:38
etmek yerine maalesef onu bir sonraki
6:40
kuşağa aktaran bir araca dönüşüyor. Peki
6:43
bu eşitsizlik sadece bireyler arasında
6:45
mı var? Tabii ki hayır. Bir de ülkeler
6:47
arasındaki devasa uçurum var. İşte
6:50
burada da karşımıza modernleşme kuramı
6:52
gibi teoriler çıkıyor. Bu kurama göre
6:54
bazı ülkelerin yoksul kalmasının sebebi
6:57
illa dış güçler falan olmak zorunda
6:58
değil. Bazen sebep kendi içlerindeki
7:01
engelleri olabiliyor. Mesela geleneklere
7:03
çok sıkı sıkıya bağlı olmaları ya da
7:05
yeni teknolojileri yakalayamamaları
7:07
gibi. Evet, bayağı bir kavramdan
7:09
bahsettik. Artık elinizde topluma bakmak
7:12
için yepyeni bir araç seti, bir nevi
7:16
sosyolojik gözlük var. Bu gözlükleri
7:18
taktığınız anda emin olun etrafınızdaki
7:21
dünyaya bambaşka bir gözle bakmaya
7:24
başlayacaksınız. Neler var bu yeni araç
7:26
setinizde? Artık devletin o görünmez ama
7:28
zorlayıcı gücünü görebilirsiniz. Bizi
7:31
bir arada tutan o benzerlik ve farklılık
7:33
tutkallarını fark edebilirsiniz.
7:35
Teknoloji ile gelenekleri arasındaki o
7:37
sürtünmeyi yani kültürel gecikmeyi
7:39
yakalayabilirsiniz. Ve tabii ki o
7:41
görünmez sırt çantasını yani kültürel
7:44
sermayeyi ve hayatımızı nasıl
7:46
şekillendirdiğini artık tüm bu kodları
7:48
okuyabilirsiniz. Peki bu sosyolojik
7:50
gözlükleri taktınız diyelim. Sokağa
7:52
çıktığınızda bir aile yemeğinde, bir iş
7:55
toplantısında gözünüze çarpacak ilk
7:57
gizli kural ne olacak acaba?
7:59
Gözlemlemeye bir başlayın. Emin olun
8:01
duramayacaksınız ve dünya sizin için çok
8:04
daha ilginç, çok daha anlamlı bir yere
8:06
dönüşecek.
#Education
#Religion & Belief

