Auzef Sosyal Psikolojiye Giriş-II 2025-2026 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2026/05/19/sosyal-psikolojiye-giris-ii-2025-2026-vize-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Merhaba. Bu yeni incelememize hoş
0:02
geldiniz. Bugün aslında hepimizin çok
0:04
iyi bildiği ama nadiren üzerine
0:06
gerçekten kafa yorduğu o görünmez
0:08
psikolojik sürücülerin dünyasına
0:10
dalıyoruz. Yani zihnimizin
0:12
derinliklerinde tıkır tıkır işleyen o
0:14
sessiz kodlardan bahsediyorum.
0:16
Düşünsenize neden bazen durduk yere
0:18
aniden öfkeleneveriyoruz? Ya da tam
0:20
tersi hiç tanımadığımız biri için neden
0:22
kendi hayatımızı riske atıp yardıma
0:24
koşuyoruz? Aşk dediğimiz o muazzam
0:27
karmaşayı aslında ne yönlendiriyor? İşte
0:30
tüm bunları kanıta dayalı sosyal
0:32
psikoloji verileriyle adım adım deşifre
0:34
edeceğiz. Hazırsanız başlayalım. Peki
0:37
bugün rotamızda neler var? Hızla bir
0:39
bakalım. Önce saldırganlığın kökenleri
0:42
diyeceğiz. Ardından yardım etmenin
0:44
bilimine geçeceğiz. Sonra biraz daha
0:46
geniş açıdan bakıp sosyal kimlik ve
0:48
grupları konuşacağız ve finali aşkın
0:51
psikolojisiyle yapacağız. Evet hadi
0:54
hemen ilk konumuzla başlayalım. 1.
0:57
Bölüm, saldırganlığın kökenleri. Şimdi
1:00
işe en temel soruyla başlayalım.
1:02
Saldırganlık doğuştan mı gelir yoksa
1:05
sonradan mı öğrenilir? Yani içimizde
1:07
saatli bir bomba gibi patlamaya hazır,
1:09
savaşmaya programlanmış bir genetik kod
1:11
mu var? Yoksa tamamen etrafımızdaki
1:13
dünyadan, izlediklerimizden mi ilham
1:15
alıyoruz? Biliyorsunuz bu sadece felsefi
1:18
bir tartışma değil. Laboratuvarlarda
1:20
yıllarca didik didik edilen çok kritik
1:22
bir mesele. Burada hemen çok popüler bir
1:25
efsaneyi, o meşhur savaşçı geyini
1:27
olayını bir netleştirelim. Evet,
1:29
biyolojik faktörler kesinlikle devrede.
1:31
Yani düşük serotonin, yüksek testosteron
1:34
ya da hipotalamustaki hasarlar agresif
1:36
tepkileri bir anda yukarı çekebilir. Bu
1:38
doğru. Ama medyada sürekli karşımıza
1:40
çıkan o moa yani savaşçı geni tek başına
1:44
sizi veya beni saldırgan yapmaz.
1:45
Kesinlikle yapmaz. Bu genetik
1:47
yatkınlıkların uyanabilmesi için
1:49
çevresel faktörlere, özellikle de geçmiş
1:51
travmalara şiddetle ihtiyaç var. Yani
1:54
travma olmadan sadece genetiği suçlayıp
1:56
işin içinden çıkamayız. İşte tam da bu
1:59
noktada çevrenin gücü devreye giriyor.
2:02
Albert Bandura'nın o meşhur Bobo Bepek
2:04
deneyini hatırlarsınız. bize gerçekten
2:06
de muazzamdır. Ampirik veri sunuyor. Bir
2:08
çocuk düşünün yetişkinlerin bir oyuncağa
2:11
nasıl şiddet uyguladığını izliyor ve
2:13
sonra aynısını hatta bazen çok daha
2:16
fazlasını yapıyor. Bu bize neyi
2:18
kanıtlıyor? Saldırganlığın temelinde çok
2:20
ciddi bir öğrenme ve taklit etme
2:22
mekanizması olduğunu. Yani bizler
2:25
etrafımızda gördüğümüz o modelleri adeta
2:27
bir sünger gibi çekip kopyalıyoruz. Peki
2:31
bu döngüyü nasıl kıracağız? Doğru
2:33
davranışı ödüllendirmek, ahlaki
2:35
modelleri desteklemek ya da öfke
2:37
kontrolü teknikleri sunmak oldukça
2:40
harika ve proaktif adımlar. Ama burada
2:42
çok kritik bir hata yapıyoruz bazen.
2:45
Nedir o? Basit saldırganlıkları
2:47
görmezden gelmek. Çoğumuz kötü bir
2:50
davranışı yok sayarsak zamanla
2:52
kendiliğinden sönüp gideceğini
2:53
düşünürüz. Değil mi? Ama sosyal
2:55
psikoloji bize tam tersini söylüyor.
2:58
Görmezden gelmek zımnen yani alttan alta
3:01
o davranışı onaylamak demektir. Kötü
3:04
davranışı yok saydığınızda aslında onu
3:07
gizlice beslemiş oluyorsunuz. Bir de
3:09
işin çok daha soğukkanlı bir tarafı var.
3:12
Araçsal saldırganlık diyoruz buna.
3:14
Miligramın o ünlü itaat deneyini bir
3:16
gözünüzün önüne getirin. Katılımcılar
3:19
diğer odadaki kurbana sadece ama sadece
3:21
deneyici emrettiği diye yüksek elektrik
3:23
şokları veriyordu. Ortada kurbağana
3:25
karşı en ufak bir kişisel öfke yok.
3:28
Sadece emre itaat etme hedefine ulaşmak
3:30
için şiddeti bir araç olarak
3:32
kullandılar. Yani ortada öfke yok. Amaca
3:35
giden buz gibi soğuk bir hesaplaşma var.
3:38
İkinci bölüm: Yardım etmenin bilimi.
3:41
Tabii insan doğası sadece karanlık ve
3:44
çatışmadan ibaret değil. Biraz da
3:46
madalyonun diğer o daha aydınlık yüzüne
3:48
bakalım. Şefkat ve prososyal
3:50
davranışlar. Birisi size yardım
3:52
ettiğinde bunun arkasında aslında ne
3:54
yatıyor? Burada iki farklı açıklama var.
3:57
İlki makro seviyede bakan çok düzeyli
3:59
seçilim kuramı. Bu tamamen evrimsel bir
4:02
bakış açısı. diyor ki, "Yardımlaşmak
4:04
grupların birbiriyle rekabetinde hayatta
4:06
kalmaları için kesinlikle şarttır.
4:08
Karşıındaki sosyal öğrenme kuramıysa
4:10
olaya mikro, bireysel düzeyde bakar.
4:13
Yani yardım edersiniz. Çünkü çocukken
4:15
aileniz size bu davranışınız için bir
4:17
ödül verdi. Yani biri tamamen evrimsel
4:20
bir miras, diğeri ise yetiştirilme
4:22
tarzınızın bir ürünü. Peki ya
4:24
motivasyonlarımız?
4:25
Carlo ve Randall'ın bu konudaki
4:27
sınıflandırması çok ilginçtir. Mesela
4:29
birinden yardım istediniz ve size anında
4:31
yardım etti. Buna itaatkar yardım
4:34
davranışı diyoruz. Sadece dışarıdan
4:36
gelen bir talebe yanıt veriyor. Ama bir
4:38
de şu var. Bir kalabalığın içindesiniz
4:40
ve birileri sırf diğer insanları izliyor
4:42
diye o alkışı kapmak için gösterişli bir
4:45
şekilde yardıma koşuyor. İşte buna da
4:48
kamusal yardım davranışı diyoruz. İkisi
4:50
de günün sonunda yardım mı? Evet yardım.
4:52
Ama arkalarındaki niyetler gece ve
4:54
gündüz kadar farklı. Tabii dürüst
4:56
olalım. Her zaman yardım etmiyoruz.
4:58
Schwartz'ın yardım kararı modelinde çok
5:01
can alıcı bir adım var. Önce birinin
5:03
yardıma ihtiyacı olduğunu fark edersiniz
5:05
ama asıl olay ikinci adımda patlıyor.
5:07
İhtiyacı inkar etme mekanizması. Mesela
5:10
birine dönüp ya sen zaten bu konuları
5:12
çok iyi biliyorsun. Benim sana yardım
5:14
etmeme hiç gerek yok. Diyorsunuz.
5:16
Aslında orada yaptığınız şey
5:18
sorumluluktan kaçmak için karşı tarafın
5:20
yardıma ihtiyacı olmadığına kendinizi
5:22
inandırmaya çalışmak. Çok tanıdık geldi
5:24
değil mi? Peki sosyal baskı çok
5:27
arttığında ne yapıyoruz? Burada da ince
5:29
ama kritik bir ayrım var. Diyelim ki bir
5:31
ortamda başkalarıyla pek yüz göz olmak
5:34
istemiyorsunuz. Ne yaparsınız? Fiziksel
5:36
mesafeyi açarsınız. Köşenize
5:38
çekilirsiniz. Bu sizin kişisel alanınızı
5:41
genişletmenizdir. Ama bir de tamamen
5:43
yalnız kalmayı seçerek o sosyal ortamdan
5:45
koptuğunuz durum var ya o çok daha derin
5:48
bir şey. O kendi zihinsel sınırlarınızı
5:50
korumak için etrafınıza ördüğünüz
5:52
aşılmaz bir duvar. Yani psikolojik
5:54
izolasyon. Şimdi biraz bizi birbirimize
5:58
çeken o görünmez bağlara bakalım.
6:00
İnsanları bize yaklaştıran şey sadece
6:03
fiziksel bir temas. Mesela sırt
6:05
sıvazlamak filan mi? Kesinlikle hayır.
6:08
Şöyle düşünün. Çok dertlisiniz ve Ceren
6:10
size gelip sadece şefkatle sarılıyor.
6:13
Güzel. Ama bir de çiğdemi düşünün. O
6:15
sadece sarılmakla kalmıyor. Kendi
6:17
hayatından benzer bir acıyı, kendi kayıp
6:20
öyküsünü de sizinle paylaşıyor. Veriler
6:22
bu konuda çok net. Kendi
6:24
kırılganlıklarını masaya koyan kişilere
6:26
karşı sadece teselli edenlere kıyasla
6:29
çok daha güçlü bir çekim hissediyoruz. O
6:31
kırıldanlık paylaşıldığı an aradaki
6:34
çekim adeta maksimum güce ulaşıyor. 3.
6:37
bölüm, sosyal kimlik ve gruplar. Şimdi
6:40
bu ikili ilişkilerden kameramızı biraz
6:42
daha geriye çekelim ve o büyük tabloya
6:44
bakalım. Bireysel kimliğimiz ait
6:47
olduğumuz o büyük topluluklar tarafından
6:49
nasıl şekilleniyor? Size bir soru. Hiç
6:51
sağda tek bir topa bile vurmadığınız
6:53
halde tuttuğunuz milli takım
6:55
kazandığında göğsünüzün gururla
6:56
kabardığını hissettiniz mi? E tabii ki
6:58
hissettiniz. İşte biz buna grup temelli
7:01
duygular diyoruz. Olaya doğrudan dahil
7:03
olmasanız bile zihninizdeki
7:05
değerlendirme süreci devreye giriyor.
7:07
Sırf o grubun bir üyesi olduğunuz için
7:09
grubun başarısını da acısını da kendi
7:11
hücrelerinizde iyiliklerinize kadar
7:13
hissediyorsunuz. Ama kabul edelim ait
7:16
olduğumuz grup her zaman şampiyon
7:18
olmuyor. Her zaman en üst statüde yer
7:20
almıyor. Peki o zaman ne yapıyoruz?
7:23
Henry Taşfel'in teorisine göre böyle
7:25
durumlarda öz saygımızı korumak için
7:27
zihnimiz harika bir oyun oynuyor. Sosyal
7:29
yaratıcılık. Yani kuralları kafamızda
7:31
yeniden yazıyoruz. Evet o alanda biraz
7:33
kötüyüz kabul ama asıl önemli olan şu
7:35
diğer alan ve biz orada kesinlikle bir
7:37
numarayız diyerek kendi psikolojik
7:39
dengemizi sapa sağlam ayakta tutuyoruz.
7:42
Farklı kültürlerle, farklı gruplarla
7:44
karşılaştığımızda ise işler biraz daha
7:46
zorlaşıyor. John Berry'nin kültürleşme
7:49
modeline bakarsak burada en tehlikeli,
7:51
en yıpratıcı durum marjinalleşme
7:53
aşaması. Düşünün bir birey kendi geldiği
7:56
kök kültürü tamamen reddediyor ama içine
7:59
girdiği o yeni kültürü de tamamen
8:01
reddediyor. Sonuç mu? Her iki dünyaya da
8:04
yabancılaşmış, köklerinden kopmuş ve
8:06
tamamen izole olmuş bir birey çıkıyor
8:08
ortaya. Ve geldik 4. bölüme. Aşkın
8:12
psikolojisi. Toplumsal konulardan
8:14
kameramızı şimdi tamamen içeriye,
8:16
doğrudan kalbimizin tam ortasına
8:18
çeviriyoruz. İnsan bağlantısının o en
8:21
karmaşık haline yani ilişkilere. Şu
8:23
cümleye bir kulak verin. İnsanlarla
8:25
duygusal bağ kurmak benim için oldukça
8:27
doğaldır ve hem bağımsız kalabilir hem
8:30
de sağlıklı ilişkiler sürdürebilirim.
8:32
Eğer birisi bu cümleyi içtenlikle
8:34
kurabiliyorsa, bingo, karşınızda güvenli
8:37
bağlanma stiline sahip biri var
8:38
demektir. Bu kişiler hem çok derin
8:41
bağlar kurarlar hem de kendi bireysel
8:43
alanlarını kaybetme korkusu yaşamazlar.
8:45
Bebeklikten gelen o temel güven
8:47
duygusunun en harika yansımasıdır bu.
8:49
Peki bağların ötesinde o koskoca aşk
8:52
kavramını nasıl tanımlayacağız? Robert
8:55
Stberg diyor ki, "Aşkın üç temel yapı
8:57
taşı vardır. Birincisi birbirinin
8:59
sırlarını açtığın o derin zihinsel
9:02
dostluk olan yakınlık. İkincisi o
9:04
fiziksel çekimi sağlayan tutku. Ve
9:06
üçüncüsü her şeye rağmen o ilişkiyi
9:09
sürdürme iradesi olan bağlılık. İşte
9:11
dünyada duyduğunuz, gördüğünüz tüm o aşk
9:14
türleri bu üç bileşenin farklı farklı
9:16
dozlarda birbirine karışmasından ortaya
9:18
çıkıyor. Tabii bu karışımlar her zaman o
9:21
mükemmel tarifi tutturmuyor. Stnberg'in
9:24
tabiriyle aptalca aşk denilen çok
9:26
çarpıcı bir tür var. Mesela bakın burada
9:29
birbirini gerçekten tanıma, bir sır
9:30
paylaşımı, o duygusal yakınlık falan hiç
9:33
yok. Sadece anlık inanılmaz bir fiziksel
9:36
çekim var ve bunun getirdiği yıldırım
9:38
hızıyla alınmış bir evlilik kararı var
9:40
diyelim. Sadece tutku ve bağlılıktan
9:42
oluşan bu yapılar temelleri hiç olmadığı
9:45
için çok ama çok kırılganlar.
9:48
Şöyle bir toparlayacak olursak o en
9:50
karanlık agresif dürtülerimizden tutun
9:52
da empati dolu yardımlara bir stadyumda
9:54
hep bir ağızdan bağırdığımızda
9:56
hissettiğimiz coşkudan kurduğumuz o
9:58
romantik bağlara kadar gördüğünüz gibi
10:00
davranışlarımızın hiçbiri rastgele
10:02
değil. Hepsi incelenebilir şemalara
10:04
dayanıyor. Peki ben şimdi size sormak
10:06
istiyorum. Kendi hayatınıza şöyle bir
10:09
dışarıdan baksanız, bugün konuştuğumuz o
10:11
şemalardan, o bağlanma stillerinden veya
10:13
gizli sosyal motivasyonlardan hangisi şu
10:16
an sizin kararlarınızın direksiyonunda
10:18
oturuyor? Umarım bu inceleme kendi içsel
10:21
labirentinizi deşifre etmenizde size
10:23
yepyeni bir ışık tutmuştur. düşünmeye ve
10:25
keşfetmeye devam edin.
#Jobs & Education

