Auzef Sosyal - Duygusal Gelişim 2025-2026 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/01/11/sosyal-duygusal-gelisim-2025-2026-final-sorulari/
Bu kaynaklar, çocuklardaki sosyal ve duygusal gelişim süreçlerini çeşitli kuramsal yaklaşımlar ve akademik sınav soruları üzerinden kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Metinlerde, Bronfenbrenner’ın ekolojik sistemleri, Bandura’nın sosyal öğrenme mekanizmaları ve Ainsworth ile Watson gibi isimlerin bağlanma ve duygu kuramları temel dayanak noktalarını oluşturmaktadır. Özellikle ebeveyn tutumlarının sosyalleşme üzerindeki etkileri, çocuklarda öz farkındalık gelişimi ve güvenli bağ kurmanın biyolojik temelleri gibi kritik konulara odaklanılmaktadır. Kaynaklar ayrıca, oyun yoluyla beceri kazanımı ile kültürel farklılıkların davranış kalıpları ve bağlanma stilleri üzerindeki belirleyici rolünü detaylandırmaktadır. Eğitimciler için rehber niteliğindeki bu bilgiler, bireyin erken çocukluktan ergenliğe kadar süren psikolojik ve toplumsal uyum aşamalarını özetlemektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Merhaba. Hiç merak ettiniz mi sizi siz
0:02
yapan şey ne? Yani şu karakteriniz,
0:05
ilişkileriniz, hayata karşı duruşunuz.
0:07
Bütün bunlar nereden geliyor? İşte bu
0:10
bölümde bizi biz yapan o görünmez yapı
0:12
taşlarını yani sosyal ve duygusal
0:14
kodlarımızı birlikte masaya yatıracağız.
0:17
Evet, işte milyon dolarlık soru bu.
0:20
Cevabı da aslında doğduğumuz ilk günden
0:22
itibaren bizi saran ve zamanla
0:23
genişleyen o etki çemberlerinde gizli.
0:26
Hazırsanız şimdi o çemberlerin içine
0:28
doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
0:30
Peki o zaman haydi başlayalım. İlk büyük
0:32
fikir şu. Çevremiz dediğimiz şey aslında
0:35
tek bir katmandan oluşmuyor. Hani sanki
0:37
bir matuşka bebek gibi iç içe geçmiş bir
0:40
sürü farklı dünyadan oluşuyor. Uri
0:43
Bronfon Brenner'ın teorisi tam da bunu
0:44
anlatıyor aslında. En içteki bebekle
0:47
yani mikrosistemle başlıyoruz. Burası
0:49
bizim kalemiz. En yakın çevremiz. Yani
0:52
her gün doğrudan dokunduğumuz,
0:54
konuştuğumuz insanlar ve yerler.
0:56
Ailemiz, okulumuz, mahalle
0:58
arkadaşlarımız. Kısacası hayatımızın
1:00
sahnesi tam olarak burası ve işte işler
1:03
tam da burada ilginçleşiyor. Çünkü bizi
1:05
sadece bu tek tek ortamlar etkilemiyor.
1:07
Bu ortamların birbiriyle nasıl
1:08
konuştuğu, nasıl anlaştığı da çok
1:10
önemli. Buna mezosistem diyoruz. Mesela
1:13
ailenizin okulunuzla kurduğu ilişki.
1:15
Yani o meşhur veli toplantıları var ya
1:17
işte o sizin gelişiminizi doğrudan
1:19
etkileyen şahane bir mezosistem örneği.
1:21
Şimdi bir katman daha dışarı çıkalım.
1:24
Egzosistem. Bunlar bizim birebir içinde
1:26
olmadığımız ama hayatımızı bir şekilde
1:28
etkileyen çevreler. Nasıl mı? Diyelim ki
1:31
babanızın iş yerinde çok kötü bir gün
1:33
geçti. O stresi ister istemez eve
1:35
getiriyor ve bu durum sizi de etkiliyor.
1:37
İşte bu dolaylı etki egzosistemin ne
1:39
kadar güçlü olduğunu gösteriyor. En
1:41
dıştaki en büyük katman ise makro
1:43
sistem. Bu içinde yaşadığımız toplumun
1:46
kültürel DNA'sı aslında. Yasalarımız,
1:49
geleneklerimiz, ahlaki değerlerimiz.
1:52
Bütün bunlar diğer tüm sistemlerin nasıl
1:54
işleyeceğini belirleyen dev bir çerçeve
1:57
gibi düşünebilirsiniz. Ve son olarak
1:59
bütün bu katmanları yatay olarak kesen
2:01
bir şey var. Zaman. Buna da kronosistem
2:04
diyoruz. Hayatımızdaki büyük dönüm
2:06
noktaları. Mesela bir boşanma gibi
2:08
kişisel olaylar ya da bir salgın gibi
2:11
toplumsal olaylar tüm bu sistemleri
2:13
altüst eder, yeniden şekillendirir ve
2:16
bizim gelişim hikayemizi de değiştirir.
2:18
Peki tamam bu sistemden içindeyiz ama
2:20
tam olarak nasıl öğreniyoruz? İşte bu
2:22
noktada sahneye Albert Bandura çıkıyor.
2:25
Bandura diyor ki, "Sosyal
2:27
davranışlarımızın çok büyük bir kısmını
2:29
sadece etrafımızdaki insanları izleyerek
2:31
ve onların yaptıklarını taklit ederek
2:33
öğreniyoruz. Bu kadar basit ama bir o
2:36
kadar da güçlü bir fikir. Peki bu
2:38
izleyerek öğrenme tam olarak nasıl
2:40
işliyor? Aslında dört basit adımı var.
2:43
İlk olarak bir şeye dikkat etmeniz
2:45
lazım, değil mi? Sonra o bilgiyi bir
2:47
şekilde aklınızda tutmanız yani hatırda
2:49
tutmanız gerekiyor. Tıpkı derste not
2:51
alır gibi. Üçüncüsü o gördüğünüz şeyi
2:54
fiziksel olarak yapabilmeniz yani tekrar
2:57
edebilmeniz lazım. Ve son olarak belki
2:59
de en önemlisi bunu yapmak için bir
3:01
isteğinizin, bir motivasyonunuzun olması
3:03
şart. Şimdi o büyük çevrelerden sıyrılıp
3:07
varoluşumuzun çekirdeğine, en temel ve
3:10
en kritik ilişkisine odaklanma zamanı
3:13
bağlanma. Hayat boyu kuracağımız bütün
3:16
ilişkilerin temeli işte o ilk bağda
3:18
atılıyor. Shaffer ve Emerson'a göre
3:21
bebeklerin bağ kurma yolculuğu belirli
3:23
aşamalardan geçiyor. Her şey bebeklerin
3:26
henüz kimseye özel bir ilgi göstermediği
3:28
asosyal diyebileceğimiz bir evreyle
3:31
başlıyor. Sonra önüne gelene gülümsemeye
3:33
başlıyorlar. Bir süre sonra genellikle
3:36
anne olan tek bir kişiye özel bir bağ
3:38
geliştiriyorlar ve en sonunda babaya,
3:41
kardeşlere, diğer aile üyelerine de
3:43
bağlanarak çoklu bağlar kuruyorlar. Bu
3:46
derin bağın sadece psikolojik bir tarafı
3:48
yok. Aynı zamanda tamamen biyolojik bir
3:50
temeli de var. Özellikle vazopresin ve
3:53
aşk hormonu olarak da bilinen oksitosin
3:56
anneyle bebek arasındaki o güven dolu,
3:58
sevgi dolu bağın örülmesinde kilit bir
4:01
rol oynuyor. Maryert'un müthiş
4:03
çalışmaları sayesinde şunu biliyoruz. Bu
4:05
ilk kurduğumuz bağlar hayatımızın geri
4:07
kalanında başkalarıyla nasıl ilişki
4:09
kuracağımıza dair bir nevi şema veya yol
4:11
haritası oluşturuyor. Gelin şimdi bu
4:13
temel haritalara bir bakalım. Bu tablo
4:15
aslında her şeyi o kadar güzel özetliyor
4:17
ki bakın ebeveyn eğer çocuğun ihtiyacına
4:20
duyarlı ve işbirliği içindeyse çocuk
4:22
güvenli bir şekilde bağlanıyor ve
4:24
annesini babasını adeta güvenli bir
4:26
liman olarak görüyor. Ama tam tersi
4:28
ebeveyn reddedici ve mesafeli ise çocuk
4:31
kaçınmacı oluyor. Hani ebeveyni geri
4:33
döndüğünde bile ondan uzak duruyor.
4:34
Görmezden geliyor. Peki ya ebeveyn
4:36
tutarsızsa yani bir öyle bir böyle
4:38
davranıyorsa işte o zaman da çocuk
4:41
dirençli bir bağlanma geliştiriyor. Yani
4:43
hem deli gibi yakınlık istiyor hem de
4:45
bir yandan inanılmaz öfkeli oluyor. İşte
4:47
bu ilk bağlanma stilleri daha sonra
4:49
genel ebeveynlik tutumlarıyla birleşerek
4:51
çocuğun tüm sosyalleşme sürecini yani
4:54
topluma uyum sağlama becerisini kökünden
4:56
etkiliyor ve bu etkinin uzun vadedeki
4:58
sonuçları gerçekten de çok çarpıcı
5:00
olabiliyor. Karşılaştırma çok net.
5:03
Sevgiye dayalı, destekleyici yani
5:06
demokratik ailelerde büyüyen çocuklar
5:08
psikolojik olarak çok daha sağlam
5:09
oluyor. Diğer tarafta katı kuralların
5:12
olduğu, baskıcı ve otoriter ailelerde
5:14
yetişen gençlerse ergenlik döneminde
5:17
isyana daha meyilli olabiliyor ve
5:19
genellikle akademik ve sosyal becerileri
5:21
de ortalama düzeyde kalıyor. Yani evdeki
5:24
atmosfer çocuğun potansiyelini doğrudan
5:26
belirliyor. Ve işte en can alıcı
5:28
noktalardan biri de bu. Ebeveynlerin
5:30
sözlerinin ne kadar güçlü olduğunu
5:32
gösteren bir cümle. Bir çocuğun
5:34
seçimlerini, denemelerini sürekli
5:36
eleştirmek, onun iç dünyasında
5:38
onarılması çok zor yaralar açabilir ve
5:41
kendine olan güvenini yerle bir
5:43
edebilir. Peki bu bağlanma stilleri
5:46
dünyanın her yerinde aynı mı? Aslında
5:48
pek değil. Kültür de bu işin içinde.
5:51
Mesela Almanya gibi bireysel
5:52
bağımsızlığın çok önemsendiği
5:54
toplumlarda kaçınmacı bağlanma daha sık
5:56
görülüyor. Buna karşılık Japonya gibi
5:59
biz bilincinin ön planda olduğu
6:01
kolektivist toplumlarda ise dirençli
6:03
bağlanma oranlarının daha yüksek
6:05
olduğunu görüyoruz. Dış dünyadan ve
6:07
ilişkilerden yola çıktık. Şimdi de
6:09
rotamızı iç dünyaya yani ben algımızın
6:11
nasıl filizlendiğine çevirelim. Bu
6:14
dışarıdan başlayan ama eninde sonunda
6:17
kendi içimizde tamamlanan bir yolculuk.
6:19
Gelişimdeki en büyük sıçramalardan biri
6:21
kesinlikle öz farkındalık. Bu bir
6:23
çocuğun aynaya bakıp, "Aa, bu benim."
6:26
dediği, kendisini dünyadan ayrı düşünen,
6:29
hisseden bir varlık olarak anladığı o
6:31
sihirli andır. Artık sadece dünyayı
6:33
deneyimlemiyor. Aynı zamanda ben ne
6:36
hissediyorum, ben ne düşünüyorum diye
6:38
kendine de bakmaya başlıyor. Sosyal
6:40
gelişimde bir diğer önemli kilometre
6:42
taşı da genelde 3 yaş civarında
6:44
karşımıza çıkıyor. Bu çocukların o
6:46
meşhur benimo kavgalarını başlattığı,
6:49
akranlarıyla ilk ciddi çatışmalarını
6:51
yaşadıkları dönem. Aslında bu
6:53
sosyalleşmeyi öğrenme sürecinin çok
6:55
doğal bir parçası. Bu yaşlardaki bir
6:57
başka önemli özellik de ben merkezci
7:00
düşünce. Yani küçük çocuklar kelimenin
7:02
tam anlamıyla dünyanın kendi
7:04
etraflarında döndüğünü sanırlar. Bu
7:06
yüzden de evde yaşanan bir tartışma gibi
7:08
olumsuz bir olaydan hemen kendilerini
7:11
sorumlu tutabilir ve inanılmaz bir
7:12
suçluluk duygusu yaşayabilirler. Peki
7:15
bütün bu yolculuktan cebimize ne koyduk?
7:18
Özetleyelim. Birincisi, kim olduğunuz
7:20
sizi saran o iç içe geçmiş etki
7:22
katmanları tarafından şekillendirildi.
7:24
İkincisi, hayatınızın ilk yıllarında
7:26
kurduğunuz o ilk bağ gelecekteki tüm
7:29
ilişkileriniz için bir yol haritası
7:31
çizdi. Ve son olarak ben olmanız tüm bu
7:33
dışsal güçlerle başlayıp kendi iç
7:35
sesinizi keşfettiğiniz o harika
7:37
yolculuğun ta kendisi. Peki madem ki bir
7:40
insanın hayatının temeli bu ilk bağlarla
7:42
atılıyor ve bu kadar hayati bir öneme
7:44
sahip bu bilgi bizim toplum olarak
7:47
ailelere ve çocuklara verdiğimiz desteği
7:49
yeniden gözden geçirmemizi gerektirmez
7:51
mi? İşte bu sanırım hepimizin üzerinde
7:54
biraz düşünmesi gereken bir soru.
#Mental Health
#Education
#Kids & Teens
#Parenting

