0:00
Merhaba. Bugünkü analizimizde siyasetin
0:03
adeta mutfağına giriyoruz. Yani siyasi
0:05
partileri ve seçim sistemlerini masaya
0:08
yatırıyoruz. Bakalım bu yapılar ve
0:10
kurallar içinde yaşadığımız dünyayı
0:12
nasıl ilmek ilmek dokuyor. Her şey
0:15
aslında şu temel soruyla başlıyor.
0:18
Siyasete yön veren asıl güç nedir?
0:21
Sahadaki oyuncular yani partiler mi
0:23
yoksa o oyunun oynandığı sahanın
0:25
kuralları mı? Bu büyük sorunun cevabını
0:28
bulmak için konuyu dört ana başlıkta ele
0:30
alacağız ve adım adım ilerleyeceğiz. İlk
0:33
olarak en başa gidelim. Siyasi partiler
0:36
dediğimiz bu yapılar neden ve nasıl
0:38
ortaya çıktı? Bu ihtiyaç nereden doğdu?
0:41
Bu sorunun cevabı için masada iki büyük
0:43
teori var. Bir taraf diyor ki partiler
0:46
toplumdaki sınıf, din gibi doğal fay
0:48
hatlarından yani çatışmalardan doğar.
0:51
Diğer taraf ise hayır partiler aslında
0:54
siyasi sistemin yani kuralların bir
0:57
ürünüdür diyor. Yani sosyolojik
0:59
yaklaşıma göre toplumdaki din devlet
1:02
gerilimi veya işçi işveren ayrımı gibi
1:05
derin çatışmalar partileri yaratıyor.
1:07
Kurumsal teoriye göre ise olay daha
1:09
farklı. Oy hakkı genişleyip daha fazla
1:12
insan siyasete dahil olunca meclisteki
1:15
grupların organize olup halktan destek
1:17
araması gerekti. İşte partiler bu
1:19
ihtiyaçtan doğdu. Tamam, partilerin
1:22
neden var olduğunu anladık. Peki, bir
1:24
siyasi partinin kapısını açıp içeri
1:26
girdiğimizde bizi nasıl bir yapı, nasıl
1:29
bir motor karşılıyor? Bütün partiler
1:32
aynı değil tabii. Zamanla evrim
1:33
geçirdiler. Eskiden daha çok elitlerin
1:36
bağışlarıyla dönen kadro partileri veya
1:38
üyelerinin aidatlarıyla yaşayan kitle
1:40
partileri vardı. Ama günümüzde çok daha
1:42
yaygın bir model var. Kartel partileri.
1:45
Bunlar ana finansman kaynağı olarak
1:47
devlet yardımına bel bağlıyorlar. Bu
1:49
durum partilerin devlete erişimini her
1:50
şeyin önüne koymasına ve adeta
1:53
birbirleriyle rekabet ederken işbirliği
1:55
yapan bir kartel gibi davranmasına neden
1:57
olabiliyor. Her partinin can damarı
2:00
görünmez kahramanlarıdır aslında. Yani
2:02
sadece sandıkta oy vermekle kalmayıp o
2:05
parti için gönüllü olarak çalışan,
2:07
koşturan aktivistleridir. Peki partiler
2:10
bu insanları nasıl motive ediyor?
2:12
Aslında temelde iki tür havuç
2:14
kullanıyorlar. Biri iş bulma gibi somut
2:17
yani maddi vaatler, diğeri ise daha adil
2:20
bir dünya kuracağız gibi soyut yani
2:23
ideolojik, amaçsal hedefler. Partilerin
2:26
iç dünyasına baktık. Şimdi biraz geri
2:28
çekilip oyunun kendisine yani kurallara
2:30
odaklanalım. Seçim sistemleri siyaseti
2:33
nasıl bu kadar derinden etkileyebiliyor?
2:35
Şöyle düşünün. Futbolda ofsayt kuralını
2:38
kaldırırsanız oynanan oyun bambaşka bir
2:40
şeye dönüşür. Değil mi? İşte siyasette
2:43
de seçim kuralları tam olarak bu etkiyi
2:45
yaratır. Sadece sonucu değil oyunun
2:48
stilini de belirler. İşte tam bu noktada
2:51
Morris Diverger adında bir Fransız
2:52
sosyolog sahneye çıkıyor ve bu ilişkiyi
2:55
çok net açıklayan, kendi adıyla anılan
2:58
bir yasa ortaya koyuyor. Duverger'in
3:00
dediği şey aslında çok basit. diyor ki,
3:03
"Eğer bir seçim bölgesinde sadece bir
3:05
kişi kazanıyorsa ve en çok oyu alan her
3:08
şeyi alıyorsa, zamanla seçmenler küçük
3:11
partilere oy vermekten vazgeçer ve
3:13
sistem iki büyük partiye doğru evrilir.
3:15
Ama eğer herkes aldığı oy oranında
3:18
temsil edirsin" diyen nisbi temsil
3:20
sistemi varsa o zaman çok sayıda
3:22
partinin hayatta kalabildiği bir siyasi
3:24
arena oluşur. Kurallar sadece seçim
3:27
gününü de şekillendirmiyor. O güne giden
3:29
yolu da belirliyor. Mesela ön seçim gibi
3:32
mekanizmalar, adayların kim olacağını
3:35
sadece parti liderlerinin değil,
3:37
doğrudan parti tabanının hatta bazen tüm
3:41
seçmenlerin karar vermesini
3:44
Evet. Şimdi tüm bu parçaları
3:45
birleştirelim. Partilerin kökeni, iç
3:47
yapıları ve oyunun kuralları. Bunlar bir
3:50
araya gelince ortaya çıkan o büyük resme
3:52
yani temsil meselesine ve onun
3:54
zorluklarına bakalım. Siyaset bilimciler
3:57
bir ülkenin parti sistemini analiz
3:58
ederken aslında tek partilerin iç
4:01
işleyişine pek bakmazlar. Onlar için
4:03
önemli olan partilerin birbiriyle olan
4:05
rekabetidir. Yani ligin genel durumu.
4:08
İşte bu yüzden parti içi demokrasinin
4:10
üzeri çizili. Çünkü o sistemin değil tek
4:13
bir partinin kendi iç meselesidir. Bizim
4:15
bugün yaşadığımız modern demokrasiyi
4:18
Antik Yunan'dakinden ayıran en ama en
4:20
temel fark tam da bu. Temsil. Onlar
4:23
meydanlarda toplanıp doğrudan kendileri
4:25
karar alıyordu. Biz ise bizim adımıza
4:27
karar alacak temsilcileri seçiyoruz. Ama
4:30
bu herkesin temsil edildiği sisteme
4:32
gelmek hiç de kolay olmadı. Bakın çok
4:35
yakın tarihlerden bahsediyoruz.
4:37
Amerika'da siyahların ya da İsviçre'de
4:39
kadınların tam anlamıyla oy hakkına
4:41
kavuşması 20. yüzyılın ikinci yarısını
4:44
buldu. Bu gerçekten de uzun ve zorlu bir
4:47
mücadeleydi. Bu durum bizi temsilin
4:50
kalbindeki o büyük gerilime getiriyor.
4:52
Seçilmiş bir hükümet teoride tüm ulusu
4:55
temsil etse de pratikte en çok kime
4:57
karşı sorumlu hisseder? Tüm ülkeye mi
5:00
yoksa kendisini iktidara taşıyan
5:02
seçmenlere mi? İşte bu temsil gerilimi
5:05
bazen bütünleşme krizi dediğimiz büyük
5:08
siyasi krizlere de yol açabiliyor. Yani
5:11
merkezi devletin herkese tek bir ulusal
5:13
kimlik giydirmeye çalıştığı yer de
5:15
yerel, etnik ya da dini grupların hayır
5:18
biz de varız demesiyle ortaya çıkan o
5:20
derin çatışmalar. Tüm bunlar bizi şu can
5:23
alıcı soruya getiriyor. Madem kurallar
5:25
sistemi sistemde temsili
5:27
şekillendiriyor. O zaman biz sandığa
5:29
gittiğimizde aslında neye oy veriyoruz?
5:32
sadece bir partiye mi yoksa o partinin
5:34
içinde yarıştığı sistemin kendisine mi?
5:37
Ve son bir soru daha. Eğer seçilmiş bir
5:39
hükümetin önceliği kendi seçmeni ise
5:42
peki ya ona oy vermeyenler? Geri
5:44
kalanlar için bu ne anlama geliyor? Bu
5:47
kadar farklı çıkarın ve karmaşık kuralın
5:49
olduğu bir dünyada herkesi kapsayan
5:51
gerçek bir temsil mümkün mü?