Auzef Siyaset Sosyolojisi 2025-2026 Final Soruları (Siyaset Bilimi)
https://lolonolo.com/2026/01/22/siyaset-sosyolojisi-2025-2026-final-sorulari-siyaset-bilimi/
Bu kaynaklar, siyaset sosyolojisi disiplininin temel kavramlarını, tarihsel gelişimini ve teorik tartışmalarını kapsayan bir müfredat özetidir. Metinlerde, modern devletin meşruiyet kaynaklarından sanayileşme ile milliyetçilik arasındaki kopmaz bağa kadar geniş bir yelpaze ele alınmaktadır. Karl Marx’ın çatışma kuramı ve Louis Althusser’in devlet aygıtları analizi gibi klasik yaklaşımlar, toplumsal sınıfların ve ideolojinin önemini vurgular. Ayrıca, geçmişteki ekonomik odaklı hareketlerin aksine, günümüzdeki yeni toplumsal hareketlerin kültürel kimliklere ve dijital ağlara nasıl evrildiği açıklanmaktadır. Son olarak, refah devleti modelleri ile modern tüketim toplumunda nesnelerin sembolik değer kazanması gibi güncel sosyolojik meseleler incelenmektedir. Tüm bu başlıklar, öğrencilerin siyasi yapıları ve toplumsal değişimleri analiz etmesini sağlayan akademik bir çerçeve sunar.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese merhaba. Dünyamızı şekillendiren
0:02
o temel güçleri yani iktidarı, devleti
0:06
ve toplumsal değişimi mercek altına
0:09
aldığımız bu anlatıya hoş geldiniz.
0:11
Gelin hemen başlayalım. Her şey aslında
0:14
bu temel soruyla başlıyor. Bu sorunun
0:16
peşine takılıp toplumun o görünmez ama
0:19
bir o kadar da güçlü yapılarını birlikte
0:21
deşifre edelim. Hadi işin en temelinden,
0:25
alfabesinden başlayalım. Modern devlet
0:27
dediğimiz şey tam olarak nedir?
0:30
Bu soruyu cevaplamak için de büyük
0:32
düşünür Max Weber'e kulak vereceğiz.
0:34
Şimdi Weber'in dediği şey şu. Devleti
0:38
diğer tüm kurumlardan ayırılan kilit bir
0:40
özellik var. O da şiddeti yasal olarak
0:43
kullanma tekelini elinde tutması. Yani
0:45
düşünün sizin ya da benim birine zor
0:48
kullanmamız suçtur ama devletin polisi
0:51
bunu yasanın verdiği yetkiyle yapınca
0:53
meşru kabul ediliyor. İşte bu tekel
0:56
devletin bütün gücünün kaynağı. Yani
0:58
artık olay ben kralın oğluyum meselesi
1:00
değil. Anayasa böyle diyor, kanunlar
1:02
böyle yazıyor meselesi. İktidarın
1:05
meşruiyeti yani hepimizin onu kabul
1:07
etmesinin sebebi işte bu kurallar
1:09
bütünü. Tamam devletin şiddet tekeli var
1:12
bu cepte. Peki bu gücü ta ülkenin en
1:14
ucrağı köşesine kadar nasıl ulaştırıyor?
1:17
İşte bu noktada Michael Man diye bir
1:19
düşünür çıkıyor ve çok kritik bir kavram
1:21
ortaya atıyor. Altyapısal iktidar. Yani
1:23
diyor ki başkentte bir karar almak başka
1:26
bir şey. O kararı ülkenin en uzak
1:28
köyünde uygulayabilmek bambaşka bir şey.
1:30
Bir anlığına durup düşünelim. Okullar,
1:33
otobanlar, telefon hatları hatta
1:36
cebimizdeki para. Bunlar bize sadece
1:39
günlük hayatın sıradan parçaları gibi
1:41
geliyor değil mi? Ama aslında hepsi
1:43
devletin gücünü ülkenin her bir
1:45
metrekaresine taşıyan kılcal damarlar
1:47
gibi. Bu altyapı olmasa merkezde alınan
1:50
kararlar kağıt üzerinde kalırdı. Peki
1:53
iktidar dediğimiz şey sadece kaba
1:55
kuvvetten, zordan mı ibaret yoksa bizi
1:58
farkında bile olmadan yöneten çok daha
2:00
ince, çok daha akıllıca mekanizmalar mı
2:03
var? Gelin şimdi iktidarın bu diğer daha
2:05
gizemli yüzüne bakalım. Ve bu noktada
2:08
sahneye Carl Marx çıkıyor ve masaya
2:11
yumruğunu vuruyor adeta. Diyor ki,
2:14
"Bugüne kadarki bütün toplumların tarihi
2:16
sınıf mücadeleleri tarihidir. Yani ona
2:19
göre toplumun motoru uyum ve huzur
2:21
değil. Tam tersine çatışmadır. Ezenlerle
2:25
ezilenlerin bitmek bilmeyen kavgası.
2:28
Marx'a göre bu zengin fakir ayrımı bu
2:30
tabakalaşma kader değil. Bir sömürü
2:33
sisteminin ta kendisi. Bir tarafta
2:35
fabrikaların, toprakların sahibi olan
2:37
burjuvazi var. Diğer tarafta ise hayatta
2:39
kalmak için emeğini, zamanını satmaktan
2:42
başka çaresi olmayan işçi sınıfı ve bu
2:45
iki sınıfın çıkarları asla uzlaşamaz.
2:47
Marx için gerçek eşitlik ancak bu özel
2:50
mülkiyet ortadan kalktığında yani üretim
2:52
araçları hepimizin olduğunda mümkün. Ama
2:55
şimdi aklınıza şu soru gelebilir. Madem
2:58
sistem böyle bir sömürüye dayanıyor,
3:00
peki insanlar neden sürekli isyan
3:02
etmiyor? Milyonlarca insan devletin zoru
3:05
olmadan bu düzene nasıl evet diyor? İşte
3:09
bu işin en can alıcı noktası. İşte bu
3:12
soruya Louis Altuser'den müthiş bir
3:14
yanıt geliyor. Diyor ki devletin iki
3:17
farklı yüzü, iki farklı aracı vardır.
3:20
Biri demir yumruk. Bu bildiğimiz polis,
3:24
ordu, hapishaneler yani devletin baskı
3:26
aygıtları. Ama bir de kadife eldiven
3:29
var. İşte bu bizi zorla değil ikna
3:32
ederek, rızamızı alarak yöneten
3:35
ideolojik aygıtlar. Meki nedir bu kadife
3:38
eldivenler? İşte bakın hayatımızın tam
3:41
merkezindeler. Okulda öğrendiklerimiz,
3:43
aileden gördüğümüz terbiye,
3:45
televizyonda, internette karşımıza
3:47
çıkanlar, dini kurumların telkinleri.
3:50
Bütün bunlar bize sürekli neyin normal,
3:52
neyin doğru, neyin kabul edilebilir
3:54
olduğunu fısıldar. Farkında bile olmadan
3:57
mevcut düzeni sorgulamak yerine onu bir
3:59
doğa kanunu gibi kabul etmemizi
4:01
sağlarlar. Yani bizi sisteme zorla
4:04
değil, gönüllü olarak dahil ederler.
4:06
Peki tablo bu kadar karanlık mı?
4:09
İnsanlar bu iktidar yapıları karşısında
4:11
tamamen pasif mi? Elbette hayır. Şimdi
4:14
madalyonun öbür yüzünü çevirip toplumun
4:16
nasıl karşı koyduğuna, nasıl bir araya
4:18
gelip hayır dediğine bakacağız.
4:20
Toplumsal hareketler dünyasına hoş
4:22
geldiniz. Fransız evriminden tutun da
4:25
işçi hareketlerine, kadın hakları
4:27
mücadelesinden günümüzdeki çevre
4:29
protestolarına kadar bütün bu
4:31
hareketlerin kalbine baktığınızda orada
4:33
tek bir kelime görürsünüz. Eşitlik.
4:36
Tarih boyunca insanları sokağa döken en
4:38
temel motivasyon bu olmuştur. Fakat şunu
4:41
da görmek lazım. Toplumsal hareketlerin
4:43
de karakteri zamanla değişiyor. Sanayi
4:46
devrimi ile birlikte ortaya çıkan o eski
4:48
hareketler genelde fabrikalarda
4:50
filizleniyordu. Dertleri neydi? Maaşlar,
4:53
çalışma saatleri gibi ekonomik
4:54
meselelerdi. Ama özellikle 1960'lardan
4:57
sonra sahneye yeni toplumsal hareketler
5:00
çıktı. Bunlar artık fabrikada değil
5:02
belki de internette örgütleniyor ve odak
5:04
noktaları da ekonomi değil, çevre,
5:07
feminizm, insan hakları gibi daha
5:09
kültürel, daha kimlik temelli konular.
5:11
Yani mücadele ekonomiden kültüre doğru
5:14
bir eksen kayması yaşadı. Peki bugün tam
5:17
da şu an bizim kimliğimizi en çok ne
5:20
şekillendiriyor? Gelin şimdi modern
5:23
dünyadaki en büyük iki güce bakalım.
5:25
Milliyetçilik ve tüketim toplumu.
5:28
Milliyetçilik deyince aklımıza genelde
5:30
böyle çok eski, köklü, kadim bir duygu
5:32
geliyor, değil mi? Ama Ernest Galler
5:34
diyor ki, "Durun bir dakika. Aslında o
5:36
kadar da eski değil. Ona göre
5:38
milliyetçilik sanayi devriminin bir
5:40
zorunluluğuydu. Şöyle düşünün. Sanayiden
5:43
önce herkes kendi köyünde, kendi küçük
5:45
dünyasında kendi lesçesiyle yaşıyordu.
5:47
Ama fabrikalar açıldığında ne oldu?
5:49
Farklı köylerden, farklı bölgelerden
5:51
binlerce insan aynı çatı altında
5:53
çalışmak zorunda kaldı. İşte bu
5:56
insanları birleştirecek, onlara ortak
5:58
bir dil, ortak bir kültür verecek bir
6:00
yapıştırıcı lazımdı. Milliyetçilik tam
6:02
da bu işlevi gördü. Modern ekonominin
6:04
çarklarının dönebilmesi için gereken o
6:06
tek tip eğitimli iş gücünü yarattı. Ve
6:09
geldik diğer dev güce, piyasaya. Artık
6:12
kim olduğumuz sadece pasaportumuzda
6:14
yazanla değil, aynı zamanda ne satın
6:16
aldığımızla da belirleniyor. Tüketim
6:18
toplumuna hoş geldiniz. Fransız düşünür.
6:21
Jean Bodrilar bu durumu müthiş bir
6:22
şekilde açıklıyor. Diyor ki artık bir
6:25
şeyi sadece işe yaradığı için yani
6:27
kullanım değeri için almıyoruz. Onu daha
6:29
çok ne anlama geldiği yani simgesel
6:32
değeri için alıyoruz. O son model
6:34
telefon aslında sadece arama yapmak için
6:36
bir araç değil. Aynı zamanda sizin
6:38
başarılı, modern, teknolojiyi takip eden
6:40
biri olduğunuzu gösteren bir sembol.
6:43
Tıpkı Altuser'in ideolojik aygıtları
6:45
gibi değil mi? Tüketim kültürü de bize
6:47
sürekli neyi arzu etmemiz gerektiğini,
6:49
mutluluğun hangi markada satıldığını
6:51
fısıldayan devasa bir aygıt gibi
6:52
çalışıyor. Bodrillardın bu modern
6:55
tespiti bizi aslında bir kez daha
6:57
Carmarx'a geri götürüyor. Marx 100 yıl
6:59
öncesinden buna metafetişiz mi adını
7:01
vermişti. Yani bir ürünü aldığımızda o
7:05
ürünün arkasındaki insan emeğine, o
7:07
fabrikanın gürültüsünü, o işçinin alım
7:09
terini tamamen unutuyoruz ve o markaya,
7:12
o nesneye neredeyse sihirli, mistih bir
7:15
güç yüklüyoruz. Sanki o ayakkabı onu
7:18
üreten insandan bağımsız, kendi kendine
7:20
var olan bir değere sahipmiş gibi. İşte
7:23
bu belki de rıza üretiminin en sinsi, en
7:26
modern hali. İdeolojiyi artık sadece
7:29
okulda ya da medyada değil alışveriş
7:31
sepetimizin içinde de taşıyoruz. Evet.
7:34
Devletin demir yumruğundan ve kadife
7:36
eldiveninden başladık. Toplumun eşitlik
7:38
çığlıklarına kulak verdik ve en sonunda
7:41
kendimizi bir alışveriş merkezinde
7:43
kimliğimizi sepetimize doldururken
7:45
bulduk. Peki bütün bu yolculuğun sonunda
7:48
size şu soruyu sormak istiyorum. 21.
7:51
yüzyılda sizin ve benim hayatımızı en
7:54
çok hangi güç şekillendiriyor? Devlet
7:56
mi, toplumsal hareketler mi yoksa piyasa
7:59
mı? Bu üzerine kafa yormaya gerçekten
8:02
değer bir soru.
#Education
#Law & Government
#Government
#Political Science

