0:00
Güç, adalet ve devlet. Bu kavramlar
0:02
hakkında kafa yoran en büyük beyinlerin
0:04
dünyasına şöyle bir dalmaya ne dersiniz?
0:07
Antik Yunan'dan bugüne batı siyaset
0:09
düşüncesinin en temel duraklarına hadi
0:12
beraber 5 dakikada göz atalım.
0:14
Başlıyoruz. Peki bu yolculukta nerelere
0:17
uğrayacağız? Önce her şeyin temelindeki
0:20
o büyük sorularla başlayacağız. Sonra
0:22
Antik Yunan'a uzanacağız. Oradan Orta
0:25
Çağ'ın inanç ve iktidar dengesine, sonra
0:27
modern devletin doğum sancılarına ve en
0:30
sonunda da günümüzün o her şeyi
0:32
sorgulayan eleştirel bakışına geleceğiz.
0:35
Aslında bütün bu karmaşik tarih
0:37
insanlığın binlerce yıldır peşini
0:39
bırakmayan bir avuç temel soru etrafında
0:41
dönüyor. Ve bu sorular inanın tüm siyasi
0:45
düşünce tarihinin adeta yakıtı olmuş.
0:48
Mesela devlet neden var? Gücü elinde
0:51
tutanlar bunu gerçekten hak ediyor mu?
0:53
Ve belki de en önemlisi adalet dediğimiz
0:56
şey tam olarak ne? İşte bu sorular
0:59
siyaset felsefesinin tam kalbinde yer
1:01
alıyor ve bizi doğrudan konunun özüne
1:04
çekiyor. Hadi o zaman her şeyin
1:06
başladığı yere gidelim. Bu soruların ilk
1:08
defa böyle sistemli bir şekilde masaya
1:10
yatırıldığı yere yani batı düşüncesinin
1:12
beşiği Antik Yunan'a. Platon'a göre
1:15
toplum çürüyordu ve buna radikal bir
1:17
çözüm bulmak şarttı. Çözümü neydi peki?
1:21
Devleti sadece filozoflar yönetmeli.
1:23
Neden mi? Çünkü ona göre bizim şu
1:26
gördüğümüz gündelik hayat aldatıcı
1:28
gölgelerden ibaret. Gerçek mutlak iyiyi
1:31
sadece filozoflar görebilir. Yani
1:33
yönetim sarsılmaz bir bilgiye
1:35
dayanmalıydı. Keyfe değil. Ama sonra
1:38
sahneye öğrencisi Aristoteles çıkıyor ve
1:40
hocasının bu soyut idealarını alıp
1:43
yeryüzüne indiriyor. Diyor ki,
1:45
"Mükemmellik başka bir evrende değil,
1:47
tam da bu dünyada nesnelerin kendi
1:49
içinde gizli. Yani ideal bir ağaç mı
1:52
arıyorsun? Git bir ağacın kendisine bak.
1:55
İşte bu çok daha pratik, çok daha
1:57
dünyevi bir yaklaşımdı. O dönemde bir de
2:00
sofistler var. Ortalığı biraz
2:01
karıştırıyorlar. Diyorlar ki, "Adalet
2:04
dediğimiz şey bizim aramızda
2:06
anlaştığımız bir kurallar bütünü mü
2:08
yoksa Orman Kanunu gibi güçlünün haklı
2:10
olduğu bir doğa durumu mu? Yani kurallar
2:13
mı, güç mü? Bu soru bugün bile siyasetin
2:16
merkezinde durmuyor mu sizce de?" Ve
2:18
antik Yunan'dan sonra zamanda büyük bir
2:21
sıçrama yapıyoruz. Orta Çağ'a geliyoruz.
2:24
Burada artık siyasi düşünce, ilahi
2:26
otorite ve dünya güç arasındaki o bitmek
2:28
bilmeyen gerilimle şekilleniyor. Orta
2:31
Çağ'da bütün tartışma bir anda gökyüzüne
2:34
taşınıyor. Augustinus'a göre insan o
2:36
kadar günahkar ki devlet sadece bu kaosu
2:39
önleyen gerekli bir kötülük. Ama akuinas
2:42
daha iyimsar. Ona göre devlet kötü bir
2:44
şey değil. Tsine insanın sosyal
2:47
doğasının doğal bir sonucu ve ilahi
2:49
düzene hizmet edebilir. Yani biri
2:52
devleti günahın cezası diğeri erdemin
2:54
aracı olarak görüyor. Ve işte geldik
2:57
zurnanın zırt dediği yere. Modern dönem.
3:00
Burada adeta felsefi bir deprem
3:02
yaşanıyor. Çünkü gücün kaynağı artık
3:05
tanrıdan alınıp doğrudan insana
3:07
veriliyor. Bu depremin merkez üstünde
3:10
kim var dersiniz? Tabii ki Makyaevelli.
3:13
Öyle bir şey yapıyor ki siyaseti alıyor.
3:15
Dinden ve ahlaktan tamamen koparıyor.
3:18
Siyaset artık iyi kötü meselesi değil.
3:21
tamamen gücü elde etme ve koruma
3:23
sanatıdır." diyor. İşte bu modern
3:26
siyaset biliminin de başlangıcı
3:28
sayılıyor. Gördüğünüz gibi Makavelli bir
3:31
kapı aralıyor ve o kapıdan Hobs, Russo
3:34
gibi düşünürler giriyor. Hepsi de artık
3:37
devletin meşruiyetini yani haklılığını
3:39
bir şekilde halka, bir tür toplum
3:41
sözleşmesine dayandırmaya çalışıyor. İyi
3:44
ama bu sözleşme nasıl olmalı? İşte
3:46
burada iki dev isim Hops ve Russo
3:49
birbirine tamamen zıt iki yol çiziyor.
3:51
Hops diyor ki kaostan yani herkesin
3:54
herkese karşı savaşından kaçmak için
3:57
özgürlüklerimizi bir canavara yani
3:59
mutlak bir hükümdara devredelim. Yeter
4:01
ki güvende olalım. Russo ise tam tersi.
4:04
Hayır diyor. Gerçek egemenlik ancak ve
4:06
ancak halkın doğrudan katıldığı bir
4:08
demokraside olur. Bu özgürlük ve
4:10
güvenlik arasındaki o ebedi gerilimin ta
4:13
kendisi. Şimdi 19. yüzyıla geldik ve
4:16
burada devlerin savaşı var. Soru şu:
4:19
Tarihi ne yönetir? Yüce fikirler mi
4:22
yoksa çok daha somut olan maddi koşullar
4:25
mı? Bir tarafta Hegel var. Hegel'e göre
4:28
tarih dediğimiz şey evrensel bir aklın
4:31
yani Gayst'ın kendini bulma yolculuğu
4:33
gibi. Ve bu yolculuğun son durağı en
4:36
mükemmel hali işte o modern devlet. Yani
4:39
tarihi ilerleten şey fikirler, idealler.
4:43
Ve sonra sahneye Marx çıkıyor. Hegel'in
4:46
bu idealist dünyasını alıyor ve diyor
4:48
ki, "Hayır, tarihi yönlendiren şey
4:51
fikirler değil, ekonomidir, üretimdir.
4:54
Yani sınıflar arasındaki mücadeledir. Bu
4:57
o dönem için inanılmaz devrimci bir
4:59
düşünce." Marx'ın kendi meşhur lafıyla o
5:03
Hegel'in tepe taklak duran diyalektiğini
5:05
alıp ayakları üzerine oturtuyor. Yani
5:08
tarihin motoru kafamızın içindeki
5:10
fikirler değil midemizin gurultusu yani
5:13
maddi yaşam koşullarımızdır." diyor. Ve
5:16
geldik 20. yüzyıla. Artık sadece
5:19
devleti, adaleti falan değil hakikat
5:21
denilen şeyin kendisini bile sorgulamaya
5:23
başladığımız bütün o büyük anlatıların
5:26
çöktüğü bir çağa giriyoruz.
5:28
Nietzsche sahneye çıkıyor ve adeta
5:30
masaya yumruğunu vuruyor. Eşitlik mi,
5:33
demokrasi mi? Bunlar diyor zayıfların
5:36
güçlüleri kendi seviyelerine indirmek
5:38
için uydurduğu bir köle rüyasıdır. Çok
5:41
kışkırtıcı değil mi? Ardından gelen
5:44
Fukoysa ipi tamamen koparıyor. Diyor ki,
5:47
"Evrensel hakikat diye bir şey yok.
5:49
Bizim doğru bildiğimiz şeyler var ya.
5:52
Onlar aslında belli bir dönemde okullar,
5:55
hastaneler, hapishaneler gibi kurumlar
5:57
aracılığıyla iktidar tarafından
5:59
üretiliyor. Yani hakikat keşfedilmez,
6:02
inşa edilir. Bu arada Frankfurt okulu
6:05
diye bir akım var. Onlar da diyor ki,
6:07
"Durun bir dakika. Sorun sadece şu ya da
6:09
bu sistem değil. İster batıdaki o parlak
6:12
kültür endüstrisi olsun, ister doğudaki
6:15
baskıcı rejimler ikisi de bir şekilde
6:17
insanı manipüle ediyor, özgür düşünceyi
6:20
yok ediyor. Gerçek kurtuluş bu
6:22
sistemlerin ikisine de eleştirel
6:24
bakabilmekte. Ve işte bütün bu yolculuk
6:27
bizi bugüne, size ve bana getiriyor.
6:30
Eğer Fuko haklıysa yani hakikat iktidar
6:33
tarafından üretiliyorsa o zaman sormamız
6:35
gereken can alıcı soru şu: Bugün bize
6:37
doğru, gerçek, normal olarak sunulan
6:40
şeylerin arkasında hangi güçler, hangi
6:42
çıkarlar var? İşte bu soru dünyayı
6:45
eleştirel bir gözle düşünmeye başlamak
6:46
için mükemmel bir başlangıç noktası.