0:00
Siyaset. Evet, ilk bakışta biraz
0:03
karmaşık hatta belki göz korkutucu
0:05
görünebilir ama aslında onu anlamak için
0:07
kullanabileceğimiz bazı temel anahtarlar
0:09
var. İşte bugün bu temel anahtarları
0:12
birlikte keşfedeceğiz ve etrafımızdaki
0:14
siyasi dünyayı nasıl daha net
0:16
okuyabileceğimizi göreceğiz. Siyaset
0:19
gerçekten nasıl işler? Devletin asıl
0:21
görevi ne olmalı ve belki de en önemlisi
0:24
benim bu sistemdeki yerim ne? gibi temel
0:26
sorularla yola çıkacağız. Bu soruların
0:28
cevapları uzmanların siyasi olayları
0:31
anlamak için kullandığı güçlü
0:32
çerçeveleri bize adım adım gösterecek.
0:35
Peki hadi işin en temeline inelim.
0:38
Siyasete çalışan bir makine gibi hayal
0:40
edersek bu makinenin dişleri tam olarak
0:42
nasıl dönüyor? Şimdi siyaset dediğimizde
0:46
aklımıza genelde ne gelir? kaos,
0:49
belirsizlik, sürekli bir çekişme. Ama
0:52
siyaset bilimci David East bu karmaşanın
0:55
ardında aslında mantıklı bir sistem
0:58
olduğunu söylüyor. Tıpkı bir mühendis
1:00
gibi siyaseti analiz edip onun da bir
1:03
girdi çıktı mantığıyla işlediğini ortaya
1:05
koyuyor. Aslında bu makine üç basit
1:07
adımda çalışıyor. İlk adım girdiler.
1:11
Yani bizim toplumun talepleri, istekleri
1:13
ve sisteme verdiğimiz destek. İkinci
1:16
adım dönüşüm. Siyasetin tam da kalbi
1:19
burası. Tüm o tartışmaların,
1:22
pazarlıkların olduğu yer. Ve son adım
1:25
çıktılar. Yani hepimizin hayatını
1:28
etkileyen o nihai yasalar ve kararlar.
1:31
Kulağa oldukça basit geliyor değil mi?
1:33
Tamam. E'ın bu sistemi kulağa çok
1:36
mantıklı, çok düzenli geliyor. Ama
1:38
siyaset gerçekten bu kadar pürüzsüz mü
1:40
işler? Yoksa özünde hep bir çatışma mı
1:42
vardır? İşte düşünür. Moris Dverje bu
1:45
soruya çok zekice bir cevap veriyor.
1:48
Siyaset diyor ikisi birden. Düverger'in
1:51
benzetmesi müthiş. Siyaset diyor Roma
1:54
mitolojisindeki iki yüzlü tanrı Janus
1:56
gibidir. Bir yüzü sürekli bir iktidar
1:58
mücadelesini yani bitmeyen bir çatışmayı
2:01
ve rekabeti temsil eder. Ama diğer yüzü
2:05
o da bizi bir toplum olarak bir arada
2:07
tutan kuralları, düzeni ve bütünleşmeyi
2:09
simgeler. Yani siyaset bu iki zıt gücün
2:13
hiç bitmeyen dansından ibaret. Harika.
2:16
Peki bu sistemin içindeki devletin rolü
2:19
tam olarak ne? Ve bu rol fikri zamanla
2:21
nasıl değişti? Gelin bakalım. Şunu
2:24
bilmek lazım. Devlet dediğimiz şeyin
2:26
rolü tarih boyunca hiç sabit kalmadı.
2:30
Düşünsenize Antik Yunan'da sadece şehir
2:33
işleriyle ilgilenen bir yapıydı. Orta
2:35
Çağ'da ilahi bir ideale dönüştü. 20.
2:38
yüzyıla geldiğimizde ise değişim baş
2:40
döndürücü. önce ekonomiye doğrudan
2:42
müdahale eden bir sosyal devlete, sonra
2:45
80'lerle birlikte onu adeta bir şirket
2:47
gibi yönetme fikrine evrildi. İşte bu
2:49
iki modern görüş arasındaki fark aslında
2:52
çok temel bir felsefe değişikliğini
2:54
gösteriyor. Bir yanda sosyal güvence
2:57
sağlayan, ekonomiye yön veren bir devlet
2:59
var. Diğer yanda ise verimliliği ve
3:02
rekabeti ön planda tutan, vatandaşı
3:04
müşteri gibi gören bir yönetici devlet.
3:07
Bugün aldığımız kamu hizmetlerinden
3:09
ödediğimiz vergilere kadar her şey bu
3:11
iki felsefenin mücadelesinden
3:13
etkileniyor. Peki tüm bu sistemin
3:15
merkezinde ne var? Modern devlette cevap
3:18
net. Vatandaş yani biz. Şimdi gücün asıl
3:21
sahibine odaklanalım. Bakın bu çok
3:23
devrimci bir fikir. Çünkü unutmayın daha
3:26
düne kadar krallar, sultanlar güçlerini
3:28
tanrıdan ya da soylu kanlarından
3:30
aldıklarını iddia ederlerdi. Modern
3:32
devletin belki de en büyük devrimi bu
3:34
denklemi tamamen tersine çevirmesidir.
3:37
Artık meşruiyetin yani yönetme hakkının
3:40
tek bir kaynağı var. Halk. İyi de halk
3:43
olarak biz bu gücü devlete nasıl
3:45
aktarıyoruz? İşte bu sorunun cevabı tek
3:48
bir kavramda saklı. Siyasal katılım. Oy
3:52
sandığına attığımız o zarftan tutun da
3:54
katıldığımız bir protestoya kadar bizim
3:56
eylemlerimiz devlete yönetme hakkını
3:59
yani o çok önemli meşruiyeti veren
4:01
şeydir. Siyasete katılım dediğimizde de
4:04
aklımıza iki ana yol gelmeli. Biri
4:07
olağan yollar yani sistemin bize sunduğu
4:09
kanallar, oy kullanmak, bir partiye üye
4:12
olmak gibi. Diğeri ise olağan dışı
4:14
yollar. Bunlar bazen sistemin
4:16
kurallarını zorlayan, sivil itaatsizlik
4:19
gibi sisteme dışarıdan meydan okuyan
4:21
eylemler. Ve unutmayın her ikisi de
4:24
siyaseti derinden şekillendirme gücüne
4:26
sahip. Tamam bireylerin rolünü anladık.
4:29
Peki ya organize gruplar, sendikalar,
4:33
dernekler, şirketler ya da koca koca
4:35
uluslar. Onlar gücü nasıl kullanıyor? Bu
4:39
noktada karşımıza iki farklı oyun alanı
4:41
çıkıyor. Soldaki çoğulculuk modelinde
4:44
çıkar grupları serbest bir arenada
4:46
rekabet ediyor ve devlet de tarafsız bir
4:48
hakem rolü üstleniyor. Sağdaki yeni
4:51
korporatizm modelinde ise oyun bambaşka.
4:54
Devlet, işverenler ve sendikalar gibi
4:56
büyük oyuncular bir masaya oturup ortak
4:58
kararlar alıyorlar. Biri rekabete diğeri
5:01
işbirliğine dayalı. İşte bu iki farklı
5:04
oyun tarzının en bilinen örnekleri.
5:07
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki o
5:08
rekabetçi, çoğulcu model ve Kuzey
5:11
Avrupa'daki işbirliğine dayalı yeni
5:13
korporatis model. Bu karşılaştırma
5:16
siyasetin farklı toplumlarda ne kadar
5:18
değişik işleyebileceğini net bir şekilde
5:20
gözler önüne seriyor. Ama durun bir
5:22
dakika. Bugün hepimiz küreselleşmeden
5:25
bahsediyoruz. Sınırlar kalkıyor,
5:27
ekonomiler iç içe geçiyor. Peki her
5:30
şeyin birbirine bağlandığı böyle bir
5:31
dünyada ulus devletler hala o eski
5:34
gücüne sahip mi? Gerçekten tüm bu
5:37
küreselleşme tartışmalarına rağmen ulus
5:40
devletlerin gücünün nihai kanıtı aslında
5:43
tek bir sayıda gizli. İşte o sayı bu. Bu
5:46
beş Birleşmiş Milletler Güvenlik
5:48
Konseyi'nin daimi ülesi ve ellerinde ne
5:51
var biliyor musunuz? Veto hakkı. Yani bu
5:54
şu demek. Bu ülkelerden sadece biri bile
5:56
hayır derse geri kalan tüm dünya bir
5:59
konuda anlaşsa bile o karar çıkmaz. İşte
6:02
küreselleşme çayında bile nihai gücün
6:05
kimde olduğunun en somut kanıtı bu.
6:07
Şimdiye kadar siyaseti anlamak için bazı
6:10
modelleri, bazı çerçeveleri gördük. Ama
6:13
son olarak gelin bir de bu çerçevelerin
6:15
kendisini sorgulayan, "Acaba resim bu
6:18
kadar basit mi?" diyen eleştirel
6:20
düşünürlere kulak verelim. Mesela
6:22
Fredrich Hayak bize çok önemli bir
6:24
uyarıda bulunur. Der ki, "Bir teori ne
6:26
kadar bilimsel görünürse görünsün
6:28
topluma dair her şeyi çözdüğünü iddia
6:30
ettiği anda aslında bir ideolojiye
6:33
dönüşme tehlikesi taşır. Yani her şeye
6:36
uyan sihirli tek bir formül yoktur."
6:38
Raymond Aon da benzer bir eleştiriyi
6:40
marksist düşünceye yöneltir. "Özel
6:43
mülkiyeti kaldırdık, eşitlik geldi
6:45
demekle iş biter mi?" Aon'a göre pek de
6:47
değil. Çünkü gücü elinde tutan yeni bir
6:49
yönetici sınıf yani bir elit her zaman
6:52
yeniden ortaya çıkabilir. İktidar boşluk
6:54
kabul etmez. Evet, bugün siyasetin
6:57
şifrelerini kırmak için bir sürü anahtar
7:00
edindik. Bir sistemi nasıl
7:02
okuyacağımızı, çatışma ve işbirliğinin
7:05
dansını, devletin değişen yüzünü ve en
7:07
önemlisi vatandaş olarak bizim gücümüzü.
7:10
Unutmayın bunlar sadece akademik
7:12
teoriler değil. Artık elinizde dünyayı,
7:15
haberleri, seçimleri daha derinlemesini
7:17
okumanızı sağlayacak araçlar var. Peki
7:20
şimdi bu anahtarlar sizin elinizde. İlk
7:23
hangi kapıyı açacaksınız?