0:00
Akdeniz'e baktığınızda ne görüyorsunuz?
0:02
Mas mavi bir su değil mi? Peki ya size
0:04
buranın aslında binlerce yıllık bir
0:07
sanat otoyolu olduğunu söylesem? Hadi
0:10
gelin bu denizin sırrına birlikte
0:11
bakalım ve Akdeniz'in paylaşılan sanat
0:14
denizinde bir gezintiye çıkalım. İşte
0:16
aslında bütün mesele bu soruda gizli.
0:19
Bize hep haritalarda denizlerin birer
0:21
sınır olduğu öğretildi değil mi?
0:23
Ülkeleri birbirinden ayıran devasa mavi
0:25
boşluklar. Ama ya Akdeniz bu kuralın bir
0:29
istisnasıysa ya aslında bir sınır değil
0:31
de tam tersine bir köprüyse. Ünlü
0:34
tarihçi Fernand Brodel'in çok güzel bir
0:36
sözü var. Akdeniz bir ayrım değil
0:39
birleşim yeridir. Der düşünsenize o
0:42
denizde yüzen gemiler sadece baharat ya
0:44
da ipek taşımıyordu. Güvertelerinde
0:46
stilleri, sanat tekniklerini, yepyeni
0:49
fikirleri de taşıyorlardı. Akdeniz adeta
0:52
sıvı bir kıta gibiydi. Medeniyetlerin
0:54
birbiriyle fısıldaştığı dev bir ağ. Peki
0:57
bu devasa sohbet nerede başladı
0:59
dersiniz? Hadi zamanda geriye gidelim.
1:02
Ta her şeyin temelinin atıldığı antik
1:04
dünyaya. Şimdi Yunan sanatı deyince
1:06
aklımıza hemen o kusursuz bembeyaz
1:09
mermer heykeller gelir. Öyle değil mi?
1:11
Sanki bir anda yoktan var olmuşlar gibi.
1:14
Ama işin aslı çok daha ilginç. Yunanlı
1:16
sanatçılar Mısır'ın o devasa taş
1:19
tapınaklarını ve kas katı duran
1:20
heykellerini gördüklerinde resmen
1:22
büyülenmişler ama asla birebir
1:25
kopyalamamışlar. Ondan ilham almışlar.
1:27
Mısır'ın anıtsal mimarisini alıp kendi
1:30
zarif mermer tapınaklarına
1:31
dönüştürmüşler. O sert duruşlu firavun
1:34
heykelleri onların elinde sanki
1:36
canlanmış hayat dolu gerçekçi Kuroi
1:39
heykelleri haline gelmiş. Yani bu bir
1:41
kopyalama değil. Tam anlamıyla sanatsal
1:43
bir diyalog. E bütün bu sanat ve
1:45
fikirler nasıl yolculuk ediyordu? Tabii
1:48
ki ticaret gemileriyle. Akdeniz o
1:50
zamanlar antik dünyanın adeta
1:52
Amazonuydu. Fenikeli tüccarlar doğunun
1:55
egzotik lüks mallarını batıya, Yunan
1:57
gemileri, zeytinyağı ve şarap dolu
1:59
anforalarla her limana uğruyordu. Hatta
2:02
Anadolu'daki Urartular yaptıkları metal
2:04
işçiliğini ta İtalya'ya kadar
2:06
satıyorlardı. Yani bu deniz bir an bile
2:09
durmayan, vızır vızır işleyen dev bir
2:12
alışveriş merkezi gibiydi. Şimdi zamanda
2:14
şöyle hızlıca bir atlayalım ve Orta
2:16
Çağ'a gelelim. Yani imparatorlukların ve
2:18
inançların kesiştiği o hareketli döneme
2:20
hazırlıklı olun. Çünkü burası sanatın en
2:23
şaşırtıcı, en beklenmedik melezlerinin
2:26
doğduğu yer. Bu birleşime en çarpıcı
2:28
örnek mi lazım? İşte karşınızda
2:31
İspanya'daki Kurtuuba Ulu Cami. Burası
2:34
adeta bir mimari zaman kapsülü. Bakın şu
2:37
meşhur çift katlı kemerler var ya
2:39
tasarımını ta Şam'daki Emevi Cami'en
2:42
alıyor. Ama durun o kemerleri taşıyan
2:44
sütunlar nereden geldi dersiniz?
2:46
Yıkılmış Roma tapınaklarından. Peki ya o
2:49
zarif Atnalı şekli o da bölgenin eski
2:52
sakinleri olan vizigotlardan bir miras.
2:54
Düşünebiliyor musunuz? Tek bir yapının
2:56
içinde Roma, vizigot ve Suriye mimarisi
2:59
birlikte dans ediyor. İnanılmaz. İşte bu
3:02
etkileşim o kadar güçlüydü ki yepyeni
3:04
bir tarz bile doğurdu. Müdeccen üslubu.
3:07
Hristiyan krallar, Müslümanlar
3:09
İspanya'dan çekildikten sonra bile
3:11
onların sanatına hayran kalmaya devam
3:14
ettiler. Kendi kiliselerinin ve
3:16
saraylarının süslemelerinde İslam
3:18
sanatının o grift geometrik desenlerini,
3:20
o zarif alçı işçiliğini kullanmaya devam
3:23
ettiler. Bu sanatın inançların ve
3:25
sınırların ne kadar ötesinde olduğunun
3:28
en net kanıtı aslında. Şimdi rotamızı
3:30
denizin diğer ucuna Anadolu'ya
3:32
çevirelim. Burada da Selçuklu Türkleri
3:34
ipek yolunu korumak için adeta taştan
3:36
kaleler inşa etmişler. Kervansaraylar.
3:38
Ama bunlar öyle sıradan konaklama
3:40
yerleri değildi. Şu devasa oymalı taş
3:43
kapılara bakın. Bunlar hem birer sanat
3:45
eseri hem de devletin gücünün bir
3:46
simgesiydi. Her bir geometrik desen
3:49
adeta bu topraklar bizim ve güvende
3:51
diyordu. Şimdi bu iki yapıya bir yan
3:53
yana bakalım. Biri Endülüste diğeri
3:56
Anadolu'da. Biri bir cami diğeri bir
3:58
kervansaray. Ama ikisinde de taşa
4:01
işlenmiş benzer bir ruh var, değil mi?
4:04
Anıtsal girişlere verilen o önem,
4:06
geometrik desenlerin kullanımı, o ince
4:08
işçilik sanki farklı kültürler, denizin
4:12
ayırdığı topraklarda birbirlerinden
4:14
habersizce de olsa benzer bir mimari
4:16
dili konuşuyorlarmış gibi. Sıradaki
4:18
durağımız Rönesans. Rönesans genelde
4:22
bize tamamen Avrupa'ya özgü, kendi
4:24
kendine filizlenmiş bir hareket gibi
4:25
anlatılır. Ama size bir sır vereyim mi?
4:28
Doğudan gelen o lüks mallar olmasaydı
4:30
bizim bildiğimiz o görkemli Rönesans
4:32
sanatı belki de hiç böyle olmazdı. İşte
4:35
karşınızda o dönemin adeta iPhone'u
4:38
Memlük Sultanlığından gelen gümüş ve
4:40
altın kakmalı bir metal tabak.
4:42
Avrupa'daki dükler, prensler, zengin
4:44
tüccarlar için bu sahip olunabilecek en
4:47
havalı şeydi. Tam bir statü sembolü.
4:49
Yani evinizde bundan bir tane varsa olay
4:52
bitmiştir. E bu kadar yoğun bir talep
4:54
olunca ne olur? Piyasa kendi çözümünü
4:56
bulur tabii. Venedikli uyanık
4:58
zanatkarlar, "Madem orijinali bu kadar
5:00
pahalı ve zor bulunuyor, biz de
5:01
benzerini yaparız." demişler. Ve Alla
5:03
Sarazin yani Arap işi adını verdikleri
5:06
taklit ürünlerle adeta bir endüstri
5:08
yaratmışlar. Doğunun zevki Venedik
5:11
atölyelerinde seri üretime geçmişti. Bu
5:13
etkileşim sadece maden işçiliği ile de
5:15
sınırlı değildi tabii. Mesela Bursa'da
5:17
dokunan Osmanlı ipekleri ya da Batı
5:19
Anadolu'dan gelen halılar. Bunlar
5:21
Avrupa'da zenginliğin ve statünün en
5:23
önemli sembolleri haline gelmişti. Hatta
5:25
o kadar önemliydi ki Rönesans'ın en ünlü
5:27
ressamlarının tablolarında bile baş
5:29
köşeye oturmuşlardı. İşte Tity'nın bu
5:32
tablosu aslında her şeyi özetliyor.
5:34
Bakın zengin bir Venedikli kadın
5:37
üzerindeki kadife elbisenin o muhteşem
5:39
dokusu, elindeki parfüm şişesi, baktığı
5:42
o Venedik aynası. Bunların hepsi doğuyla
5:45
yapılan ticaret sayesinde mümkün olan
5:47
lüksler. Yani Rönesans portreleri sadece
5:50
insanları değil, aynı zamanda Akdeniz'in
5:52
birleştirdiği bir dünyanın zenginliğini
5:54
de resmediyordu. Gördüğünüz gibi
5:56
Akdeniz'in sanatı tek bir kaynaktan
5:58
beslenmiyor. Aksine sayısız farklı
6:01
ipliğin bir araya gelmesiyle dokunmuş
6:03
zengin desenli bir kumaş gibi. Şöyle bir
6:07
özetleyelim isterseniz. Antik Yunan
6:09
kolonilerinden yola çıktık. Endülüs'teki
6:11
o muhteşem sanatsal birleşimi gördük.
6:14
Anadolu'daki Artuklu köprülerine
6:15
uğradık. Oradan Venedik'in Memlük
6:17
taklidi ürünlerine geldik. Binlerce yıl
6:19
boyunca Akdeniz hiç durmayan bir
6:22
alışveriş ve etkileşim sahnesi oldu.
6:24
Yani işin özü şu. Akdeniz'e baktığımızda
6:27
gördüğümüz şey birbirinden kopuk ayrı
6:30
kültürler değil. Tam tersine binlerce
6:32
yıldır devam eden kesintisiz bir
6:34
sohbetin yankıları. Her yapı, her obje,
6:37
her desen bu büyük diyaloğun bir
6:40
parçası. Peki bütün bu tarihi yolculuk
6:43
bize ne düşündürüyor? Eğer geçmişimiz bu
6:45
kadar içe geçmişse, sanatımız ve
6:47
kültürümüz bu kadar birbirine
6:49
karışmışsa, günümüzde biz ve onlar
6:51
arasındaki o keskin sınırları nereye ve
6:54
neden çiziyoruz? Belki de deniz bize
6:57
köprü olmanın bir sınırdan çok daha
6:59
kalıcı olduğunu hatırlatmaya
7:01
çalışıyordur. Ne dersiniz?