Auzef Psikolojiye Giriş -1 2025-2026 Final Soruları
https://lolonolo.com/2025/12/30/psikolojiye-giris-1-2025-2026-final-sorulari/
Sunulan metin, **2025-2026 akademik yılı** için hazırlanmış bir **Psikolojiye Giriş final sınavı** soru bankasından oluşmaktadır. Bu kaynak; **duyum ve algı**, **materyalist ve düalist yaklaşımlar** ile **kişilik gelişimi** gibi temel psikolojik kavramları detaylıca ele almaktadır. Ayrıca **Piaget**, **Vygotsky** ve **Freud** gibi önemli teorisyenlerin kuramları üzerinden bilişsel ve sosyal gelişim süreçlerine dair açıklayıcı bilgiler sunmaktadır. Sorular aracılığıyla **bellek türleri**, **öğrenme kuramları** ve **evrimsel adaptasyon** gibi konuların akademik düzeyde değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu içerik, öğrencilerin psikoloji biliminin temel prensiplerini ve tarihsel tartışmalarını pekiştirmelerine yardımcı olan kapsamlı bir eğitim materyali niteliğindedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Merhabalar. Birlikte karmaşık konuların
0:02
derinine indiğimiz ve onları anlaşılır
0:04
kıldığımız bu anlatıma hepiniz hoş
0:06
geldiniz. Hadi gelin psikolojinin ta
0:08
merkezindeki o temel soruyla başlayalım.
0:11
İçinde yaşadığımız bu gerçeklik
0:12
dediğimiz şeyi nasıl deneyimliyoruz?
0:15
Yani bir an için durup düşünün.
0:16
Gözleriniz, kulaklarınız hatta teniniz.
0:19
Bunların hepsi dış dünyadan sürekli ama
0:22
sürekli bir bilgi akışına adeta bir veri
0:25
bombardımanına maruz kalıyor. Peki tamam
0:27
da bu karmakarışık ham bilgisayarlı
0:32
bir dünya haline geliyor? İşte bu
0:34
inanılmaz sürece şimdi hep birlikte
0:35
dalıyoruz. Peki bu yolculuğa nereden
0:38
başlayacağız? Tabii ki en temelden.
0:41
Dünyayı sadece duymakla onu gerçekten
0:44
algılamak arasındaki o ince ama çok
0:47
önemli fartan. Şöyle basit bir benzetme
0:50
yapalım. Duyumu mutfaktaki ham
0:52
malzemeler gibi düşünün. Un, şeker,
0:54
yumurta. Tek başlarına pek bir anlamları
0:56
yok değil mi? Algıysa beynimizin bu
0:59
malzemeleri alıp bir araya getirerek
1:01
pişirdiği o harika pastanın ta kendisi.
1:03
Yani anlamlı bütün. Gördünüz mü? Bu
1:06
kesinlikle tesadüfen olmuyor. Beyniniz
1:08
gördüklerini belli kurallar çerçevesinde
1:11
aktif olarak bir araya getiriyor,
1:13
organize ediyor. İşte bu algının öylece
1:16
oturup izlediğimiz pasif bir süreç
1:18
olmadığının en güzel kanıtı. Hayır, tam
1:21
tersi. Beynimiz sürekli olarak kaostan
1:24
bir düzen yaratmak için çabalıyor,
1:26
çalışıyor. Yani bu ne demek? Algımız
1:29
öyle taş gibi sabit bir şey değil.
1:31
yaşadıklarımız, deneyimlerimiz,
1:33
duyularımızın hassasiyet ayarını resmen
1:36
değiştirebiliyor. Peki bu algıladığımız
1:38
dünyadan nasıl öğreniyoruz? Orası da
1:41
ayrı bir konu. Evet, dünyayı algıladık,
1:43
anladık. Şimdi sıra neye geldi? Elbette
1:46
bu deneyimlerden bir şeyler öğrenmeye ve
1:48
öğrendiklerimizi bir yere kaydetmeye.
1:51
Şimdi bakın, bu konu psikolojide en çok
1:53
karıştırılan şeylerden biridir.
1:55
Pekiştirme ve ceza. Olay aslında çok
1:57
basit. Aklınızda şöyle tutun. Pekiştirme
2:00
bir davranışı gelecekte yapma
2:02
ihtimalimizi her zaman artırır. Ceza ise
2:04
her zaman azaltır. Bütün mesele bu. Ama
2:07
öğrenmek için her şeyi ille de kendimiz
2:09
mi yaşamalıyız? Tabii ki hayır. İşte
2:11
Bandura'nın gözlemsel öğrenme kuramı
2:13
burada devreye giriyor. Başkalarını
2:15
izleyerek, onların yaptıklarının
2:17
sonuçlarını görerek de öğreniyoruz. Bu
2:19
yeni beceriler kazanmak için
2:21
kullandığımız müthiş bir kısa yol
2:22
aslında. Peki öğrendiğimiz bu şeyler
2:25
nereye gidiyor? belleğimize. Ama
2:28
belleğimizi de böyle tek bir büyük
2:30
kütüphane gibi düşünmeyin. Daha çok
2:32
farklı türde bilgiler için farklı
2:34
bölümleri olan bir kütüphane gibi her
2:36
bilgi türü için özelleşmiş sistemler
2:38
var. Ve bu sistemin başında da bir nevi
2:41
yönetici var. Merkezi yürütücü. Onu
2:43
beynin hava trafik kontrol kulesi gibi
2:45
hayal edebilirsiniz. Hangi bilgiye
2:48
odaklanılacak, hangisi işlenecek,
2:50
hangisi bekleyecek? Bütün bu zihinsel
2:52
trafiği o yönetiyor. Tamam. Şöyle bir
2:55
toparlayalım. Dünyayı algılıyoruz. Ondan
2:58
öğreniyoruz ve öğrendiklerimizi
3:00
hatırlıyoruz. Çok güzel. Peki tüm bu
3:03
parçalar birleşip o eşsiz ben dediğimiz
3:06
şeyi yani kişiliğimizi nasıl
3:08
oluşturuyor? İşte burada iki temel
3:11
kavram karşımıza çıkıyor. Mizaç ve
3:13
karakter. Arasındaki fark çok net. Mizaç
3:16
bizim fabrika ayarlarımız gibi doğuştan
3:19
getirdiğimiz biyolojik temelimiz.
3:21
Karakterse bu temel üzerine hayat
3:23
boyunca inşa ettiğimiz, öğrendiğimiz
3:26
değerler bütünü. Yani biri doğduğumuz,
3:29
diğeri olduğumuz kişi. Ve bu karakter
3:31
inşasında Freud'a göre çok önemli bir
3:34
oyuncu var. Süper ego. Hani o içinizdeki
3:37
ses var ya bunu yapmamalısın, daha iyi
3:39
olmalısın diyen ve bir kuralı
3:41
çiğnediğinizde size vicdan azabı
3:43
çektiren işte o ses. Süper ego. Şimdi
3:46
zihnimizin nasıl geliştiğini gösteren
3:48
çok klasik bir deneğe bakalım. Pajinin
3:50
deneyine bir çocuğun önüne içinde eşit
3:53
miktarda su olan iki tane aynı bardak
3:55
koyuyorsunuz. Her şey yolunda. Çocuk
3:57
suyun eşit olduğunu kabul ediyor. Sonra
3:59
çocuğun gözünün önünde bardaklardan
4:01
birindeki suyu alıp daha uzun ince bir
4:04
bardağa boşaltıyorsunuz. Bakın su
4:06
miktarı değişmedi, değil mi? Sadece
4:08
kabın şekli değişti. Ama şimdi çocuğa
4:10
hangisinde daha çok su var diye
4:12
sorduğunuzda size hiç düşünmeden o uzun
4:15
ince bardağı gösterecektir. Neden? Çünkü
4:18
henüz korunum ilkesini yani bir şeyin
4:20
şekli değişse de miktarının aynı
4:22
kalacağı fikrini kavrayacak zihinsel
4:24
olgunluğa erişmemiş. Harika bir örnek
4:26
değilim. Evet. Bakın nereden nereye
4:29
geldik? Duyumdan algıya, oradan
4:31
öğrenmeye, belleğe ve kişiliğe. Ama
4:33
şimdi belki de hepsinin temelindeki en
4:36
büyük, en gizemli soruya geldik.
4:38
yüzyıllardır süren o büyük tartışma
4:41
zihin, beden problemi. Bir taraf diyor
4:43
ki, "Bilinç dediğin şey beyindeki
4:45
kimyasal ve elektriksel olaylardan
4:47
ibaret. Başka bir şey aramayın." Diğer
4:49
taraf ise hayır diyor. Bilinç yani ruh
4:52
ya da zihin bu bedenden, bu beyinden
4:54
ayrı bambaşka bir şey. Peki sizce
4:57
hangisi? Peki ya bu ikiliye sıkışıp
4:59
kalmak zorunda değilsek? Ya soruya
5:01
tamamen farklı bir açıdan bakmamız
5:03
gerekiyorsa işte bu noktada gerçekten
5:05
zihin açıcı hatta biraz sarsıcı bir
5:08
fikir ortaya çıkıyor. Pansişizm. Bu
5:11
görüşe göre bilinç sadece beyinlere özgü
5:13
bir şey değil. Evrenin temel bir
5:15
özelliği. Tıpkı kütle ya da elektrik
5:18
yükü gibi. Yani en küçük parçacıklarda
5:20
bile bir tür ilkel bilinç formu
5:22
olabilir. Evet kulağa radikal geliyor
5:25
farkındayım. Ama bu insanın evrendeki
5:28
yerine dair tüm varsayımlarımızı altüst
5:30
eden bir bakış açısı. Bütün bunlar bizi
5:33
ben dediğimiz şeyin ne olduğunu
5:35
sorgulamaya itiyor. Filozof David Hum'un
5:38
meşhur bir sözü var. Diyor ki, "Kendi
5:40
içime en derinden baktığımda orada sabit
5:43
bir ben bulamıyorum. Sadece bir anlık
5:46
bir düşünce, bir duygu, bir algı
5:48
yakalıyorum. Bunlar sürekli akıp
5:50
gidiyor. Yani biz sabit bir varlık
5:53
değil, sürekli değişen bir algılar
5:55
demetiyiz belki de. Ve Hum'un bu fikri
5:57
bizi en son ve en sarsıcı soruya
5:59
getiriyor. Eğer siz sadece bir
6:01
deneyimler nehriyseniz o zaman bu
6:03
deneyimleri yaşayan, bu nehri izleyen
6:06
kim? İşte psikoloji bize bu tür soruları
6:09
sorabilmemiz için harika araçlar sunuyor
6:11
ama nihai cevaplar, o cevaplar belki de
6:14
her birimizin kendi içinde çıkacağı bir
6:16
keşif yolculuğunun sonunda gizlidir.
#Education

