0:00
Herkese selam. Pazarlamanın o görünmeyen
0:02
dünyasına yani fabrikalardan çıkıp
0:05
sosyal medya akışımıza kadar gelen o
0:07
inanılmaz yolculuğa hoş geldiniz.
0:09
Hazırsanız gelin bu evrimin
0:11
derinliklerine birlikte dalalım. Şimdi
0:13
dürüst olalım. Çoğumuzun aklına
0:15
pazarlama deyince ne geliyor? Şöyle caf
0:17
caflı akılda kalıcı reklamlar değil mi?
0:19
Peki acaba pazarlama dediğimiz şey
0:22
gerçekten bundan mı ibaret? İşte bu soru
0:25
bugünkü yolculuğumuzun başlangıç
0:26
noktası. Şunu en başta bir
0:28
netleştirelim. Pazarlama bir sabah
0:31
uyandığımızda karşımıza çıkan bir şey
0:33
değil. Aksine yıllar içinde iş
0:35
dünyasının önceliklerinin değişmesiyle
0:38
şekillenen sürekli gelişen bir düşünce
0:40
biçimi. Hadi o zaman bu yolculuğa en
0:43
başından çıkalım. Her şey ne üretirsek
0:46
satarız mantığıyla başladı. Buna üretim
0:48
anlayışı diyoruz. Sonra rakipler artınca
0:51
firmalar durun en kaliteli ürünü biz
0:53
yapmalıyız demeye başladı. Bu da ürün
0:56
anlayışı. Ama pazar iyice
0:58
kalabalıklaşınca sahneye ne pahasına
1:00
olursa olsun satmalıyız diyen agresif
1:03
satış anlayışı çıktı. Asıl büyük
1:05
devrimse ne zaman oldu biliyor musunuz?
1:07
Odak noktası üründen tamamen müşteriye
1:10
hatta sonunda tüm toplumun iyiliğine
1:12
kaydığı zaman. İşte o dönemin felsefesi
1:15
tam olarak buydu. Satış anlayışı. Mantık
1:18
çok basitti. Yeterince reklam yaparsak,
1:21
yeterince ısrarcı olursak insanlar bu
1:23
ürünü alır. Yani oklar hep şirketten
1:26
dışarıya doğruydu. Müşterinin ne
1:28
istediği değil, şirketin ne ürettiği
1:30
önemliydi. Bu içeriden dışarıya bakış
1:33
açısı pazarlamanın tüm seyrini
1:35
değiştirecek olan devrimin hemen
1:37
öncesindeki son durak. Ve işte o an
1:41
pazarlamanın en büyük kırılma noktası.
1:43
Şirketlerin geminin kaptanının kendileri
1:45
değil bizzat müşterinin olduğunu
1:47
anladığı o an. Peki bu oyunun
1:49
kurallarını nasıl yeniden yazdı? Gelin
1:52
hep birlikte görelim. Eskiden
1:54
pazarlamanın kutsal kitabı 4P'di. Yani
1:57
şirketin kontrol ettiği ürün, fiyat, yer
2:00
ve tutundurma. Ama sonra biri çıktı ve
2:03
dedi ki, "Bir saniye ya bir de
2:05
müşterinin gözünden baksak işte o zaman
2:07
her şey değişti ve 4C doğdu. Artık
2:10
önemli olan şirketin ürünü değil,
2:12
müşterinin gördüğü değerdi. Şirketin
2:15
belirlediği fiyat değil, müşterinin
2:17
katlandığı maliyetti. Şirketin seçtiği
2:19
yer değil, müşterinin aradığı kolaylıktı
2:22
ve tek yönlü tutundurma değil,
2:24
karşılıklı iletişimdi. Bu gerçek bir
2:26
devrimdi. Peki bu yeni dünyanın
2:29
merkezindeki müşteri değeri tam olarak
2:31
ne demek? Aslında formül çok basit. Bir
2:33
üründen elde ettiğiniz faydaları
2:35
düşünün. Şimdi de o ürüne ulaşmak için
2:37
katlandığınız her şeyi düşünün. Sadece
2:39
parayı değil, harcadığınız zamanı,
2:41
eforu. İşte bu ikisi arasındaki fark
2:44
müşteri değerini oluşturuyor. Faydalar
2:46
maliyetlerden ağır basıyorsa işte o
2:49
zaman pazarlama amacına ulaşmış
2:50
demektir. Tam pazarlama kuralları oturdu
2:53
derken oyun alanı bir kez daha değişti.
2:56
Odak artık sadece elle tutulur
2:58
ürünlerden soyut deneyimlere yani
3:01
hizmetlere kaydı. E tabii bir araba
3:03
satmakla bir konser bileti satmak
3:06
arasında dağlar kadar fark vardı.
3:08
Kuralların yeniden yazılması
3:10
gerekiyordu. Farkı şöyle
3:11
düşünebilirsiniz. Bir araba aldığınızda
3:14
o artık sizin malınızdır. Mülkiyeti size
3:16
geçer. Ama saçınızı kestirdiğinizde eve
3:19
fiziksel bir saç kesimi götürmezsiniz.
3:21
Satın aldığınız şey o anki deneyimin, o
3:24
faaliyetin kendisidir. Mülkiyet
3:26
devredilmez, yaşanır. İşte bu kelime
3:29
hizmet pazarlamasının en büyük baş
3:31
ağrısını özetliyor. Heterojenlik yani
3:35
değişkenlik. En sevdiğiniz restorana iki
3:37
farklı günde gittiğinizde neden bazen
3:40
harika, bazen de vasat bir deneyim
3:42
yaşarsınız? Cevap bu. Çünkü hizmet
3:45
insana bağlıdır ve insan faktörü olduğu
3:48
yerde kaliteyi bir fabrikadaki gibi %100
3:51
standart hale getirmek neredeyse
3:53
imkansızdı. Ve sonra internet geldi. O
3:56
ana kadar bildiğimiz her şeyi ama her
3:59
şeyi kökünden değiştirdi. Pazarlama
4:01
kuralları bir kez daha bu sefer çok daha
4:04
radikal bir şekilde yeniden yazıldı.
4:07
Dijitalleşme pazarlamacılara adeta
4:09
sihirli güçler verdi. Düşünsenize bir
4:11
anda iletişim maliyetleri sıfıra
4:13
yaklaştı. Milyonlarca insana aynı anda
4:16
ulaşmak mümkün oldu. Her bir müşteriye
4:18
özel ürünler sunmak, onlarla birebir
4:20
ilişki kurmak, ne istediklerini anında
4:22
öğrenmek, bunların hepsi internet
4:24
sayesinde gerçek oldu. E-ticaretin en
4:27
tanıdık yüzü B2C yani işletmeden
4:30
tüketiciye. Bu aslında hepimizin
4:33
neredeyse her gün yaptığı bir şey.
4:35
İnternete girip bir markanın sitesinden
4:38
kendinize bir tişört aldığınız an işte
4:40
tam olarak bu modelin bir parçası
4:42
oluyorsunuz. Peki hani o evde
4:44
kullanmadığınız eşyaları sattığınız
4:46
uygulamalar var ya işte o da C2C yani
4:48
tüketiciden tüketiciye ticaret. Burada
4:51
ne bir şirket var ne de bir marka. Alıcı
4:53
da sizsiniz satıcı da. Bir platform sizi
4:55
bir araya getiriyor ve alışveriş
4:56
gerçekleşiyor. Şimdiye kadar hep işin
4:59
ticaret tarafına alım satım
5:00
dinamiklerine baktık ama şimdi gelin bir
5:03
adım geri çekilip fotoğrafın tamamına
5:05
bakalım. Çünkü modern pazarlama artık
5:07
sadece ürün satmakla ilgili değil, aynı
5:10
zamanda toplumu şekillendiren çok güçlü
5:12
bir araç. Karşınızda sosyal pazarlama.
5:16
Buradaki amaç bir şirketin kasasını
5:17
doldurmak değil, toplumun refahını
5:19
arttırmak. Yani pazarlamanın o güçlü
5:21
ikna tekniklerini alıp insanları
5:23
sigarayı bırakmak, emniyet kemeri takmak
5:25
gibi olumlu davranışlara yönlendirmek
5:27
için kullanıyoruz. Bakın bu örnekler
5:30
sosyal pazarlamanın gücünün ne kadar net
5:32
gösteriyor. Sigarayı bıraktırma
5:34
kampanyaları, orman yangınlarını önleme
5:37
çağrıları, obezite ile mücadele. Bütün
5:39
bunların arkasında ticari bir kar amacı
5:41
yok. Tek bir hedef var. Hepimiz için
5:44
daha iyi bir dünya yaratmak. Ve işte
5:47
başladığımız yere geri döndük. Hani en
5:49
başta sormuştuk ya pazarlama sadece
5:51
reklamdan mı ibaret diye. Artık cevabı
5:54
çok net biliyoruz. Hayır kesinlikle
5:56
değil. Pazarlama, müşteriyi anlamak,
5:58
değer yaratmak, ilişki kurmak ve hatta
6:01
dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek
6:03
için kullanılan çok yönlü bir strateji.
6:05
Aslında bütün bu anlattıklarımızı
6:07
yönetim duayeni Peter Drucker tek bir
6:10
cümlede harika bir şekilde özetlemiş.
6:12
Diyor ki, "Müşterini o kadar iyi anla ki
6:14
ürettiğin şey ona o kadar mükemmel uysun
6:16
ki satmak için çabalamana bile gerek
6:18
kalmasın." İşte modern pazarlamanın özü
6:21
bu. Fabrikadan çıktık, agresif satış
6:24
koridorlarından geçtik. müşterinin
6:26
zihnine girdik ve en sonunda toplumun
6:28
kalbine dokunduk. İnanılmaz bir
6:30
yolculuktu. Peki sizce sırada ne var?
6:33
Bir sonraki büyük devrim pazarlamayı
6:34
nereye taşıyacak? İşte bu üzerine
6:37
hepimizin düşünmesi gereken bir soru.