0:00
Herkese merhaba. Bir çocuğun dünyayı
0:02
nasıl öğrendiğini hiç düşündünüz mü?
0:04
Kelimelerle mi yoksa soyut fikirlerle
0:07
mi? Aslında cevap çok daha temel bir
0:09
yerde. Her şey duyularla başlıyor. Gelin
0:12
genç zihinlerin gerçekliği nasıl
0:14
anladığını birlikte keşfedelim. Şöyle
0:17
bir düşünelim. Sevgi gibi tamamen soyut
0:20
bir kavramı henüz kelimelerin anlam
0:22
dünyası tam oturmamış bir çocuğa nasıl
0:25
anlatırsınız? O küçücük zihin bu devasa
0:28
fikri nasıl kavrar? İşte bu sorunun
0:31
cevabı hiç de soyut değil. İşte cevap
0:34
tam burada. O soyut sevgi kavramı
0:36
çocuklar için tamamen somut
0:38
deneyimlerden ibaret. Nazik bir dokunuş,
0:41
tanıdık bir koku, huzur veren bir ses.
0:43
Onlar için sevgi annelerinin kokusudur.
0:46
Babalarının güvenli kucağıdır. Yani
0:48
soyut olan ne varsa anlamını ancak somut
0:51
duyularla buluyor. Peki şimdi biraz daha
0:54
derine inelim. Duysal öğrenmenin
0:56
temelindeki nedeni anlayarak başlayalım.
0:58
Çünkü her şeyin başladığı yer tam olarak
1:01
burası. Bakın, Piajett'in teorisinden
1:04
uyarlanan bu söz aslında her şeyi
1:06
özetliyor. Düşünsenize bir çocuğa sert
1:09
kelimesini nasıl öğretirsiniz? Sert diye
1:11
tekrar ettirerek mi? Tabii ki hayır. O
1:13
çocuk bir taşa dokunacak. Sertin ne
1:16
demek olduğunu hissedecek. Bir yastığa
1:18
sarılacak. Yumuşağı deneyimleyecek. İşte
1:21
neden sonuç ilişkisini kurmaya başladığı
1:23
an tam da bu an. Bunun belki de en
1:26
güçlü, en inanılmaz örneği koku duyusu.
1:29
Yeni doğmuş bir bebeği düşünün. Koku
1:31
onun için sadece bir algı değil, resmen
1:34
bir hayatta kalma aracı. Annesinin
1:36
kokusu onu doğrudan besin kaynağına yani
1:39
anne sütüne götüren bir pusula gibi
1:42
tabii ki o güvenli bağlanmanın da ilk
1:44
temeli. Peki tamam duyular çok önemli
1:47
anladık ama beyin bütün bu bilgileri
1:49
yani kokuyu, dokunmayı, sesi nasıl alıp
1:53
anlamlı bir hale getiriyor? İşte şimdi
1:56
neden sorusundan nasıl sorusuna
1:58
geçiyoruz. Beynin o muhteşem komuta
2:00
merkezine bir göz atalım. Bu süreci en
2:03
iyi açıklayanlardan biri Jean Irun
2:05
duyusal bütünleme teorisi var ya müthiş
2:08
bir şey. Beyni adeta usta bir şef gibi
2:10
düşünün. Gözden gelen görüntü, elden
2:13
gelen dokunma hissi, kulaktan gelen ses.
2:15
Bunların hepsi ham malzeme. Beyin bu
2:18
malzemeleri alıyor, karıştırıyor,
2:20
pişiriyor ve ortaya anlamlı bir bütün
2:22
çıkarıyor. İşte bu sayede vücudumuzla
2:24
çevremiz arasında uyumla hareket
2:26
edebiliyoruz. Beynin bu haritasına
2:28
baktığımızda her iş için bir uzman
2:30
olduğunu görüyoruz, değil mi? Görme
2:32
işimi oksipital lob hallediyor. Sesi
2:34
temporal lob işliyor. Ama bakın şurası
2:36
çok ilginç. İç kulak sadece duymamızı
2:40
sağlamıyor. Aynı zamanda dengemizi de o
2:42
yönetiyor. Yani adeta çift mesai yapan
2:45
bir merkez gibi. Şimdi burada çok önemli
2:48
bir ayrımı yapmamız lazım. Bu
2:50
bahsettiğimiz bütünleme süreci gözümüzü
2:52
kırpmak gibi otomatik istemsiz
2:54
reflekslerle karıştırılmamalı. Hayır.
2:57
Hayır. Bu tamamen aktif bir süreç.
2:59
dikkat, hafıza, farklılıkları anlama
3:02
gibi bilinçli zihinsel çabalar
3:04
gerektiriyor. Yani bu bir beceri,
3:06
refleks değil. İyi, güzel de bütün
3:09
çocukların beyni bu duysal bilgileri
3:11
aynı şekilde mi işliyor? İşte işin
3:14
ilginçleştiği yer burası. Cevap:
3:16
Kesinlikle hayır. Şimdi çocuktan çocuğa
3:19
ne kadar büyük farklar olabildiğini
3:20
göreceğiz. Şunu hiç merak ettiniz mi?
3:24
Neden bazı çocuklar çamurla, kumla
3:26
oynamaya bayılırken diğeri elinin
3:29
kirlenmesinden nefret eder? Bu hepimizin
3:32
gördüğü bir şey değil mi? İşte bu
3:34
sorunun cevabı Venida'nın duyusal profil
3:37
modelinde gizli. Her şey çocukların
3:39
dünyayı nasıl hissettiği ile ilgili.
3:42
Temelde iki farklı dünyadan
3:43
bahsedebiliriz. Bir yanda duyuşsal
3:45
kaçınan çocuklar var. Onlar için sanki
3:47
dünyanın ses ayarı sonuna kadar açık
3:49
gibi. Her şey çok fazla, çok parlak, çok
3:51
gürültülü. Kolayca bunalıyorlar. Diğer
3:54
yanda isa düşük algılayan çocuklar var.
3:56
Onlar içinse dünyanın sesi kısık. Bir
3:58
şeyleri fark etmeleri için daha güçlü,
4:00
daha yoğun uyarılara ihtiyaçları var.
4:02
Strateji de buna göre değişiyor tabii.
4:04
Birinin dünyasını sakinleştirmek,
4:06
diğerininkini ise biraz daha
4:08
canlandırmak gerekiyor. Peki bunu günlük
4:10
hayata nasıl uyarlarız? Çok basit
4:13
örnekler var. Mesela duysal olarak
4:15
hassas yani kaçan bir çocuğunuz varsa
4:18
tabağına tek çeşit yemek koymayı
4:20
deneyin. O görsel karmaşa azalınca
4:22
rahatlayabilir. Tam tersi düşük
4:24
algılayan bir çocuk içinse ona ekşi bir
4:27
limon ya da çıtır çıtır bir salatalık
4:29
gibi güçlü tatlar sunmak adeta onun
4:32
duysal sistemini uyandırabilir. Gelelim
4:35
en önemli konuya. Peki biz yani
4:38
ebeveynler ve eğitimciler olarak ne
4:40
yapabiliriz? Bu işin teori kısmıydı.
4:43
Şimdi tamamen pratiğe odaklanıyoruz.
4:45
Bakın burası gerçekten çok ama çok
4:48
önemli. Eğer bir sorundan
4:49
şüpheleniyorsanız ilk kural şu: Asla
4:52
kendi başınıza tanı koymayın. Bizim
4:54
görevimiz teşhis koymak değil. Bizim
4:56
görevimiz iyi bir gözlemci olmak,
4:58
davranışları fark etmek ve bir şüphe
5:01
varsa yapılması gereken tek bir şey var.
5:03
Çocuğu bir uzmana, bir tıp doktoruna
5:05
yönlendirmek. Bu kadar. Peki destek
5:08
olmak için ne yapabiliriz? İşte burada
5:11
Vigotski'nin yapı iskelesi dediği harika
5:14
bir kavram devreye giriyor. Bunu oyun
5:16
koçluğu gibi düşünün. Siz çocuğun
5:18
oyununa bir koç olarak katıldığınızda
5:21
oyunun hem süresi uzuyor hem de çok daha
5:23
zengin, çok daha karmaşık bir hale
5:26
geliyor. Yani oyunun kalitesi ve çocuğun
5:28
aldığı fayda artıyor. Hemen somut bir
5:31
örnek verelim. Tik tak saati oyunu. Evde
5:34
tik tak eden bir saati saklayın ve
5:36
çocuğun onu bulmasını isteyin. Bu sadece
5:39
eğlenceli bir oyun gibi görünebilir ama
5:41
aslında inanılmaz bir işitsel egzersiz.
5:44
Çocuk o sese odaklanmayı, sesin nereden
5:47
geldiğini bulmayı ve diğer tüm
5:49
gürültüleri filtrelemeyi öğreniyor. İşte
5:52
size mükemmel bir oyun koçluğu anı. Ve
5:55
şimdi gelelim işin belki de en can alıcı
5:58
noktasına. Neden bütün bunları
6:00
konuşuyoruz? Neden bu kadar önemli?
6:02
Çünkü zaman daralıyor. Önümüzde
6:04
kaçırmamamız gereken kritik bir gelişim
6:06
penceresi var. Bu sayı 15 çok şey ifade
6:10
ediyor. Beynin en hızlı öğrendiği sinir
6:13
hücreleri arasında adeta bir otoyol ağı
6:15
kurduğu o inanılmaz dönemin yavaşlamaya
6:18
başladığı yaş bu. Erken çocukluktaki o
6:21
sünger gibi emme kapasitesi, o patlama
6:23
anı bu yaştan sonra yavaşlıyor. O fırsat
6:26
penceresi yavaş yavaş kapanıyor. Yani
6:29
buradan çıkaracağımız sonuç net. Erken
6:32
yaşta verilen duyusal destek hayati önem
6:35
taşıyor. Eğer bu pencere kaçırılırsa
6:38
ileride yapılacak müdahaleler hem
6:40
eğitimcinin işini çok daha fazla
6:41
zorlaştırıyor hem de çok daha karmaşık
6:44
hale geliyor. Kısacası ne kadar erken o
6:47
kadar iyi. Ve bu anlatımı şu soruyla
6:49
noktalayalım. Artık çocukların dünyayı
6:52
sadece görmediğini, duymadığını, aynı
6:55
zamanda nasıl derinden hissettiğini
6:57
biliyoruz. Peki bu bilgiyle onlar için
6:59
kurduğumuz bu dünyayı, oynadığımız
7:01
oyunları, onlarla olan ilişkimizi nasıl
7:04
daha iyi hale getirebiliriz? Bu sorunun