Auzef Modern Felsefenin Oluşumu 2025 2026 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/01/31/modern-felsefenin-olusumu-2025-2026-final-sorulari/
Bu kaynaklar, Modern Felsefenin Oluşumu dersinin sınav hazırlık materyallerini içermekte olup, Yeni Çağ düşüncesindeki temel kırılma noktalarını ve figürleri incelemektedir. Metinler, Descartes'ın metodik şüphesi ve zihin-beden ayrımıyla başlayan süreci, Spinoza'nın panteist yaklaşımı ve Hobbes ile Rousseau'nun toplum sözleşmesi teorileri üzerinden ele almaktadır. Ayrıca Diderot ve d'Holbach gibi Aydınlanma dönemi materyalistlerinin evren tasavvurları ile Voltaire'in eleştirel rasyonalizmine dair ayrıntılı bilgiler sunulmaktadır. Kaynakta yer alan çoktan seçmeli sorular ve çözümleri, felsefi kavramların somutlaştırılmasını sağlayarak öğrencinin akıl, madde ve özgürlük arayışındaki tarihsel gelişimi kavramasına yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak bu belgeler, geleneksel dogmalardan kopuşu ve modern laik düşüncenin inşasını sağlayan temel felsefi tartışmaları özetlemektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Merhaba. Bugün sizi düşünce dünyamızı
0:03
kelimenin tam anlamıyla baştan yaratan
0:05
bir devrimin merkezine götüreceğim. Bu
0:08
modern aklın nasıl doğduğunun yani bugün
0:10
sahip olduğumuz düşünce yapısını
0:12
şekillendiren o büyük arayışın hikayesi.
0:16
Her şey işte bu basit gibi görünen ama
0:19
aslında tam bir devrim olan fikirle
0:21
başladı. Bu cümle bilginin merkezine
0:24
artık tanrıyı ya da kralı değil doğrudan
0:26
düşünen bireyin kendisini koyuyordu.
0:29
Gerçekten sarsıcı bir başlangıç.
0:32
Peki bu zihinsel macera nasıl bir yol
0:34
izledi? Gelin bakalım. Önce her şeyin
0:37
sorgulandığı bir şüphe dünyasına
0:38
gireceğiz. Sonra Descartes'ın o meşhur
0:41
sarsılmaz temelini göreceğiz. Oradan
0:43
evrenin doğasına dair tanrı mı, doğa mı
0:46
yoksa bir bilardo masası mı gibi radikal
0:48
soruları atlayacağız. Sonrasında toplum
0:51
üzerine yapılan o büyük kavgayı yani
0:53
canavar ve vahşi arasındaki mücadeleyi
0:55
inceleyeceğiz ve en sonunda da eleştirel
0:58
aklın zaferine tanıklık edeceğiz. Şunu
1:01
anlamak lazım. Modern felsefe bir kriz
1:03
anında doğdu. Yüzyıllardır her şeye
1:06
cevap veren o eski skolastik dogmalar
1:09
artık çatırdamaya başlamıştı. Düşünün
1:11
bir kere bildiğinizi sandığınız her
1:13
şeyin temeli sarsılıyor. İşte düşünürler
1:17
tam da böyle bir ortamda üzerine yepyeni
1:19
bir dünya inşa edebilecekleri asla
1:22
yıkılmayacak sağlam bir temel bir
1:24
hakikat aramaya başladılar.
1:27
Ve işte bu yeni temeli inşa etme
1:29
görevini üstlenen Neymar sahneye
1:31
çıkıyor. Rene Descart felsefenin yönünü
1:34
sonsuza dek değiştirecek bir yöntemle
1:36
geldi. Descart'ın dehası neydi biliyor
1:39
musunuz? şüpheyi bir amaç olarak değil,
1:42
bir araç olarak kullanması. Şüpheyi eski
1:45
fikirleri yıkıp yok etmek için değil,
1:47
tam tersine her şeye dayanacak o tek
1:49
sağlam gerçeği bulmak için bir arındırma
1:52
aleti gibi kullandı. Şüphe edebileceği
1:55
her şeyden şüphe etti. Her şeyi bir
1:57
kenara attı. Ta ki şüphe edemeyeceği tek
1:59
bir şey kalana kadar. O anda şüphe
2:02
ediyor olduğu gerçeği ve eğer şüphe
2:04
varsa şüphe eden bir şey de olmalıydı.
2:07
İşte o meşhur sonuç. Bu sarsılmaz temeli
2:10
bulduktan sonra Descart adeta bir
2:12
matematikçi gibi felsefi bir bina inşa
2:15
etmeye başladı. Kendine dört tane basit
2:18
ama çok güçlü kural koydu. Dedi ki
2:21
birincisi sadece apaçık ve seçik olanı
2:24
yani şüpheye yer bırakmayanı kabul et.
2:26
İkincisi, her sorunu çözebileceğin en
2:29
küçük parçalara ayır. Üçüncüsü,
2:31
düşüncelerini en basitten başlayıp en
2:34
karmaşığa doğru bir zincir gibi ör ve
2:36
son olarak o zincirde tek bir halkanın
2:38
bile eksik kalmadığından emin ol. Bu
2:41
adeta felsefeyi belirsizlikten kurtarma
2:44
manifestosuydu.
2:45
İşte bu yöntemle Descartes evreni
2:48
birbirinden tamamen ayrı iki temel yapı
2:50
taşına yani iki tze ayırdı. Bir tarafta
2:54
düşüncenin, bilincin, iradenin olduğu,
2:56
maddi olmayan, elle tutulup gözle
2:58
görülmeyen bir düşünen töz var. Ruh.
3:01
Diğer taraftaya uzayda yer kaplayan,
3:03
ölçülebilen bir makine gibi işleyen yer
3:06
kaplayan töz var. Beden. Yani biri soyut
3:09
diğeri somut. İki ayrı dünya, iki ayrı
3:12
gerçeklik. Peki madem bu iki dünya
3:15
birbirinden bu kadar farklı o zaman
3:17
nasıl oluyor da birbiriyle etkileşime
3:19
giriyor? Benim ruhum benim bedenime
3:21
nasıl emir veriyor? Bu klasik zihin
3:23
beden problemine Descartes'ın cevabı
3:26
açıkçası biraz tuhaf. Beynin tam
3:28
ortasındaki küçücük tek parça bir organ
3:31
olan Kozalakıb bez. Evet. Ona göre ruh
3:34
bedeni işte bu minicik komuta
3:35
merkezinden yönetiyordu. Descarts aklın
3:39
kapılarını sonuna kadar aralamıştı ve
3:41
şimdi diğer filozoflar o kapıdan içeri
3:43
dalıp evren, tanrı ve maddenin doğasına
3:46
dair çok daha radikal, çok daha cüretkar
3:48
sorular sormaya başladılar. Adeta bir
3:51
zincirleme reaksiyon başlamıştı.
3:53
Bu reaksiyonun en sarsıcı halkalarından
3:56
biri kesinlikle Spinozaydı. O Descartson
3:59
yolundan gitti ama çok daha ileri bir
4:01
noktaya vardı. Tanrıyı evreni bir saat
4:04
gibi kurup sonra kenara çekilen bir usta
4:06
olarak görmedi. "Hayır, Spinoza'ya göre
4:09
Tanrı evrenin ta kendisiydi. Deus Siven
4:12
Natura" dedi. Yani tanrı veya doğa. Her
4:15
şeyi kapsayan tek bir sonsuz gerçeklik
4:17
vardı ve bu da tanrıydı. Bu bildiğimiz
4:20
din anlayışını temelden sarsan panteizm
4:22
fikriydi. Ama durun, Spinoza için bu
4:25
sadece soyut bir felsefi tartışma
4:27
değildi. Onun asıl amacı insanı
4:30
tutkularının, öfkesinin, korkularının
4:32
köleliğinden kurtarmaktı. Eğer doğanın
4:35
yani tanrının o değişmez ve zorunlu
4:37
yasalarını aklımızla anlarsak işte o
4:39
zaman en yüksek mutluluğa yani
4:42
Beatitudo'ya ulaşabiliriz diyordu. Tabii
4:45
herkes evrene bakıp Spinoza gibi ilahi
4:47
bir öz görmüyordu. Mesela Fransız
4:49
Aydınlanmasının radikal materyalistleri
4:52
diyelim ki Barond Holch Spinoza'nın
4:54
tanrısını denklemden tamamen çıkardı
4:56
attı. Onlara göre evrende tek bir şey
4:59
vardı. Hareket halindeki madde nokta. Ne
5:02
aşk, ne nefret, ne de amaç. Doğada
5:04
sadece kör, mekanik, fizik yasaları
5:06
işliyordu. Hepsi bu. Bu materyalist ve
5:09
determinist yani her şeyin önceden belli
5:12
olduğu dünya görüşünü belki de en iyi
5:14
özetleyen metafor Aydınlanmanın o devasa
5:17
projesi ansiklopediin editörü Deniz
5:19
Didrot'tan geldi. Dedi ki evren üzerinde
5:23
sayısız bilerdo topunun sonsuza dek
5:25
birbirine çarpıp durduğu devasa bir
5:27
bilerdo masasından başka bir şey
5:28
değildir. Evrenin büyük sırlarını
5:31
çözmeye çalışan akıl şimdi namlusunu çok
5:34
daha yakın, çok daha tanıdık bir hedefe
5:36
çeviriyordu. İnsan toplumuna madem
5:38
doğanın yasaları var, o zaman ideal
5:40
toplumun da bir yasası, bir formülü
5:42
olmalıydı, değil mi? İşte toplum
5:44
sözleşmesi etrafında dönen büyük
5:46
tartışma tam da böyle başladı.
5:49
Tartışmanın bir tarafında Thomas Hops'un
5:52
o meşhur karamsar görüşü var. Ona göre
5:54
insan doğası gereği bencil yani egoist
5:57
bir varlıktı. Herkesin herkesle
6:00
savaştığı, herkesin herkesin düşmanı
6:02
olduğu bir doğal hal düşünün. İnsan
6:05
insanın kurdudur. Peki bu korkunç
6:08
kaostan nasıl çıkılacak? Hobs'un çözümü
6:10
adını Tevrat'taki efsanevi bir
6:12
canavardan alan Leviatand'ı. Bu her şeye
6:16
gücü yeten dev bir devletti. Mantık
6:18
şuydu. Bireyler o bitmek bilmeyen
6:21
savaştan kurtulup barış ve güvenlik
6:23
içinde yaşamak için tüm haklarını ve
6:25
özgürlüklerini bu mutlak güce sahip
6:27
devlete devrederler. Yani Leviatan
6:30
aslında bizi birbirimizden hatta
6:32
kendimizden koruyan bir canavardı. İşte
6:35
bu karamsar tabloya en tutkulu, en
6:37
ateşli itiraz romantizm akımının da
6:40
temellerini atan Jean-Jacques Russo'dan
6:41
geldi. O Hops'un tam tersine
6:43
haykırıyordu. Hayır, insan doğuştan
6:46
iyidir, masumdur. Onu bozan, yozlaştıran
6:49
şey medeniyetin ta kendisidir. Doğaya
6:51
dönüş. Yani bakın bu iki dev düşünürün
6:55
insanlık için çizdiği yol haritaları
6:57
bundan daha zıt olamazdı. Hobz'un
6:59
dünyasında o korkunç kaosun pençesinden
7:02
kurtulmak için özgürlüğümüzü mutlak bir
7:05
güce, bir canavara teslim ediyoruz.
7:07
Russo'nun idealinde ise tam tersi bizi
7:09
bozan medeniyetin zincirlerini kırıyor,
7:12
doğuştan gelen iyiliğimize dönüyor ve
7:14
genel iradeyle kendi kendimizi
7:17
yönetiyoruz. Biri güvenlik için
7:18
özgürlükten vazgeçmeyi, diğeri ise
7:21
gerçek özgürlüğü bulmak için toplumu
7:23
baştan kurmayı öneriyor. Ve geldik son
7:26
aşamaya. Bu dönemde aklın eleştirel gücü
7:29
artık sadece felsefi sistemlere değil,
7:32
kiliseden devlete, her türlü dogma ve
7:34
otoriteye karşı kullanılan keskin bir
7:37
silaha dönüşmüştü. İşte bu aydınlanmanın
7:40
zaferanıydı.
7:42
Bu savaşın başkomutanı kimdi derseniz
7:45
şüphesiz Volter'di. O keskin zekasıyla
7:48
ve sivri diliyle bağnazlığa,
7:50
adaletsizliğe, her türlü fanatizme adeta
7:54
savaş açtı. Özellikle İngiltere'de
7:56
gördüğü ifade özgürlüğüne ve liberal
7:58
fikirlere hayran kalıp bunları savundu.
8:01
Felsefede Descartes'ın doğuştan gelen
8:04
fikirler teorisine karşı çıktı. Ünlü
8:06
eseri Candide ile de dönemin o her şeyin
8:09
en iyi için olduğu şeklindeki kör
8:12
iyimserliğiyle acımasızca dalga geçti.
8:15
Peki bütün bu entelektüel fırtınalardan,
8:17
bu devrimlerden bize ne kaldı? Aslında
8:19
bugün içinde yaşadığımız modern dünyanın
8:21
temel taşları kaldı. bireysel aklın
8:24
gücünü olan inanç, ifade özgürlüğünün ne
8:26
kadar önemli olduğu, her türlü otoriteye
8:29
neden diye sorma cesareti, bilgiyle daha
8:32
iyi bir geleceğe ilerleyebileceğimize
8:33
dair o inanç ve tabii özgürlükler için
8:36
bir model olarak liberal İngiltere'nin
8:38
etkisi. Bu analizimizi tüm dönemin
8:40
ruhunu mükemmel bir şekilde özetleyen
8:42
bir soruyla bitirelim. İngiliz düşünür
8:45
Can Tolland'ın anlattığı bir hikayeden
8:46
ilhamla sorulmuş bir soru. En büyük
8:49
otoriteye bile körü körüne inanmalı
8:51
mıyız? Sokrates'e bile mi? İşte bu soru
8:54
modern felsefenin bize bıraktığı belki
8:56
de en değerli mirastır. Sorgulamaktan
8:59
asla ama asla vazgeçmemek.

