0:00
Merhabalar. Bugün sizinle birlikte
0:01
cüzdanımızdaki paradan yola çıkıp
0:03
küresel piyasaların o devasa dünyasına
0:05
uzanan bir yolculuk yapacağız. Biliyorum
0:07
makroekonomi bazen biraz karmaşık
0:09
görünebiliyor ama aslında hiç de öyle
0:11
değil. Gelin bu dünyayı birlikte
0:13
aydınlatalım. Hazırsanız başlıyoruz.
0:16
Haberlerde sürekli duyuyoruz değil mi?
0:18
Enflasyon, faiz, büyüme. Peki bu
0:20
kelimeler gerçekte ne ifade ediyor? Daha
0:22
da önemlisi bizim hayatımızı nasıl
0:24
etkiliyor? İşte bu bölümde tam da bu
0:27
soruların cevabını arayacağız. Bu
0:29
ekonomik güçlerin gündelik hayatınızı
0:30
nasıl şekillendirdiğini öğrenince
0:32
şaşırabilirsiniz. Peki yol haritamızda
0:35
neler var? Önce ekonominin refahımızla
0:37
olan o temel bağına bakacağız. Sonra bir
0:40
ülke nasıl zenginleşir? Bir girişimci
0:42
neye göre yatırım yapar? Paramızın
0:44
değeri neden sürekli değişir? Ve en
0:46
sonunda da ülkelerarası ticari ilişkiler
0:48
nasıl yürür? Hepsini tek tek ele
0:50
alacağız. İlk durağımız makroekonominin
0:53
aslında neden var olduğu. Yani bu öyle
0:56
sadece sayılardan, grafiklerden ibaret
0:58
bir alan değil. Tam tersine hepimizin
1:01
hayat kalitesini daha iyi bir noktaya
1:03
taşıma amacı güden bir bilim. Evet,
1:06
özünde her şey bu kadar basit ve net.
1:08
Bütün o karmaşık analizlerin,
1:10
politikaların altında yatan tek bir amaç
1:12
var. Toplum olarak daha iyi yaşamak,
1:14
daha fazla imkana sahip olmak.
1:16
Unutmayın, ekonomi hepimizin refahı için
1:19
var. Peki bir toplumun refahı nasıl
1:22
artar? Yani bir ülke nasıl daha zengin
1:25
olur? Şimdi bu büyümenin arkasındaki
1:27
motorlara ve bazı ülkelerin neden bu
1:30
yolda zorlandığına bir göz atalım.
1:32
Bakın, özellikle az gelişmiş ülkeler
1:34
için asıl mesele ülkenin toplam gelirini
1:37
artırmak değil. Hayır. Asıl hedef o
1:40
gelirin vatandaşa düşen payını yani kişi
1:42
başına düşen milli geliri yükseltmek.
1:44
Çünkü gerçek refah artışı ancak bu
1:47
şekilde ölçülebilir. İşte bu noktada
1:49
karşımıza çok can sıkıcı bir şey
1:51
çıkıyor. Fakirlik kısır döngüsü. Şöyle
1:53
bir düşünün. Gelir düşük olunca kenara
1:55
atacak para kalmıyor. Yani tasarruf
1:58
sıfır. E tasarruf olmayınca neyle
2:00
yatırım yapılacak? Yatırım yoksa
2:02
verimlilik artmaz. Sonuç yine düşük
2:04
gelir. Bu bir kere girince çıkması çok
2:07
zor. Kendi kendini besleyen bir döngü.
2:09
Kalkınmanın önündeki en büyük
2:11
engellerden biri. Bu ekonomik döngüyü
2:13
daha da kötüleştiren bir de
2:15
sosyokültürel yapı var tabii.
2:17
Geleneklere aşırı bağlılık, düşük eğitim
2:20
seviyeleri ve en önemlisi yeniliğe karşı
2:22
o direnç. Bunlar ekonomik atılımın önünü
2:25
kesen büyük duvarlar. İnovasyon olmadan
2:28
o kısır döngüyü kırmak neredeyse
2:30
imkansız hale geliyor. Madem yatırım bu
2:32
kadar hayati bir konu, o zaman bir
2:34
girişimci neye göre ben bu işe giriyorum
2:37
der. Gelin şimdi bu kararın arkasındaki
2:39
o basit ama güçlü mantığı yani yatırımın
2:42
altın kuralını inceleyelim. Aslında her
2:45
şey iki temel oranın karşılaştırılmasına
2:47
dayanıyor. Bir tarafta R var yani
2:49
yapacağınız yatırımdan beklediğiniz kar
2:51
oranı. Diğer tarafta ise I var yani
2:53
paranın maliyeti, bildiğimiz faiz oranı.
2:56
Girişimci bu ikisini alır terazinin
2:58
kefelerine koyar. Ve işte o meşhur altın
3:01
kural. Eğer beklediğiniz kar oranı R
3:04
faiz oranından yani iyiden daha büyükse
3:07
yatırım yapmak mantıklıdır. Ama kar
3:09
beklentiniz daha düşükse niye o riske
3:11
giresiniz ki? Paranızı faize yatırmak
3:13
çok daha akıllıca olur. Bütün o dev
3:15
yatırım kararlarının temelinde işte bu
3:17
basit karşılaştırma yatıyor. Evet. Şimdi
3:20
de hepimizin cebini, bütçesini doğrudan
3:22
ilgilendiren bir konuya gelelim. Neden
3:25
geçen sene 100 liraya aldığımız bir şeyi
3:27
bugün aynı parayı alamıyoruz? İşte şimdi
3:30
paranın değeri ve onun en büyük düşmanı
3:33
olan enflasyonu masaya yatırıyoruz.
3:35
Enflasyonu en basit haliyle fiyatlar
3:38
genel seviyesindeki sürekli artış diye
3:41
tanımlayabiliriz. Aslında şu formül her
3:43
şeyi özetliyor. Fiyatlar yukarı çıktıkça
3:46
paranın değeri matematiksel olarak aşağı
3:48
düşer. Yani cebinizdeki para aynı kalsa
3:51
bile onunla alabileceğiniz şeyler
3:53
azalır. Alım gücünüz er. Peki madem
3:56
enflasyon bu kadar kötü, hükümetler
3:58
neden onu tamamen bitiremiyor? Çünkü
4:00
kısa vadede önlerinde çok zor bir seçim
4:03
var. Buna Philips eğrisi diyoruz.
4:05
Teoriye göre işsizliği düşürmek için
4:08
ekonomiyi canlandırırsanız, örneğin
4:10
harcamaları arttırırsanız bu sefer de
4:12
talep patlar ve fiyatlar yani enflasyon
4:15
yükselir. Bu politika yapıcıların
4:17
sürekli üzerinde yürüdüğü ince bir ip
4:19
gibidir. Bu ikileme karşı monetist
4:22
dekolün kurucusu Milton Friedman'ın çok
4:24
net bir çözümü var. Diyor ki, "İstikrar
4:27
için kural lazım. Merkez Bankası
4:29
ekonominin büyüme hızı neyse ona paralel
4:33
öngörülebilir ve düşük bir oranda para
4:35
arzını arttırmalı. O kadar. Böylece
4:37
belirsizlik ortadan kalkar ve istikrar
4:39
sağlanır. Artık odağımızı ülke içinden
4:42
alıp küresel sahneye çevirme zamanı.
4:44
Ülkeler birbirleriyle nasıl alışveriş
4:46
yapan? Bu ilişkilerin dengesi nasıl
4:48
kurulur? Hadi gelin uluslararası
4:50
ekonominin kapısını aralayalım. Bir
4:52
ülkenin belli bir zaman diliminde
4:54
dünyanın geri kalanıyla yaptığı bütün
4:57
döviz getiren ve döviz götüren
4:59
işlemlerin kaydedildiği bir tablo
5:00
düşünün. İşte buna ödemeler bilançosu
5:03
diyoruz. Yani bir nevi ülkenin
5:05
uluslararası ekonomik karnesi. Bu
5:08
bilanço temel olarak iki tür işlemden
5:10
oluşuyor. Otonom işlemler dediğimiz
5:12
şeyler ihracat, ithalat, turizm gibi
5:15
piyasada kendiliğinden olan döviz giriş
5:17
çıkışları. Eğer bu işlemlerin sonunda
5:19
bir açık ortaya çıkarsa işte o zaman
5:22
Merkez Bankası'nın rezervlerini
5:23
kullanması gibi denkleştirici işlemler
5:26
devreye giriyor ve dengeyi sağlıyor.
5:28
Bütün bu anlattıklarımızdan şöyle bir
5:30
sonuç çıkarabiliriz. Eğer yurt
5:32
dışındakiler sizin ürettiğiniz mallara
5:34
daha fazla talep gösterirse yani
5:36
ihracatınız artarsa ülkenize daha fazla
5:39
döviz girer. Piyasada bollaşan dövizde
5:41
doğal olarak sizin yerel paranızı daha
5:43
değerli hale getirir. Döviz kurlarının
5:45
arkasındaki en temel dinamiklerden biri
5:48
tam olarak bu. Gördüğünüz gibi
5:50
makroekonomi aslında sürekli bir denge
5:51
kurma ve tercihler yapma sanatı.
5:54
İşsizliğimi düşürelim, enflasyonumu,
5:56
sanayimizi mi koruyalım? Serbest
5:58
ticaretimi savunalım. Sanırım bu
6:00
bölümden çıkaracağımız en önemli ders
6:01
şu: Ekonomide sihirli bir formül ya da
6:04
herkes için geçerli tek bir doğru cevap
6:06
yok. Atılan her adımın bir bedeli ve bir