Auzef Kent Sosyolojisi 2024-2025 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2025/04/23/kent-sosyolojisi-2024-2025-vize-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Şehirler. Düşünsenize milyonlarca insan
0:02
bir arada devasa yaşayan organizmalar
0:05
gibi. Ama hiç fark ettiniz mi? Bu
0:07
kalabalığın ortasında bazen insan
0:09
kendini yapayalnız hisseder. Bazen de
0:11
tam tersi o devasa bütünün bir parçası
0:14
gibi. İşte bu tuhaf hissin arkasında ne
0:16
var? Bugün şehirlerin o gizli sosyolojik
0:19
dünyasına dalıyoruz. İşte bu yolculuğa
0:21
başlarken karşımıza çıkan ilk isim Georg
0:24
Seel. Onun bu sözü aslında her şeyi
0:26
özetliyor. Diyor ki, "Uzmanlaşma bizi
0:29
eşsiz kılıyor. Evet ama aynı zamanda
0:32
başkalarına fena halde bağımlı hale
0:34
getiriyor." Yani bir düşünün. Belki
0:36
harika bir yazılımcısınız ama ekmek
0:38
pişirmeyi bilmiyorsunuz. Şehir hayatı
0:41
tam da bu. Her birimiz o dev makinenin
0:44
hem vazgeçilmez bir parçasıyız hem de
0:46
tek başına hiçbir işe yaramayan küçücük
0:49
bir dişlisiyiz. Ne kadar ironik değil
0:51
mi? Ve bu bizi temel sorumuza getiriyor.
0:54
Bir şehir nasıl olur da size aynı anda
0:57
hem o kadar yalnız hem de bir o kadar
1:00
bağlı hissettirebilir? Hani o his var ya
1:03
milyonların içinde bir hiç olmak ama
1:05
aynı zamanda o milyonlar olmadan
1:08
yaşayamayacağını bilmek. İşte bu
1:10
ikilemin kökenine ineceğiz. Peki bu
1:13
sorunun cevabı nerede? Tek bir yerde
1:15
değil tabii ki. Cevabı bulmak için adeta
1:19
bir zaman makinesine atlayıp kentsel
1:21
dünyayı anlamaya çalışan büyük
1:24
fikirlerin evrimini takip etmemiz
1:26
gerekiyor. Onların gözünden bakarak
1:28
bugünün şehirlerini çok daha iyi
1:30
anlayacağız. Haydi başlayalım. Hikayemiz
1:33
en başından yani en temel sorudan
1:36
başlıyor. Biz insanlar neden şehirleri
1:39
inşa etmeye başladık ki? Bu sorunun
1:41
cevabı aslında her şeyin temel taşı.
1:44
Şimdi şehir denince aklımıza hemen
1:46
gökdelenler, modern binalar geliyor
1:48
değil mi? Ama aslında olay çok daha
1:50
eski. Arkeolog We Gordon Child'ın
1:52
kentsel devrim dediği şey tam da bu. Bu
1:55
tarımla uğraşan küçük yerleşimlerin
1:57
nasıl olup da devasa organize şehirlere
2:00
dönüştüğünü anlatan müthiş bir hikaye.
2:02
Peki bu devrim nasıl oldu? Aslında
2:04
formül şaşırtıcı derecede basit. Birinci
2:07
adım, tarım devrimi sayesinde insanlar
2:09
ihtiyaçlarından fazlasını üretmeye
2:11
başlıyor. Yani artı ürün ortaya çıkıyor.
2:14
İkinci adım, bu fazlalık sayesinde daha
2:16
çok insan aynı yerde yaşayabiliyor ve
2:19
nüfus yoğunluğu patlıyor. E kalabalık
2:21
artınca ne olur? kaos olmasın diye
2:23
kuranlara bir düzene ihtiyaç duyulur.
2:25
İşte bu ihtiyaç da 4üncü adımı yani ilk
2:28
şehirlerin doğumunu tetikliyor. Şimdi
2:30
zamanda şöyle bir ileri saralım ve
2:32
kendimizi sanayi devriminin ortasında
2:34
dumanı tüten fabrikaların, kalabalık
2:36
sokakların olduğu o kaotik şehirlerde
2:38
bulalım. İşte tam bu dönemde bazı
2:41
düşünürler bu yeni canavarı
2:43
anlamlandırmaya çalıştı. Onlar ilk kent
2:46
sosyologlarıydı. Peki bu düşünürler
2:48
şehre nasıl bakıyordu? Şöyle bir şey
2:50
hayal edelim. Marx ve Berve Durkheim üçü
2:52
birden bir şehre giriyor. Hepsi aynı
2:54
sokağa, aynı kalabalığa bakıyor. Ama
2:57
sizce ne görürler? Emin olun her biri
2:59
bambaşka bir şey fark ederdi. İşte
3:01
aralarındaki fark tam olarak bu. Marx
3:03
baktığı anda ne görürdü? Sınıf
3:05
çatışmasını, fabrika sahibiyle işçinin
3:08
mücadelesini, şehri bir arena olarak
3:10
görürdü. Peki ya Weber? O gücü arardı.
3:14
Bu şehri kim yönetiyor? Kararları kim
3:16
veriyor? Diye sorardı. Durksa bambaşka
3:19
bir şeye odaklanırdı. Bu kadar farklı
3:21
insan nasıl bir arada yaşıyor diye sorup
3:24
iş bölümünün yarattığı o görünmez
3:25
bağları yani toplumsal dayanışmayı
3:28
arardı. Gördüğünüz gibi hepsi yapbozun
3:31
farklı bir parçasını gösteriyor bize.
3:33
Ama bir kişi var ki o bu büyük resimden
3:35
çok resmin içindeki tek bir insana
3:38
odaklanıyor. Georg Simbel. Simbel'in
3:41
derdi o büyük yapılar değil. Onun sorusu
3:43
şu: Bu gürültü, bu kalabalık, bu bitmek
3:46
bilmeyen hız bizim iç dünyamıza ne
3:49
yapıyor? İşte en başta konuştuğumuz o
3:51
hem yalnız hem de bağlı hissetme halini
3:54
belki de en iyi anlayan kişi Simbel'di.
3:57
Şimdi rotamızı değiştirip Atlantiğin
3:59
ötesine 20. yüzyılın başlarındaki
4:01
Amerika'ya gidiyoruz. Ve burada
4:03
Chicago'da şehre bakış açımızı kökten
4:06
değiştirecek bir fikir okulu doğuyor.
4:08
Chicago okulunun ortaya attığı fikir o
4:11
zaman için gerçekten devrimciydi.
4:13
Dediler ki, "Şehir aslında yaşayan,
4:16
nefes alan bir organizmadır. Tıpkı bir
4:18
orman gibi. Farklı mahalleler, farklı
4:21
sosyal gruplar hepsi bu ekosistem içinde
4:24
hayatta kalmak için rekabet ediyor, uyum
4:26
sağlıyor. Şehri bir laboratuvar
4:29
insanları da bu laboratuvardaki canlılar
4:31
gibi incelediler. Bu inanılmaz yeni bir
4:34
bakış açısıydı. Tabii bu fikir gökten
4:36
zembille inmedi. Chicago okulunu
4:38
besleyen üç büyük kaynak vardı. 1.
4:41
Charles Darwin'in evrim teorisi ve o
4:43
meşhur doğal seçilim fikri. 2. Herbert
4:46
Spencer'ın toplumu bir organizma olarak
4:48
gören yaklaşımı. ve 3. Tabii ki Georg
4:51
Simell'in şehirli insanın ruh haline
4:54
dair o derin analizleri. Ama bilimde
4:56
hiçbir fikir sonsuza dek hüküm sürmez.
4:59
Chicago okulunun bu ekolojik modeli
5:01
1920'lerden 40'lara kadar zirvedeydi.
5:04
Altın çağını yaşadı. Fakat 50'lerde
5:06
yavaş yavaş eleştirilmeye başlandı.
5:09
60'lara gelindiğinde ise büyük bir
5:11
kırılma yaşandı. Artık insanlar doğal
5:13
düzen yerine güç ve çatışma gibi
5:16
kavramları sorguluyorlardı. Şehre bakış
5:18
açımız bir kez daha değişmek üzereydi.
5:21
İşte bu kırılma bizi günümüze daha da
5:23
yaklaştırıyor. Yeni dönemde o uyumlu
5:25
ekosistem fikri bir kenara bırakılıyor.
5:27
Onun yerine ne geliyor biliyor musunuz?
5:29
Çatışma, güç ve eşitsizlik. Artık şehir
5:32
bir organizma değil, farklı grupların
5:35
mekan için savaştığı bir arena olarak
5:36
görülüyor. Bu yeni bakış açısının en
5:39
önemli teorilerinden biri John Rex ve
5:41
Robert More'dan geliyor. Onlar diyor ki,
5:44
"Senin sosyal sınıfın sadece ne kadar
5:46
kazandığınla ilgili değil, aynı zamanda
5:48
nerede oturduğunla da ilgili. Yani
5:51
şehirdeki asıl mücadelelerden biri iyi
5:53
bir mahallede, iyi bir evde yaşama
5:55
mücadelesi. Bu size de tanıdık gelmiyor
5:58
mu? Ve bu mücadele iki cephede sürüyor.
6:01
Birincisi hepimizin direkt içinde olduğu
6:04
yaşam alanı rekabeti. Yani daha iyi
6:07
okulların, parkların olduğu mahallelere
6:09
yerleşme çabası. Ama bir de ikinci daha
6:12
gizli bir cephe var. Kullanılmayan
6:15
binalar için verilen savaş. O terk
6:17
edilmiş fabrika ne olacak? AVM mi, park
6:20
mı yoksa lüks konut mu? İşte bu kararlar
6:23
şehirdeki güç mücadelesinin ta kendisi.
6:26
Bütün bunların arkasındaki temel dinamik
6:28
ne peki? Kapitalizm. Kapitalizmle
6:31
birlikte kentsel mekanın kendisi yani
6:33
evimiz, sokağımız, mahallemiz sadece
6:36
yaşanacak bir yer olmaktan çıktı. alınıp
6:38
satılan üzerinden kar edilen bir meta
6:41
haline geldi. İşte bu oyunun bütün
6:43
kurallarını değiştiren hamleydi. Bu
6:45
noktada Manuel Cestels devreye giriyor
6:48
ve kolektif tüketim diye çok önemli bir
6:51
kavram ortaya atıyor. Ne demek bu? Şu
6:54
demek: Konut, ulaşım, eğitim gibi
6:57
hepimizin ortak kullandığı hizmetler.
6:59
Bunlar artık masum hizmetler değil.
7:01
Bunlar modern şehirdeki en büyük politik
7:04
savaşların verildiği arenalar. düşünün.
7:07
Mahallenize metro gelmesi ya da
7:08
gelmemesi. Bu teknik bir karar değil.
7:11
Tamamen politik bir güç mücadelesi. Peki
7:13
hikaye burada bitiyor mu? Hayır. Son
7:16
30-40 yılda oyuna yeni ve çok güçlü bir
7:19
oyuncu daha katıldı. Küreselleşme. Gelin
7:22
şimdi de bu dev gücün şehirleri nasıl
7:25
baştan aşağı değiştirdiğine bakalım.
7:27
Küreselleşme şehirler arasındaki
7:29
hiyerarşiyi tamamen değiştirdi. Artık
7:31
İstanbul kendi ülkesindeki diğer
7:33
şehirlerden çok belki de Londra'yla
7:36
Dubai ile daha fazla ilişki içinde. Bu
7:38
durum küresel sermayenin aktığı bu
7:40
şehirleri zenginleştirirken hem
7:42
şehirlerin kendi içinde hem de şehirler
7:45
arasında inanımaz bir eşitsizliği de
7:46
körükledi. E bu kadar eşitsizlik ve
7:48
değişim olunca ne olur? Tabii ki
7:50
insanlar sokağa dökülür. Yeni kentsel
7:52
toplumsal hareketler de tam olarak bu
7:54
zeminde yükseldi. Bütün bu yolculuktan
7:57
sonra en başından bugüne geldik. Peki
8:00
şimdi durup sormamız gereken o büyük
8:02
soru ne? Günümüz şehirlerin ne için var?
8:05
Onların asıl amacı ne? Ve bizi nasıl bir
8:08
gelecek bekliyor? Monel Castels bu
8:11
soruyu çok çarpıcı bir cümleyle
8:12
cevaplıyor. Aslında şehirler giderek
8:15
üretim değil tüketim mekanları haline
8:17
geliyor. Bir düşünün. Şehirler eskiden
8:19
fabrikaların, atölyelerin olduğu, bir
8:21
şeyler ürettiğimiz yerlerdi. Şimdi ise
8:24
daha çok AVM'lerin, restoranların olduğu
8:27
bir şeyler tükettiğimiz devasa
8:29
vitrinlere dönüştü. Ve böylece
8:31
yolculuğumuzun sonuna en baştaki
8:33
sorumuza geri dönüyoruz. Akıllı binalar,
8:36
anlık bağlantılar. Şehirlerimiz
8:38
teknolojik olarak her zamankinden daha
8:40
bağlantılı. Peki ya biz? Biz insanlar
8:42
olarak daha mı bağlantılıyız? Yoksa bu
8:45
dijital ağlar Georg Simel'in o
8:47
bahsettiği gerçek insani bağımlılığı
8:49
unutturup bizi kalabalıklar içinde daha
8:51
da mı yalnız bırakıyor? İşte bu
8:53
hepimizin kendi şehrinde cevaplaması
8:55
gereken bir soru.

