Auzef Kamu Maliyesi 2024-2025 Vize Soruları (Bahar)
https://lolonolo.com/2026/02/01/kamu-maliyesi-2024-2025-vize-sorulari-bahar/
Bu kaynaklar, kamu maliyesi disiplininin temel kavramlarını ve devletin ekonomideki işlevlerini ele alan bir vize sınavı hazırlık materyalidir. Metinlerde, serbest piyasanın yetersiz kaldığı piyasa aksaklıkları, dışsallıklar ve asimetrik bilgi gibi durumlarda devletin müdahale gerekçeleri açıklanmaktadır. Ayrıca kamusal malların sınıflandırılması, kamu harcamalarının artış nedenlerini açıklayan Wagner Kanunu ve Keynesyen iktisat politikaları gibi teorik yaklaşımlar detaylandırılmaktadır. Kaynak, öğrencilerin konuyu pekiştirmesi amacıyla teorik bilgileri örnek sorular ve çözümlü açıklamalarla destekleyerek sunmaktadır. Bu içerik sayesinde devlet harcamalarının türleri, vergilendirmenin amaçları ve ekonomik dengenin unsurları bütüncül bir perspektifle özetlenmektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Şimdi şöyle bir düşünelim. Her gün
0:02
kullandığımız yollar, gece sokağımızı
0:04
aydınlatan o lambalar. Bunların parasını
0:06
kim ödüyor, neden ödüyor? Ve daha da
0:09
ilgince neden gidip bir dükkandan kahve
0:11
alır gibi bana şu kadar sokak
0:13
aydınlatması diyemiyoruz. İşte bugün tam
0:16
da bu konuya dalıyoruz. Cebimizden çıkan
0:18
o vergilerin ve devletin hayatımızdaki o
0:21
görünmez ama aslında devasa rolünün
0:23
ardındaki mantığı birlikte çözeceğiz.
0:25
Hadi başlayalım. Peki bu konuyu nasıl
0:28
ele alacağız? Yol haritamız şöyle. Önce
0:31
o meşhur bırakınız yapsınlar diyen
0:34
serbest piyasanın nerede ve neden
0:36
tökezlediğine bakacağız. Sonra devletin
0:39
neden savunma ya da adalet gibi bazı çok
0:41
özel hizmetleri üstlenmek zorunda
0:43
kaldığını anlayacağız. E tabii ki
0:45
devletin o devasa bütçesinin nereye
0:47
harcadığını da merak ediyoruz. Ona da
0:49
bir göz atacağız ve en sonunda bütün bu
0:52
dev çarkın nasıl döndüğünü yani
0:55
vergilerin bu denklemdeki kilit rolünü
0:57
konuşup konuyu bağlayacağız. İşte bakın
1:00
bu soru aslında çok basit gibi görünüyor
1:02
ama kamu maliyesinin tam kalbine iniyor.
1:05
Çünkü özel mallarla kamusal mallar
1:07
arasındaki o temel farkı şak diye ortaya
1:09
koyuyor. Yani kahveyi, parayı verip
1:12
alıyorsunuz. O fincan artık sizin ama
1:14
sokak lambası o kimin? İşte bu soru bizi
1:17
doğrudan konumuzun merkezine taşıyor. O
1:20
zaman ilk turağımıza gelelim. Piyasa
1:22
neden tökezler? Hani hep duyarız ya
1:25
serbest piyasa her şeyi çözer diye. Peki
1:28
bu sihirli cümlenin sınırları nerede
1:30
başlıyor? İşte bu bölümde o mükemmel
1:33
görünen sistemdeki çatlakları yani
1:35
devlet müdahalesini zorunlu kılan o
1:37
anları birlikte arayacağız.
1:42
Şimdi ekonominin temel taşlarından
1:44
biriyle başlayalım. Adam Smith ve onun
1:46
meşhur görünmez el teorisi. Hani diyor
1:49
ya piyasayı kendi haline bırakırsanız
1:52
sanki görünmez bir el dokunmuş gibi her
1:54
şey tıkır tıkır işler. Dengeye oturur.
1:57
Kulağa harika geliyor değil mi? Ama işte
1:59
gerçek hayatta o görünmez elin bazen
2:02
titrediği hatta bazı şeyleri elinden
2:04
düşürdüğü anlar oluyor. Biz bunlara
2:06
piyasa aksaklıkları diyoruz ve tam da bu
2:09
noktada o elin düşürdüklerini toplamak
2:11
için devlet sahneye çıkıyor. Peki nedir
2:14
bu piyasa aksaklıkları dediğimiz şeyler?
2:16
Günlük hayattan örneklerle gidelim.
2:18
Mesela bir fabrika üretim yapıyor. Çok
2:20
güzel ama atıklarını nehre bırakıyor.
2:23
İşte o nehrin kirlenmesi yani bize ve
2:25
çevreye verdiği zarar bir dışsallık. Ya
2:27
da düşünün ikinci el bir araba
2:29
alacaksınız. Satıcı arabanın gizli
2:31
kusurlarını biliyor ama siz
2:32
bilmiyorsunuz. İşte bu duruma da
2:34
asimetrik bilgi diyoruz. Ve tabii ki
2:36
birazdan daha da derinine ineceğimiz o
2:38
meşhur kamusal mallar var. İşte bunların
2:40
hepsi piyasanın ben bunu tek başıma
2:43
çözemem dediği, tıkandığı noktalar. Bu
2:46
asimetrik bilginin çok ilginç bir de
2:48
sonucu var. Ahlaki tehlike. Şöyle bir
2:51
senaryo düşünün. Arabanıza her şeyi
2:53
karşılayan full kasko yaptırdınız. Artık
2:55
içiniz rahat. Peki bu rahatlık acaba
2:58
arabanızı park ederken biraz daha az
3:00
dikkatli olmanıza ama ne olacak
3:02
çizilirse kasko var demenize yol açar
3:04
mı? İşte aynen bu. Maliyetin yükü
3:06
başkasının yani sigorta şirketinin
3:08
omuzlarındayken bizim daha fazla risk
3:10
alma eğilimimize ahlaki tehlike deniyor.
3:13
Peki her sorun çıktığında hemen devlet
3:16
gelsin çözsün demek mi lazım? Nobel
3:18
ödüllü iktisatçı Ronald Coun bir
3:20
dakika." diyor. Onun ünlü teoremine göre
3:23
aslında insanlar kendi aralarında
3:25
masrafsız ve kolayca anlaşıp pazarlık
3:27
yapabilseydi o nehri kirleten fabrikayla
3:29
balıkçılar oturup bir orta yol
3:31
bulabilirdi. Ama işin aması şu: Gerçek
3:34
hayatta binlerce insanı bir araya
3:36
getirip hiç masrafsız pazarlık yaptırmak
3:38
neredeyse imkansız. O yüzden bu harika
3:41
fikir çoğunlukla bir düşünce deneyi
3:43
olarak kalıyor. İşte bu kendi aramızda
3:46
hallederiz demenin pratikteki zorluğu
3:48
bizi piyasanın neden bazı malları ve
3:50
hizmetleri hiç ama hiç üretemediği
3:52
konusuna getiriyor. Yani kamusal
3:54
mallara. Hani o herkesin kullandığı ama
3:57
aslında kimsenin tek başına sahibi
3:59
olmadığı şeylere. Peki bir şeyi saf
4:02
kamusal mal yapan nedir? İki kilit
4:05
özelliği var. Birincisi kullanımda
4:08
rekabet yok. Yani benim ülkemin
4:11
ordusunun sağladığı güvenlikten
4:12
faydalanman sizin faydalanmanızı zerre
4:15
kadar azaltmaz. Herkes aynı anda %100
4:18
faydalanır. İkincisi de kimseyi dışarıda
4:21
bırakamazsınız. Yani devlete gidip
4:24
filanca kişi vergi ödemedi, düşman
4:26
saldırırsa onun evini korumayın
4:28
diyemezsiniz. Bu imkansızdır.
4:31
İşte bu iki özellik bir araya gelince
4:34
ortaya kaçınılmaz bir sorun çıkıyor.
4:36
Bedavacılık sorunu. Herkesin aklından
4:39
geçen o sinsi soru. E madem beni bu
4:42
hizmetten mahrum bırakamıyorlar, ben
4:44
niye para ödeyeyim ki? Nasılsa birileri
4:46
öder, ben de aradan faydalanırım. E
4:49
herkes böyle düşünürse ne olur? Kimse
4:51
para ödemez. Hangi özel şirket para
4:53
toplayamayacağı bir işe girip ordu kurar
4:55
ya da mahkemeler işletir hiçbiri. İşte
4:58
bu yüzden bu hayati görevler zorunlu
5:01
olarak devletin sırtındadır. Tabii şunu
5:03
da belirtmek lazım. Her şey o kadar net
5:05
değil. Mesela eğitim ve sağlık gibi hem
5:08
kişiye hem de topluma faydası olan yarı
5:11
kamusal mallar var. Hatta işi bir adım
5:13
öteye taşıyalım. İklim değişikliği ile
5:15
mücadele gibi hepimizi yani tüm dünyayı
5:18
ilgilendiren küresel kamusal mallar bile
5:20
var. Yani konu aslında katmanlı. Tamam.
5:24
Devletin neden oyuna dahil olması
5:26
gerektiğini anladık sanırım. Peki ama
5:28
topladığı o kadar para, o vergiler tam
5:31
olarak nereye gidiyor? Şimdi gelin
5:33
devletin cüzdanını bir açıp içine
5:35
bakalım. Kamu harcamaları. Burada dikkat
5:38
etmemiz gereken çok kritik bir ayrım
5:40
var. Bir yanda gerçek harcamalar var.
5:43
Bunlar devletin karşılığında bir şey
5:45
aldığı harcamalar. Mesela bir köprü
5:47
inşaatı, bir memurun maaşı. Bunlar
5:50
ekonomiye doğrudan bir katkı sağlıyor.
5:52
Diğer yandaysa transfer harcamaları var.
5:55
Bunlar devletin karşılığında hiçbir mal
5:57
ya da hizmet almadığı ödemeler. Emekli
6:00
maaşı, sosyal yardımlar gibi. Burada
6:02
sadece para bir cepten alınıp diğerine
6:04
konuluyor. Bu ayrım neden önemli? Çünkü
6:07
bir ülkenin kaynaklarının ne kadarını
6:09
yeni bir şeyler üretmek için, ne
6:11
kadarınıysa sadece yeniden dağıtmak için
6:13
kullandığını bize net bir şekilde
6:15
gösteriyor. Peki hiç fark ettiniz mi?
6:18
Devlet harcamaları sanki hiç durmayan
6:20
bir motor gibi neden sürekli artar? Bu
6:23
sorunun cevabını 19. yüzyılda yaşamış
6:26
bir iktisatçı olan Adolf Wagner vermiş
6:29
ve onun açıklaması inanın bugün bile
6:31
şaşırtıcı derecede geçerli. Wagner'in
6:34
mantığı aslında çok basit ve akla
6:36
yatkın. Diyor ki, "Bir toplum
6:38
geliştikçe, sanayileştikçe,
6:40
zenginleştikçe insanların devletten
6:42
beklentileri de artar ve değişir. Artık
6:45
sadece yol olsun demez, otoban olsun"
6:47
der. Sadece okul olsun demez, daha
6:50
kaliteli eğitim ister. Daha iyi
6:52
hastaneler, daha iyi sosyal güvenlik. E
6:54
bu sürekli artan ve karmaşıklaşan
6:56
talepleri karşılamak için devletin de ne
6:58
yapması lazım? Tabii ki daha fazla
7:00
harcama yapması. İşte bu kadar basit ve
7:03
kaçınılmaz bir döngü. Biz saniye durup
7:06
düşünelim. 100 küsür yıl önce ortaya
7:08
atılmış bu teori bugünün siyasi
7:11
tartışmalarının tam da göbeğinde değil
7:13
mi? Sürekli duyduğumuz daha fazla sosyal
7:15
yardım, daha iyi altyapı, eğitimde
7:17
reform talepleri hepsi Wagner'ın
7:19
yasasının günümüzdeki birer yansıması
7:21
aslında. Ve şimdi geldik yappozun son ve
7:24
belki de en canılıcı parçasına. İyi
7:27
güzel bu kadar harcama yapılıyor da
7:29
değirmenin suyu nereden geliyor? Tüm bu
7:32
yolların, okulların, hastanelerin
7:34
kaynağı ne? Cevap belli. Vergiler. Gelin
7:38
şimdi devletin bu parayı bizden nasıl
7:40
topladığına ve bu topladığı gücü
7:42
ekonomiyi dengeleme için nasıl
7:44
kullandığına daha yakından bakalım. Her
7:47
şeyden önce verginin en temel, en
7:49
birincil amacı gayet açık. Devletin
7:53
kasasını doldurmak. Yani yapılan tüm o
7:55
harcamaların faturasını ödemek. Bu kadar
7:57
basit. Bu verginin mali yani fiskal
8:00
amacı. Ama durun. Verginin tek marifeti
8:04
bu değil. 20. yüzyılda sahneye çıkan
8:06
John Maynard Kanes gibi iktisatçılar,
8:08
"Vergi sadece para toplama aracı
8:10
değildir." dediler. Onlara göre vergi
8:13
ekonomiyi yönetmek için bir nevi gaz ve
8:15
fren pedalı gibidir. Ekonomi
8:17
yavaşladığında yani kriz kapıdayken
8:19
devlet vergileri düşürerek insanların
8:21
cebini daha fazla para bırakır ve gaza
8:23
basar. Ekonomi aşırı ısındığında yani
8:26
enflasyon tehlikesi belirdiğinde ise
8:28
vergileri artırarak frene basabilir.
8:30
Yani vergi aynı zamanda bir ekonomi
8:33
yönetim aracıdır. Peki bu gaz fren
8:36
ayarıyla ulaşılmaya çalışılan nihai
8:38
hedef ne? İktisatçıların ekonomik denge
8:41
dediği o sihirli noktaya ulaşmak. Yani
8:45
iki şeyi aynı anda başarmak. Bir yanda
8:47
herkesin işinin, gücünün olduğu tam
8:50
istihdam. Diğer yanda fiyatların
8:52
çıldırmadığı, paranın değerini koruduğu
8:54
fiyat istikrarı. İnanın bu ip üstünde
8:57
yürüyen bir cambazın işi kadar zor ve
8:59
hassas bir denge. Peki bir devletin
9:02
ekonomi üzerindeki ağırlığını,
9:04
büyüklüğünü nasıl ölçeriz? Bunun en
9:06
popüler yollarından biri vergi yüküne
9:09
bakmaktır. Bu oran basitçe ülkede
9:12
toplanan bütün vergilerin o ülkenin bir
9:14
yılda ürettiği toplam değere yani gayri
9:17
safi yurt içi hasılaya bölünmesiyle
9:19
bulunur. Sonuç ne mi anlatır? Çok net
9:22
bir şey. O ülkede yaratılan her 100
9:24
liralık servetin kaç lirasının vergi
9:27
olarak devlete gittiğini. Haydi o zaman
9:29
bütün bu anlattıklarımızı şöyle bir
9:31
özetleyelim. 1. Piyasalar harikadır ama
9:34
mükemmel değildir. Bazen tökezler ve
9:37
devletin müdahalesi şart olur. 2.
9:39
savunma gibi kimsenin para kazanmak için
9:42
yapmayacağı kamusal malları devlet
9:44
sağlamak zorundadır. 3. Toplum
9:46
geliştikçe devletten daha fazlasını
9:48
isteriz ve bu da harcamaları arttırır.
9:51
Bu bir kanun gibi işler. Ve 4. Bütün bu
9:54
sistemin yakıtı vergilerdir. Hem
9:56
faturayı öderler hem de ekonominin
9:58
ayarını yapmaya çalışırlar. Ve işte tüm
10:01
bu yolculuk bizi kamu maliyesinin o hiç
10:04
eskimeyen o ebedi sorusuna getirip
10:06
bırakıyor. Tamam serbest piyasa mükemmel
10:09
değil. Devlet müdahalesi gerekli ama ne
10:12
kadarı? O ince çizgi nerede? Devletin
10:14
rolü nerede başlamalı ve daha da
10:16
önemlisi nerede bitmeli? İşte bu cevabı
10:19
tek olmayan, her ülke için, her nesil
10:22
için yeniden cevaplanması gereken o
10:24
milyon dolarlık soru. Belki bir dahaki
10:26
sefere elinize bir vergi makbuzu
10:28
geçtiğinde bu hassas denge üzerine siz
10:30
de bir an düşünürsünüz.

