0:00
Merhaba. Hiç düşündünüz mü? Hepimizin
0:02
uyduğu ama aslında hiç kimsenin farkında
0:05
bile olmadığı gizli kurallar var. Bu
0:07
kurallar ne giydiğimizden tutun da neye
0:09
inandığımıza kadar hayatımızdaki her
0:11
şeyi ama her şeyi kontrol ediyor. Gelin
0:14
bu görünmez kültürel kodları hep
0:16
birlikte çözelim ve işte bu kışkırtıcı
0:19
soruyla başlayalım. Çünkü bugün özgür
0:21
irademizle verdiğimizi sandığımız
0:23
kararların aslında ne kadarının bize
0:25
gizlice öğretilen o kültürel kodların
0:27
bir sonucu olduğunu keşfedeceğiz. Hazır
0:29
mısınız? İlk durağımız güç kavramı.
0:33
Şimdi güç deyince aklımıza ne geliyor?
0:36
Genellikle baskı, zorlama. Ama en etkili
0:40
güç aslında hiç fark ettirmeden ikna
0:42
yoluyla işleyen güçtür. İşte tam bu
0:46
noktada İtalyan düşünür Graminin o
0:48
meşhur hegemonya kavramı devreye
0:50
giriyor. Hegemonya gücün en zekice, en
0:53
sinsi halidir aslında. Belli fikirler
0:56
toplumda o kadar normalleşir, o kadar
0:58
kanıksan ki onları artık birilerinin
1:00
fikri olarak değil de sanki doğanın bir
1:03
kanunuymuş gibi yani sağduyu olarak
1:05
kabul ederiz. Ve sorgulamak aklımızın
1:10
Bakın kilit nokta tam da bu. Biriniz
1:13
zorla yönetmek her an kırılabilecek
1:15
pamuk ipliğine bağlı bir güçtür. Ama
1:18
birinin sizin dünya görüşünüzü kendi
1:20
isteğiyle evet ya en doğrusu bu diyerek
1:23
benimsemesini sağlamak işte bu sarsılmaz
1:26
ve kalıcı bir güç demek. Peki bu
1:29
hegemonya nasıl kuruluyor? Düşünür Leis
1:31
Altuser bunu çok güzel bir şekilde ikiye
1:34
ayırıyor. Bir yanda polis, ordu gibi
1:37
fiziksel güç kullanan baskı aygıtları
1:39
var. Bunu hepimiz görüyoruz. Ama asıl
1:42
güç diğer tarafta okul, aile, medya, din
1:46
gibi ideolojik aygıtlar. İşte bu
1:49
kurumlar doğruyu ve yanlışı bize fark
1:51
ettirmeden öğreterek egemen ideolojiyi
1:54
sürekli ama sürekli yeniden üretirler.
1:57
Tamam, egemen fikirlerin toplumda
1:59
yayıldığını anladık. Peki ama bu
2:01
fikirler bizim içimize ta kişiliğimize
2:04
nasıl işliyor? İşte bu sorunun cevabı da
2:06
bizi toplumsal GPS'imiz diyebileceğimiz
2:09
bir sonraki kavrama götürüyor. Fransız
2:11
sosyolog Pierre Burdier'in habitus
2:13
kavramı tam olarak bunu anlatıyor.
2:15
Habitus'u sizi farklı sosyal ortamlarda
2:18
yönlendiren bir iç pusula veya GPS gibi
2:21
düşünebilirsiniz. Harika bir benzetme
2:23
değil mi? Yani Habitus size
2:26
ezberletilmiş bir kurallar listesi
2:28
değil. Daha çok girdiğiniz bir odada
2:31
nasıl davranmanız, nasıl konuşmanız
2:33
gerektiğini size adeta fısıldayan
2:35
içgüdüsel bir histir. Nerede ne
2:37
yapılması gerektiğini bilirsiniz değil
2:40
hissedersiniz. İşte o his habitus'tur ve
2:43
bu içsel pusula hayatımızın her alanını
2:46
etkiliyor. Dinlediğimiz müzikten,
2:48
giydiğimiz kıyafetlere, konuşma
2:50
tarzımızdan duruşumuza hatta kendimiz
2:53
için mümkün gördüğümüz hayallere kadar
2:55
büyüdüğümüz çevre yani toplumsal
2:58
konumumuz bu habitusu şekillendiriyor ve
3:00
bu da bizim sosyal dünyadaki yerimizi
3:03
sürekli yeniden üretiyor. Peki içsel
3:06
programlamamızdan şimdi dışsal
3:08
davranışlarımıza geçelim. Acaba günlük
3:10
hayat dediğimiz şey sadece bir
3:12
performanstan mı ibaret? Irwin
3:15
Goffman'ın Günlük Yaşamda Benliğin
3:17
Sunumu kitabında ortaya koyduğu dramatji
3:20
teorisi tam olarak bunu söylüyor. Evet,
3:23
hepimiz birer aktörüz ve sosyal hayat
3:25
dediğimiz yer de kocaman bir sahne.
3:28
Gelin bu tiyatro benzetmesini biraz
3:30
somutlaştıralım. Sahne dediğimiz şey bir
3:33
iş toplantısı gibi performans
3:34
sergilediğimiz herhangi bir yer
3:36
olabilir. Aktör tabii ki biziz ve sahne
3:39
arkasıysa o toplantıdan sonra eve gidip
3:41
rol yapmayı bıraktığımız, kendimiz
3:43
olduğumuz yer. Bunu her gün yaşıyoruz,
3:46
değil mi? Mesela bir video
3:48
görüşmesindeki o profesyonel güleryüzlü
3:50
ben ile görüşme biter bitmez oh be deyip
3:54
koltuğa yayılan rahat ben arasındaki
3:56
fark işte bu. ön sahne ve sahne
3:59
arkasının en net, en harika örneğidir.
4:03
Şimdi hazır mısınız? Konuyu bir adım
4:06
daha ileri taşıyalım ve medya doygunu
4:09
dünyamızdaki gerçekliğin ta kendisini
4:11
sorgulayalım. Postmodern düşünür Jean
4:14
Bodrilard bu karmaşık ama bir o kadar da
4:17
önemli kavramı aslında içinde
4:19
yaşadığımız çağı anlamak için bir
4:22
anahtar. Öyle bir noktaya geldik ki
4:24
artık gerçeğin kopyaları gerçeğin
4:26
kendisinden bile daha gerçek, daha
4:29
değerli hale geldi. Bodrilyardın en can
4:32
alıcı tespiti de bu zaten. Biz artık
4:34
nesneleri değil, onların temsil ettiği
4:36
imgeleri, işaretleri tüketiyoruz. Mesela
4:39
lüks bir araba aldığımızda aslında dört
4:41
tekerlekli bir ulaşım aracı değil. O
4:43
arabanın bize vadettiği statü, özgürlük
4:45
ve başarı imajını satın alıyoruz. Asıl
4:48
ürün imgenin ta kendisi ve buna her
4:51
yerde şahit oluyoruz. Sosyal medyada
4:53
gördüğümüz o mükemmel hayatlar
4:55
gerçekliğin yerini almış
4:56
simülasyonlardır. Haberler bilgi
4:59
vermekten çok bir şova dönüştüğünde yine
5:01
bir simülasyonun içindeyizdir. Veya
5:03
otantik bir köy deneyimi yaşamak için
5:05
gittiğimiz yerin aslında turistler için
5:07
tasarlanmış bir sahne olduğunu fark
5:09
ettiğimizde işte bu simülasyonun tam
5:12
olarak kendisidir. Peki tüm bu
5:15
kavramları kültürümüzü ve dünyayı
5:17
anlamak için yeni bir araç seti olarak
5:20
nasıl bir araya getirebiliriz?
5:22
Antropolog Clifford Years'in bu harika
5:25
sözü aslında her şeyi özetliyor. Kültür
5:28
içinde yaşadığımız, kendi ellerimizle
5:30
ördüğümüz anlam ağlarıdır. Bu bir
5:33
hapishane değil ama dünyayı içinden
5:35
gördüğümüz bir çerçeve. Ve en önemlisi
5:38
ne biliyor musunuz? Madem bu ağları biz
5:40
ördük, o zaman onları değiştirebiliriz
5:42
de. Bakın, hegemonya, habitus,
5:45
dramaturji ve simülasyon. Bu dört kavram
5:48
öyle sıkıcı, akademik terimler falan
5:50
değil. Bunlar etrafımızdaki dünyayı,
5:53
izlediğimiz reklamları, okuduğumuz
5:55
haberleri ve hatta kendi
5:56
davranışlarımızı okumak için
5:58
kullanabileceğimiz birer Xray gözlüğü
6:00
gibi. Ve işte size veda sorum da bu.
6:04
Artık bu gizli ipleri, bu kodları
6:06
bildiğinize göre etrafınızda
6:08
baktığınızda neyi farklı görüyorsunuz?
6:11
Hangi normal davranışın aslında birer
6:13
performans olduğunu, hangi gerçeğin bir
6:15
simülasyon olduğunu fark ettiniz?
6:17
Yorumlarda bizimle paylaşın. İzlediğiniz
6:20
için çok teşekkürler.