Anadolu Aöf Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Lisans çıkmış sınav soruları ve deneme sınavları
IKT406U Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri Ünite 3,
Aöf Uluslararası İlişkiler Lisans,
Aöf Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Lisans,
Aöf İktisat Lisans
https://lolonolo.com/2026/03/27/ikt406u-avrupa-birligi-ve-turkiye-iliskileri-unite-3/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Bugün birlikte Türkiye'nin Avrupa
0:02
Birliği ile olan o meşhur yolculuğuna
0:04
daha yakından bakacağız. Hani o 20
0:06
yıldır süren ama bir türlü sonuca
0:08
varamayan inişli çıkışlı o büyük
0:10
hikayeye. Ya her şey ne kadar büyük bir
0:13
umutla başlamıştı değil mi? 1999'da
0:16
Türkiye resmen adaydı. Peki aradan geçen
0:19
20 küsur yılda ne oldu da o hedef bu
0:22
kadar uzaklaştı? Gelin bu sorunun
0:24
cevabını bulmak için en başa her şeyin
0:27
başladığı o kritik yıla gidelim. Evet.
0:29
Yolculuk başlıyor ama daha ilk andan
0:32
itibaren bir gariplik var. Türkiye
0:34
masaya davet ediliyor. Evet ama sanki
0:37
diğer misafirlerden biraz farklı
0:39
şartlarla. İşte bu farklı karşılama
0:42
hikayenin geri kalanını anlamak için en
0:44
kilit noktalardan biri. Her şeyin
0:46
düğmeye basıldığı an Aralık 1999'daki
0:49
Helsinki zirvesi. Türkiye resmen aday
0:52
ülke ilan ediliyor. Peki bu nasıl oldu?
0:56
İki çok önemli gelişme var. Biri
0:58
maalesef iki ülkeyi de vuran büyük
1:00
depremlerin ardından başlayan ve deprem
1:03
diplomasisi denilen o insani yakınlaşma,
1:06
diğeri de Almanya'nın tavır
1:08
değiştirmesi. Dönemin Dışişleri Bakanı
1:10
Joshka Fischer'in çabasıyla Almanya o
1:12
katı tutumunu yumuşatıyor ve Türkiye'ye
1:15
yeşil ışık yanıyor. Ama işte tam da
1:17
burada o bahsettiğimiz farklı
1:19
karşılamanın ne demek olduğu ortaya
1:20
çıkıyor. Karşımıza ucu açık müzakereler
1:23
diye bir kavram çıkıyor. Bu ne demek
1:25
biliyor musunuz? Avrupa Birliği daha
1:27
önce hiçbir aday ülkeye bunu yapmamış.
1:30
Diyorlar ki yola çıkalım ama bu yolun
1:32
sonu tam üyeliğe çıkmayabilir de. Yani
1:35
sonuç baştan garanti değil. Her şey
1:37
yolda belli olacak. Bu daha en başından
1:40
masaya konulmuş dev bir soru işareti
1:42
aslında. İşte bu karşılaştırma durumu o
1:45
kadar net gösteriyor ki bakın Polonya,
1:48
Macaristan gibi ülkelere ne denmiş. Siz
1:51
şu ödevleri yapın. Kapı size sonuna
1:53
kadar açık. Üyesiniz. Net bir hedef var.
1:56
Peki Türkiye'ye ne deniyor? Süreç ucu
1:59
açık, garantisi yok. Hatta kalıcı
2:01
kısıtlamalar bile olabilir. Yani daha
2:03
ilk günden oyunun kuralları Türkiye için
2:06
farklı yazılmış. Şimdi bu belirsizliğe
2:08
rağmen Türkiye ne yapıyor? Tamam diyor
2:11
ve kolları sıvıyor. Belki de tarihinin
2:14
en kapsamlı ve en hızlı reform
2:16
dönemlerinden birine giriyor. Peki
2:18
Avrupa Birliği tam olarak ne istiyordu
2:21
da Türkiye bu kadar büyük bir çaba sarf
2:23
etti? Cevap işte burada. Kopenhak
2:26
kriterleri. Bunlar Avrupa Birliği
2:28
kulübüne girmek için geçmeniz gereken
2:30
sınavın soruları gibi. Demokrasin düzgün
2:32
işleyecek, hukukun üstün olacak, insan
2:34
haklarına saygı göstereceksin, ekonomin
2:36
sağlam olacak. Kısacası Türkiye'nin
2:38
önündeki yol haritası buydu. Peki bu yol
2:42
haritasında neler vardı? 2001'deki
2:44
katılım ortaklığı belgesinde her şey
2:46
madde madde yazılıydı. İşkenceyle
2:48
mücadeleyi güçlendir. İnsanların ana
2:51
dillerinde yayın yapmasına izin verki de
2:54
en zoru ordunun siyasetteki gücünü yani
2:57
milli güvenlik kurulunun etkisini azalt.
3:00
Bunlar gerçekten devrim niteliğinde
3:01
adımlardı. Mesela ordunun siyasetteki
3:04
rolünün azaltması nasıl oldu? Bu tablo
3:07
çok güzel anlatıyor. Bakın, 2001'den
3:10
önce MGK tavsiyelerine anayasaya göre
3:13
öncelik verilirdi. Sonra bu ifade
3:16
değerlendirilir olarak değiştirildi.
3:18
Küçücük bir kelime gibi duruyor ama
3:20
aslında devasa bir güç transferi demek
3:21
bu. 2003'te ise MGK'nın yürütme
3:24
yetkileri tamamen kaldırıldı ve kurum
3:27
sadece bir danışma organına
3:29
dönüştürüldü. Ama bütün bu reformlar
3:32
arasında öyle bir tanesi var ki hem
3:35
hukuki hem de sembolik anlamı
3:37
diğerlerinden çok daha büyük.
3:39
Türkiye'nin idam cezasını mevzuatından
3:41
tamamen çıkarmasından bahsediyorum. Ve
3:44
işte o tarihi yıl 2004. İdam cezası
3:47
anayasadan tamamen yani savaş hali dahil
3:50
her koşulda çıkarıldı. Bu Türkiye'nin
3:53
Avrupa'ya ben hazırım en zor adımları
3:55
bile atıyorum mesajını en net verdiği
3:58
anlardan biriydi belki de. Peki bunca
4:00
çaba, bunca reform sonucu ne oldu? İşte
4:04
şimdi hikayenin zirve noktasına
4:06
geliyoruz. Türkiye AB ilişkilerinin
4:09
altın çağı diyebileceğimiz o ana.
4:11
Takvimler Aralık 2004'ü gösterdiğinde
4:14
Brüksel'den beklenen haber geldi.
4:16
Türkiye siyasi kriterleri yeterince
4:18
karşıladı ve sonunda 3 Ekim 2005'te o
4:21
tarihi gün geldi çattı. Müzakereler
4:24
resmen başladı. Hatta müzakereler o
4:27
kadar hızlı başladı ki şaşırtıcı. Bilim
4:30
ve araştırma faslı daha açıldığı gün
4:32
hemen kapatıldı. Çünkü Türkiye o alanda
4:35
zaten tam uyumluydu. Her şey yolunda
4:38
gidiyor gibiydi, değil mi? Ama bu hızlı
4:40
başlangıç aslında yaklaşan büyük
4:42
fırtınaları gizleyen bir sükunetti. Ve
4:45
işte o fırtınaların ilki ve en büyüğü
4:49
kapıdaydı. Kıbrıs. Bu konu basit bir
4:52
siyasi anlaşmazlık olmaktan çıkıp tüm
4:54
süreci tıkan, aşılmaz bir duvara
4:57
dönüştü. Peki bu nasıl oldu? Süreç
5:00
aslında çok basit. Birinci adım 2004'te
5:03
Kıbrıs Rum yönetimi AB'ye tam iyi oldu.
5:05
Yani artık masada oturuyor ve veto
5:08
hakkına sahip. İkinci adım Türkiye
5:10
Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Rum limanlarını
5:12
kapsayacak şekilde genişletmeyi kabul
5:14
etmedi. E bunun üzerine AB ne yaptı?
5:17
3üncü adım Aralık 2006'da tam 8 tane
5:20
müzakere başlığını dondurduklarını
5:22
açıkladılar. Süreç fiilen tıkandı. Evet,
5:25
yanlış duymadınız. Tam 8 fasıl bir anda
5:29
tek bir konu yüzünden donduruldu. Bu
5:31
rakam Kıbrıs meselesinin teknik bir
5:33
müzakere sürecini nasıl siyasi bir
5:36
rehineye dönüştürdüğünün en somut
5:38
kanıtı. Ama durun hepsi bu değil. Sorun
5:41
sadece Kıbrıs'ta değildi. Aynı anda
5:44
Avrupa'nın kendi içinde de bir şeyler
5:46
değişiyordu. Başka bir duvar daha
5:48
örülüyordu. Avrupa'nın isteksizliği.
5:51
Bakın bu ifade durumu çok iyi özetliyor
5:53
aslında. Sürecin yavaşlamasının
5:55
arkasındaki asıl sebep AB'nin kendi
5:58
içindeki genişleme yorgunluğu ve
6:00
özellikle Türkiye'ye yönelik o siyasi
6:02
çekincelerdi. Peki neydi bu genişleme
6:05
yorgunluğu? Neden kaynaklanıyordu?
6:07
Birincisi, Fransa ve Almanya gibi büyük
6:10
ve kurucu ülkeler Türkiye'nin üyeliği
6:12
konusunda artık eskisi kadar istekli
6:14
değildi. İkincisi, kamuoyunda
6:16
Türkiye'nin büyük nüfusu ve kültürel
6:18
kimliği gibi konulara dair endişeler
6:20
artmaya başlamıştı. Üstüne bir de
6:22
2005'te Fransa ve Hollanda'da yapılan
6:25
referandumlarda AB anayasası
6:27
reddedilince Avrupalı seçmen artık daha
6:29
fazla genişleme istemiyoruz mesajını çok
6:32
net bir şekilde vermiş oldu. Yani özetle
6:35
bir tarafta Kıbrıs vetosu diğer tarafta
6:37
Avrupa'daki genişleme yorgunluğu.
6:40
Türkiye'nin AB treni raydan çıkmasa da
6:42
adeta bir bekleme hattına çekildi ve
6:45
bugünlere geldik. Süreç donmuş durumda
6:48
ama hikaye bitti mi? İşte en kritik soru
6:50
bu. Türkiye ve Avrupa Birliği için bu
6:53
yaşananlar kalıcı bir ayrılık mı yoksa
6:56
sadece tarihin en uzun molası mı? Bu
6:58
sorunun cevabını hem Ankara'nın hem de
7:01
Brüksel'in gelecekte atacağı adımlar
7:02
gösterecek.
7:06
Ev.
#Education

