İKT403U İktisadi Kalkınma 2024-2025 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/05/12/ikt403u-iktisadi-kalkinma-2024-2025-final-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese selam. Bugün ekonomik
0:01
kalkınmanın o gizli dünyasına, tabiri
0:04
caizse küresel ekonominin hile kodlarına
0:06
hep birlikte dalıyoruz. Elimizdeki bu
0:08
notları bir nevi harita gibi kullanıp
0:10
ülkelerin nasıl inşa edildiğini yapı
0:12
taşlarına ayıracağız. Hazırsanız hiç
0:15
vakit kaybetmeden hemen başlayalım.
0:17
Şimdi eminim hepimizin aklında o meşhur
0:20
soru var. Neden bazı ülkeler inanılmaz
0:22
bir hızla zenginleşirken diğerleri
0:24
yerinde sayıyor hatta geriye gidiyor?
0:27
Bunu anlamak için önce doğru bildiğimiz
0:30
o klasik efsaneleri bir kenara
0:32
bırakmamız lazım. Çoğumuz meselenin
0:34
sadece para olduğunu zannediyoruz, değil
0:36
mi? Ama inanın bana arka planda dönen
0:39
çarklar çok ama çok daha karmaşık. Peki
0:42
yol haritamızda ne var? Şöyle hızlıca
0:45
bir üstünden geçelim. Önce kalkınma ve
0:48
büyümenin sırları diyeceğiz. Sonra
0:50
nüfus, yoksulluk ve denge mevzusuna
0:52
gireceğiz. Oradan teknoloji transferi ve
0:55
yolsuzluk meselesine atlayıp finali
0:58
küreselleşme ve serbest ticaret ile
1:00
yapacağız. O zaman ilk durağımızla
1:03
başlıyoruz. Kalkınma ve büyümenin
1:05
sırları. Biliyor musunuz? Kalkınma
1:08
dediğimiz şey sadece kasaların dolup
1:10
taşması yani basit bir ekonomik büyüme
1:12
demek değildir. Çok daha stratejik bir
1:15
hedeftir bu. İşin en ilginç yanı da şu.
1:17
Bir ülkenin küresel yarışta öne geçmek
1:20
ve kendi bağımsızlığını korumak için
1:22
ekonomik gücünü adeta bir kalkan, bir
1:24
silah gibi kullanmasına biz hakimiyet
1:27
boyutu diyoruz. Yani kalkınma kelimenin
1:29
tam anlamıyla bir hayatta kalma ve güçlü
1:32
olma stratejisidir. Şimdi bir ülkenin
1:34
şahlanışı deyince ekonomiyi okuyanların
1:37
aklına hemen Rostov'un o meşhur kalkış
1:39
yani takeof aşaması gelir. Belki de bu
1:41
uçuşa geçmek için ülkenin devasa döviz
1:44
rezervlerine ihtiyacı olduğunu
1:45
düşünüyorsunuz ama efsanelere inanmayın.
1:48
Çünkü gerçekte olay bu değil. Bize asıl
1:50
gereken ekonomiyi peşinden sürükleyecek,
1:53
dışsallık yaratacak, pazarı geniş olan
1:55
ve elde ettiği karı alıp tekrar yatırıma
1:58
dönüştüren öncü bir sektördür. Öyle
2:00
dağlar kadar döviz bu kalkış için bir ön
2:02
şart falan değildir. Tabii bir de şu
2:05
evrensel gerçek var. Kaynaklar her zaman
2:08
kıttır. İşte bu kıt kaynakları ziyan
2:10
etmeden yönetmek için bazı ülkeler
2:12
dengeli kalkınma modeline sarılırlar. Ne
2:15
demek bu? Devlet Planlaması devreye
2:17
girer ve sadece tek bir sektörü değil
2:20
tüm sektörleri aynı anda birbiriyle
2:22
uymeyi hedefler. Sistemin ne durumda
2:25
olduğunu anlamak için de yatırımların ne
2:27
kadarının üretime dönüştüğünü gösteren o
2:29
meşhur sabit sermaye hasıla katsayısına
2:32
bakarlar. Gelelim ikinci ana konumuza.
2:35
Nüfus, yoksulluk ve denge. Burası
2:38
gerçekten meselenin en insani, en
2:40
çarpıcı tarafı. Size üzerinde düşünmelik
2:43
harika bir soru sorayım. Diyelim ki bir
2:45
ülke demografik geçişini tamamladı. Yani
2:48
doğurganlık düşük, insanlar uzun
2:50
yaşıyor, karşımızda yaşlı bir nüfus var.
2:53
Sizce böyle bir sanayi toplumunda ulusal
2:56
tasarrufların tavan yapması garanti
2:58
midir? Birçok kişi yaşlıların gelecek
3:01
kaygısıyla yastık altı yaptığını, daha
3:03
çok para biriktirdiğini varsayar. Ama
3:05
inanın bu devasa bir yanılgı. Gerçek
3:08
aslında tam tersidir. Yaşlı nüfus
3:10
çalışma hayatları boyunca
3:11
biriktirdikleri o tasarrufları yavaş
3:14
yavaş tüketme eğilimindedir. Yani yaşlı
3:16
bir toplum demek bankada daha çok para
3:19
demek değildir. Gelişmiş ülkeler kendi
3:22
tasarruflarını afiyetle yerken az
3:24
gelişmiş ülkeler çok daha trajik bir
3:26
döngüyle boğuşur. Buna düşük düzeyli
3:29
denge tuzağı diyoruz. Düşünün ülke bir
3:31
şekilde biraz zenginleşiyor. Fakat ölüm
3:34
oranları düşerken doğum oranları
3:36
inanılmaz yüksek olduğu için o artan
3:38
gelir anında devasa bir nüfus
3:40
patlamasını tetikliyor. O yeni doğan
3:42
kalabalık elde edilen tüm yeni karı ve
3:45
zenginliği adeta yutuyor ve kişi başına
3:47
düşen gelir anında eski dip seviyesine
3:50
geri dönüyor. Çıldırmamak elde değil
3:52
değil mi? Peki bu bataklıktan, bu
3:54
acımasız tuzaktan kurtulmanın bir yolu
3:56
yok mu? Elbette var. Bu kısır döngüyü
3:59
kırmanın tek bir gerçekçi yolu
4:00
bulunuyor. Ülkedeki yatırımların ve
4:02
milli gelirin o nüfus artış hızından çok
4:05
daha sert ve dramatik bir şekilde
4:06
fırlamasını sağlamak. Başka türlü o
4:09
darboğazdan çıkış yok. Tabii gelir bir
4:11
şekilde artıyor ama kimin cebine ne
4:14
kadar giriyor? Eşitsizlikleri ölçmek
4:16
için ekonomistlerin kullandığı Pigu,
4:18
Dalton veya Simetri gibi bazı havalı
4:21
matematiksel ilkeler var. Ama eğer
4:23
sınava hazırlanıyorsanız aman diyeyim
4:25
çok dikkatli olun. Eğer şıklarda
4:28
birleştirme ilkesi diye bir şey
4:29
görürseniz bilin ki o tamamen
4:32
uydurmadır. Gelir dağılımında böyle bir
4:34
aksiyom kesinlikle yok. Çiriciye sakın
4:37
düşmeyin. Olmayan prensiplerle uğraşmak
4:40
yerine ekonomistler eşitsizliğin
4:42
haritasını çıkarmak için Kuznets
4:44
katsayısı gibi çok daha somut formüllere
4:46
güvenirler. Bu katsayı bir sektörün
4:49
ürettiği payla iş gücü payı arasındaki
4:52
farka odaklanır. Mesela Türkiye'ye
4:54
baktığımızda bu hesaplamalar yoksulluk
4:56
riskinin en çok tarım sektöründe
4:58
kümelendiğini çok net gösteriyor. Ve hep
5:01
aklınızda bulunsun adaletsiz vergiler
5:03
veya doğal afetler yoksulluğu
5:04
körüklerken kaliteli bir eğitim
5:07
yoksulluğun sebebi falan değil. Tam
5:09
aksine bu işin tek çözümüdür. Geldik 3.
5:12
bölüme. Teknoloji transferi ve
5:15
yolsuzluk. Bence en can alıcı yerlerden
5:17
biri burası. Teknoloji dediğimiz o
5:20
sihirli güç sınırları iki şekilde aşar.
5:23
Ya doğrudan yabancı yatırım veya lisans
5:25
anlaşmalarıyla doğrudan ülkeye girer ya
5:28
da eğitim sayesinde bilgi insanların
5:31
zihnine yani beşeri sermayeye kazarak
5:33
dolaylı yoldan transfer edilir. Yani
5:36
eğitim sadece tahtaya yazı yazmak değil.
5:38
Ülkeler arasındaki o devasa teknolojik
5:40
uçurumu kapatmanın en ama en güçlü
5:42
köprüsüdür. Bir ülkenin yeni
5:45
teknolojileri benimseme hızı tamamen
5:47
somut, elle tutulur gerçeklere bağlıdır.
5:50
Eski makinenizin hurda değeri ne kadar?
5:52
Yeni makine kaç para? Piyasada rekabet
5:54
var mı? İşçi ücretleri ne durumda? İşte
5:57
yatırımı bunlar belirler. Ama burada bir
5:59
tuzağa düşmeyelim. paranın dolaşım hızı
6:02
gibi tamamen makroparasal olaylar ya da
6:04
anlık fiyat farklarından kar etmeyi
6:06
sağlayan arbitraj sizin teknoloji
6:08
seçiminizi belirleyen yapısal nedenler
6:10
asla ve asla değildir. Peki ya işin
6:13
içine yolsuzluk girerse sistemin
6:15
damarlarına yolsuzluk sızdığında ne olur
6:17
sizce? İnsanlar panikleyip geleceğim
6:20
karanlık başıma bir iş gelmeden bari
6:23
kenara 3 be kuruş daha atayım diyerek
6:25
korkuyla tasarruflarını mı artırırlar?
6:28
Kesinlikle hayır. Yolsuzluğun
6:30
tasarrufları artırdığı fikri koca bir
6:32
palavradır. Yolsuzluk toplumsal güveni
6:35
bir buldozer gibi yıkar geçer. Yabancı
6:37
yatırımcıyı saniyeler içinde ülkeden
6:39
kaçırır. Rant peşinde koşmayı arttırır
6:41
ve ülkeden anında inanılmaz bir sermaye
6:44
kaçışı başlar. Sonuç tasarruflar
6:46
dramatik bir şekilde dibe vurur.
6:48
Gelişmekte olan ülkelerin ayağına
6:50
takılan en ağır pranga işte tam olarak
6:53
budur. Ve son bölümümüze o büyük makro
6:56
resme geliyoruz. Küreselleşme ve serbest
6:59
ticaret. Küreselleşme deyince aklımıza
7:01
nedense hep devasa çok uluslu
7:03
şirketlerin küçük yerel esnafı yutması
7:05
geliyor. Ama olay sadece bu değil.
7:07
Küreselleşme aynı zamanda inanılmaz
7:10
derecede sosyokültürel bir süreçtir.
7:12
Şöyle düşünün. Ta Uzakdoğu'dan Japon
7:14
mutfağının Türkiye'ye kadar gelip hafta
7:16
sonu planlarımızın, günlük yaşamımızın
7:19
bir parçası olması işte bu sosyokültürel
7:22
küreselleşmenin ta kendisidir. Şunu da
7:24
ufak bir not olarak ekleyeyim. Ekonomik
7:26
küreselleşme gelir eşit fizliğini
7:28
bozabilir. Evet. Ama Merkez Bankası'nın
7:30
para basma geliri olan o senyorajın
7:32
artması bunun doğrudan bir sonucu falan
7:35
değildir. Ama işin ekonomik tarafına
7:37
bakarsak tablo o kadar da iç açıcı
7:39
olmuyor maalesef. Burada Singer Prebiş
7:42
tezi bize çok sert bir gerçeği tokat
7:44
gibi çarpıyor. Diyor ki sadece hammadde
7:47
satan az gelişmiş ülkeler zamanla daha
7:49
da fakirleşirken o hammaddeleri alıp
7:51
sanayi malı satan zengin ülkeler
7:53
servetlerine servet katar. Yani dış
7:56
ticaret hadleri her zaman hammadde
7:58
satanların aleyhine işler. İşte bu
8:00
yüzden bu tez bir savunma kalkanı olarak
8:02
ülkelere ithal ikameci modelle şiddetle
8:05
tavsiye eder ve en nihayetinde
8:07
gelişmekte olan bir ülkenin küresel
8:10
sisteme tam anlamıyla entegre olması
8:12
finansal dışa açılmanın o en tepe
8:14
noktasında yani 3üncü aşamasında
8:16
gerçekleşir. Peki bu aşamada ne olur?
8:19
Artık sahnede sadece dev holdingler,
8:21
bankalar yoktur. Sıradan vatandaşlar
8:24
bile yabancı para üzerinden mevduat
8:26
yapma, kredi çekme ve döviz transferi
8:28
gibi tüm işlemleri tamamen özgürce
8:30
yapabilir hale gelir. Sermaye
8:32
hareketlerinin önündeki tüm engeller
8:34
kalkmıştır. Yani toparlamak gerekirse
8:37
aslında her şey şu kritik noktaya
8:39
bağlanıyor. Kalkınma asla tesadüfen
8:42
olmaz. demografik yapılardan o teknoloji
8:44
transferine, yolsuzlukla amansız
8:47
mücadeleden küreselleşmenin getirdiği
8:49
fırsatlara kadar her şey birbirine
8:51
göbekten bağlı. Peki soruyorum size,
8:54
öğrendiğimiz bu ekonomik araçları bir
8:56
ülkeyi o geçmişin karanlık, düşük
8:59
düzeyli denge tuzağına mahkum etmek için
9:01
mi yoksa bağımsız, oyun kurucu ve zengin
9:04
bir gelecek inşa etmek için
9:05
kullanacaksınız? Karar her zaman sizin.
9:08
Buraya kadar dinlediğiniz için çok
9:10
teşekkürler. Hoşça kalın.
#Jobs & Education

