İKT402U Türkiye Ekonomisi Ünite 5,
Aöf Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Lisans,
Aöf Maliye Lisans,
Aöf Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Lisans,
Aöf İşletme Lisans,
Aöf İktisat Lisans,
https://lolonolo.com/2026/03/26/kt402u-turkiye-ekonomisi-unite-5/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Her şeyin en başından yani sıfırdan bir
0:03
sanayi yaratmak. Türkiye'nin 100 yıllık
0:06
hikayesi aslında tam da bu. Ama bu
0:08
yolculuk hiç de güllük gülüstanlık
0:10
olmadı. İnişleri ve çıkışlarıyla
0:12
doluydu. Hadi gelin cumhuriyetin ilk
0:14
günlerinden bugüne Türkiye sanayisi bu
0:17
uzun yolda neler yaşadı hep birlikte
0:19
bakalım. İşte bu soru Türkiye'nin yüzy
0:22
yılı aşkın bir süredir kendine sorduğu
0:24
en temel sorulardan biri. Ve bu sorunun
0:27
cevabı biliyor musunuz hiç sabit
0:29
kalmadı. Dönemin şartlarına, yaşanan
0:31
krizlere ve ortaya konan vizyonlara göre
0:34
sürekli ama sürekli değişti. Hazırsanız
0:37
bu büyük dönüşümün izlerini sürmeye
0:39
başlıyoruz. Yolculuğumuzu dört ana
0:41
döneme ayıracağız. Her bir dönem bir
0:44
öncekinin sorunlarına bir çözüm arayışı.
0:46
Aslında liberal başlangıçlardan
0:48
devletçiliğe, kapalı bir ekonomiden
0:50
dünyaya açılmaya hepsi birer basamak.
0:53
Peki cumhuriyet bu yola çıkarken elinde
0:56
ne vardı? İşte bu hedefleri anlamak için
0:59
önce devralan o zayıf sanayi mirasına
1:01
bakmamız şart. Osmanlı'dan devralan
1:04
sanayi açıkçası sanayi demeye bir şahit
1:07
ister. Daha çok böyle tarıma dayalı
1:09
küçük atölyelerden ibaretti. Düşünün her
1:12
şey İstanbul ve İzmir gibi birkaç
1:14
şehirde toplanmış. Yani Anadolu'da pek
1:16
bir şey yok. Ve asıl çarpıcı olan ne
1:19
biliyor musunuz? Şu rakam %96. Evet,
1:22
yanlış duymadınız. Cumhuriyet
1:24
kurulduktan tam 4 yıl sonra 1927'de
1:27
ülkedeki işletmelerin %96'sında
1:30
makine falan yoktu. Her şey bildiğiniz
1:33
insan gücüyle belki biraz da hayvan
1:35
gücüyle dönüyordu. Yani yarışa
1:37
başlanılan nokta tam olarak burasıydı.
1:39
Sıfır noktası bile değil. belki de
1:41
eksilerden. İşte bu tablo karşısında
1:44
1923'te İzmir İktisat Kongresi'nde çok
1:47
net bir hedef konuldu. Ekonomik kalkınma
1:49
yani sanayileşme bu 20 ülkemin en ama en
1:53
önemli önceliği olacaktı. Tamam hedef
1:56
belliydi ama nasıl yapılacaktı? İlk
1:58
başta bunu özel sektör yapsın dendi ama
2:01
o plan pek tutmadı. E ortada yeterli
2:04
sermaye yoktu. Tecrübeli girişimcide pek
2:06
bulunmuyordu. Üstüne bir de tüm dünyayı
2:08
sarsan büyük buhran patlayınca mecburen
2:11
strateji değiştirmek gerekti. İşte bu
2:13
noktada devlet dedi ki, "Madem özel
2:15
sektör yapamıyor, o zaman biz yapacağız
2:18
ve direksiyona geçti. Tekstil, kağıt,
2:20
şeker, kimya gibi temel ürünleri
2:22
üretecek fabrikaları bizzat devlet
2:25
kurmaya başladı. Şimdi zamanla biraz
2:27
ileri saralım. 1960'lara geldiğimizde
2:29
yepyeni çok iddialama ama bir o kadar da
2:31
sorunlu bir stratejiyle karşılaşıyoruz.
2:33
Bu stratejinin adı ithal ikamesi. Yani
2:36
dışarıdan almayalım, her şeyi kendimiz
2:38
üretelim mantığı. Bunu şöyle düşünün.
2:40
Kendi sanayimizi yani o küçük
2:42
fidanlarımızı dışarıdaki devasa ve
2:44
rekabetçi ağaçlardan korumak için
2:47
etrafına yüksek duvarlar örüyorsunuz.
2:49
Bir nevi korunaklı bir bahçe
2:50
yaratıyorsunuz. Kulağa harika geliyor
2:53
değil mi? Başta öyleydi de. Bu
2:54
duvarların içinde otomobil, beyaz eşya
2:57
gibi tüketim malları üretmeyi başardık.
2:59
Ama burada büyük bir tuzak vardı. O
3:02
otomobilleri, o buzdolaplarını üretmek
3:04
için gereken ara parçalar, motorlar, o
3:06
küçük vidalar işte onlar hala dışarıdan
3:09
geliyordu. Sonuç ne oldu? Kendi
3:11
bahçemizde bir şeyler yetiştirelim
3:13
derken dışarıdan tohum ve gübre
3:15
getirmeye, eskisinden daha da bağımlı
3:17
hale geldik. Bu da ülkeyi sürekli bir
3:19
döviz krizinin eşiğine getirdi. E bu
3:22
duvarlarla çıvrili bahçe modeli de bir
3:24
süre sonra tıkandı ve ülke kendini ciddi
3:27
bir krizin içinde buldu. Bu da bir başka
3:29
keskin dönüşü zorunlu kıldı. Takvimler
3:32
24 Ocak 1980'i gösterdiğinde Türkiye
3:35
ekonomisi için bir devir kapandı.
3:37
Yepyeni bir devir açıldı. O meşhur 24
3:40
Ocak kararlarıyla o koruyucu duvarlar
3:43
yıkıldı ve tüm ekonomi rotasını dışarıya
3:45
yani ihracata ve küresel rekabete
3:48
çevirdi. Bakın zihniyet tamamen değişti.
3:51
Eskiden hedef sadece iç pazarı
3:53
doyurmaktı. Artık amaç tüm dünyaya mal
3:55
satmaktı. korumacılıktan rekabetçiliğe
3:58
geçildi. Sonuç ihracatta gerçekten de
4:00
büyük bir patlama yaşandı. Ve geldik
4:03
bugüne. Artık Türkiye'nin ciddi bir
4:05
sanayi altyapısı var. Evet. Ama bu sefer
4:08
karşısındaki meydan okuma çok daha
4:10
farklı, çok daha incelikli. Bugün
4:12
sanayimizin bel kemiği imalat. Üretimin
4:15
aslan payı yani %80'i buradan geliyor.
4:18
Kağıt üzerinde bu harika bir başarı
4:20
hikayesi gibi duruyor. Ama madalyonun
4:22
bir de öbür yüzü var. İşte asıl can
4:24
alıcı nokta da burada karşımıza çıkıyor.
4:27
Rakam oldukça net. %3,5. Peki ne demek
4:31
bu? 2016 verilerine göre Türkiye'nin o
4:34
devasa imalat sanayisi ihracatının
4:36
içinde hani o katma değeri yüksek ileri
4:39
teknoloji ürünler var ya işte onların
4:41
payı sadece bu kadarcık. Yani evet çok
4:44
şey üretiyoruz. Sanayi tabanımız
4:46
gerçekten geniş ama ürettiklerimiz
4:48
teknolojik olarak ne kadar derin? İşte
4:50
sorun burada başlıyor. Bu durum küresel
4:53
pazarda hem karlılığımızı hem de rekabet
4:56
gücümüzü ciddi şekilde sınırlıyor ve bu
4:58
bizi o nihai soruya getiriyor. Türkiye
5:01
artık sadece üreten bir sanayiden değer
5:04
üreten bir sanayiye nasıl geçecek? İşte
5:06
100 yıllık yolculuğun sonunda gelinen
5:08
yol ayrımı bu. Artık soru ne kadar
5:10
ürettiğimiz değil ürettiğimiz şeye ne
5:12
kadar değer katabildiğimiz ve önümüzdeki
5:14
yüzyılın hikayesi de tam olarak bu
5:16
soruya verilecek cevapla şekillenecek.
#Education

