Anadolu Aöf Havacılık HİŞ303U Havacılık Güvenliği
https://lolonolo.com/anadolu-aof/his303u-havacilik-guvenligi/
Bu kaynak, sivil havacılık güvenliğinin temel kavramlarını, tarihsel gelişimini ve modern uygulama yöntemlerini kapsamlı bir şekilde ele alan bir eğitim kitabıdır. İçerik, havacılık sistemine yönelik terör tehditleri, uçak kaçırma olayları ve riskli yolcu grupları gibi kritik güvenlik unsurlarını detaylandırmaktadır. X-ray cihazları, biyometrik sistemler ve kargo tarama teknolojileri gibi teknik donanımların çalışma prensipleri ile havaalanı fiziki güvenlik önlemleri açıklanmaktadır. Ayrıca, ICAO ve ECAC gibi uluslararası kuruluşların belirlediği yasal düzenlemeler ile Türkiye'deki ulusal mevzuatın çerçevesi çizilmektedir. Metin boyunca, güvenlik protokollerinin insan hakları ve yolcu mahremiyeti üzerindeki etkileri tartışılmakta ve personelin alması gereken mesleki eğitimlere değinilmektedir. Son olarak, dijitalleşen dünyada siber güvenlik ve veri tabanlı profilleme gibi havacılık sektöründeki yeni eğilimler incelenmektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Hepimiz o anı yaşamışızdır. O bitmek
0:02
bilmeyen sıralar, ayakkabıları
0:04
çıkarmalar, sıvıları minicik poşetlere
0:06
sığdırma telaşı. Peki bütün bu sıkı
0:08
kuralların arkasında ne var? Yani neden
0:11
bu kadar uğraşıyoruz? İşte tam da bu
0:13
sorunun cevabını arayacağız. Gelin
0:15
gökyüzünü güvende tutmak için verilen o
0:17
görünmez savaşın yani havacılık
0:19
güvenliğinin tarihine birlikte dalalım.
0:21
Evet işte bu soru aslında her şey bu
0:24
soruyla başlıyor. Çünkü şöyle bir gerçek
0:26
var. Bugün önümüze çıkan her kural,
0:28
geçtiğimiz her tarama cihazı aslında
0:30
geçmişte yaşanmış acı bir olayın, gerçek
0:32
bir tehdidin doğrudan sonucu. Öylesine
0:34
konulmuş değiller yani. Gelin şimdi bu
0:37
kuralların kanla ve derslerle yazıldığı
0:39
o anlara, tarihin o kritik döneme
0:41
eçlerine doğru bir yolculuğa çık. Şöyle
0:43
bir hayal edin. 1960'lardasınız. Uçağa
0:46
binmek neredeyse şehirlerarası otobüse
0:48
binmek gibi bir şey. Aileniz,
0:49
arkadaşlarınız sizi uçağın kapısına
0:51
kadar uğurlayabiliyor. Öyle sıkı
0:52
taramalar falan yok. Hatta pilotla
0:54
sohbet etmek için kokpite bile
0:56
girebiliyorsunuz. Şimdi bir de bugüne
0:58
bakın. Katman katman güvenlik noktaları,
1:00
zırhlı ve kilitli kokpit kapıları,
1:02
elinizdeki su şişesini bile bırakmak
1:03
zorunda kaldığınız kurallar silsilesi.
1:06
İnanılmaz bir fark değil mi? Peki ama ne
1:07
oldu da işler bu noktaya geldi? Bu
1:09
devasa değişim nasıl yaşandı? İşte az
1:12
önce sorduğumuz o sorunun cevabı
1:14
havacılık tarihinin bazen çok trajik,
1:17
bazen de derslerle dolu sayfalarında
1:19
saklı. Yani bugünkü güvenlik önlemleri
1:22
birileri bir sabah uyanıp hadi her şeyi
1:23
sıkılaştıralım dediği için ortaya
1:25
çıkmadı. Hayır. Bunların hepsi yıllar
1:28
içinde ortaya çıkan tehditlere karşı
1:30
adım adım, katman katman verilmiş
1:32
cevaplar. Şimdi gelin bu cevapların
1:34
nasıl oluştuğuna bakalım. İlk adımla
1:36
başlayalım. İşte bütün meselenin özü bu
1:39
aslında. Bu sistem katman katman inşa
1:42
edilmiş bir kale gibi ve eklenen her bir
1:45
duvar, her bir kule geçmişte yaşanan
1:47
gerçek bir saldırıya, bir felakete yanıt
1:50
olarak oraya konulmuş. Yani bu kurallar
1:53
keyfi değil. Hepsi acı tecrübelerle
1:55
öğrenilmiş dersler. Maalesef sistem
1:57
proaktif değil, reaktif işliyor. Yani
2:00
önce kötü bir olay yaşanıyor, sonra da
2:02
bu bir daha asla yaşanmasın diye yeni
2:05
bir önlem, yeni bir kural, yeni bir
2:07
teknoloji devreye sokuluyor. Peki bu
2:09
reaktif süreç nerede başladı? Gelin ilk
2:12
büyük kırılma anına gidelim. 60'lı ve
2:14
70'li yıllara damgasını vuran o meşhur
2:16
uçak kaçırma eylemleri dalgası. O dönem
2:19
Uluslararası Havacılık Güvenliğinin
2:21
tabiri caizse emekleme dönemiydi. Ve bu
2:24
ilk büyük tehdit tüm dünyanın bir araya
2:27
gelip ortak bir cevap vermesini zorunlu
2:29
kıldı ve dünya gerçekten de bir araya
2:32
geldi masaya oturdu. Önce 1963'te Tokyo
2:34
sözleşmesi ile başladılar. Dediler ki,
2:37
"Uçak havadayken kaptan pilottan
2:39
sorulur. Ne gerekiyorsa yapma yetkisi
2:41
ondadır." Sonra 1970'te Lahey sözleşmesi
2:43
geldi. Bu çok daha önemliydi. Çünkü bu
2:45
sözleşmeyle uçak kaçırmak resmen
2:48
uluslararası bir suç sayıldı ve ülkelere
2:50
şu kural getirildi. Topraklarına inen
2:52
hava korsanını ya kendin yargıla ya da
2:55
geldiği ülkeye iad et. Yani artık
2:57
kaçacak yer yoktu. Hemen bir yıl sonra
2:59
1971'de Montreal sözleşmesiyle de çıtayı
3:02
daha da yükselttiler. Sabotajı,
3:04
havaalanı saldırılarını, hepsini suç
3:06
kapsamına aldılar. İşte bu üç anlaşma
3:08
bugünkü havacılık hukukunun adeta
3:10
temelini attı. Peki bu kağıt üzerindeki
3:13
anlaşmaların bizim için yani yolcular
3:16
için anlamı neydi? İşte o meşhur metal
3:19
detektörleri tam da bu dönemde
3:21
hayatımıza girdi. Havaalanlarında o
3:23
kapılardan geçme ritüeli böyle başladı.
3:26
Amaç basitti. Uçağa silah sokulmasını
3:28
engellemek. Bu o dönemin tehdidine karşı
3:31
geliştirilen ilk somut teknolojik cevap.
3:34
Ancak alınan tüm bu önlemler, o metal
3:36
detektörleri, uluslararası anlaşmalar
3:39
hiçbiri 2001 yılında yaşanacak ve
3:41
havacılık güvenliğini hatta tüm dünyayı
3:43
sonsuza dek değiştirecek o korkunç olaya
3:46
hazır değildi. Sadece tek bir tarih 11
3:50
Eylül 2001. Havacılık güvenliğinde milat
3:53
olan bir öncesi ve bir sonrası yaratan o
3:56
gün. Bu olayla birlikte güvenlik
3:58
anlayışı artık sadece değişmedi.
4:00
Kelimenin tam anlamıyla temelden
4:02
sarsıldı ve baştan aşağı yeniden
4:04
yazıldı. Yaşanan zihniyet değişimi o
4:07
kadar büyüktü ki artık sorun uçağı
4:10
kaçırıp bir yere indirmek isteyen ve
4:12
fidye talep eden biri değildi. Tehdit
4:14
çok daha korkunçtu. Uçağın kendisinin
4:17
bir güdümlü füzeye, bir kitle imha
4:20
silahına dönüşmesiydi. İşte bu yeni ve
4:22
korkunç gerçekliğe karşı her şey
4:25
değişti. Kokpit kapıları zırhlı çerik
4:27
kapılarla değiştirildi ve her zaman
4:29
kilitli kalacak kuralı getirildi. Bizim
4:32
ve bagajlarımızın taramaları çok daha
4:34
detaylı hale geldi ve ülkeler terör
4:37
tehditlerine karşı istihbarat
4:38
paylaşımının ne kadar hayati olduğunu
4:41
anladılar. Peki yolcu kabini ve kokpit
4:44
bu kadar sıkı koruma altına alınınca ne
4:46
oldu? Tehditler göz önünde olmayan daha
4:49
görünmez yerlere kaydı. Gözler bu sefer
4:52
iki kritik noktaya çevrildi. Birincisi
4:54
uçağın altındaki devasa kargo bölümü.
4:57
İkincisi ise tüm bu sistemi ayakta tutan
4:59
dijital omurga yani siber uzay. Bu
5:03
aslında tehdidin evrim geçirmesiydi.
5:06
Şöyle düşünün. Teröristler artık yolcu
5:08
kapısından bir şey sokmanın neredeyse
5:10
imkansız olduğunu anladılar. O zaman ne
5:13
yaptılar? Sistemin bir sonraki zayıf
5:15
halkasını aradılar ve onu buldular. O
5:18
zamana kadar kimsenin pek de üzerinde
5:20
durmadığı hava kargosu ve bu tehdidin ne
5:23
kadar gerçek olduğu 2010 yılındaki Yemen
5:26
olayıyla çok net bir şekilde anlaşıldı.
5:28
İnanılmaz bir olaydı. Yazıcı
5:30
kartuşlarının içine ustaca gizlenmiş
5:32
bombalar Yemen'den Chicago'ya giden iki
5:34
ayrı kargo uçağına yüklendi. Bombalar
5:37
istihbarat sayesinde son anda bulundu ve
5:39
etkisiz hale getirildi. Bu olay herkes
5:42
için bir uyanış çağrısıydı. Bütün kargo
5:44
güvenlik sisteminin baştan aşağıya
5:46
sorgulanması gerektiğini gösteren bir
5:48
alarm ziliğiydi resmen. Peki çözüm
5:50
neydi? Çözüm güvenli tedarik zinciri
5:53
denilen akıllıca bir sistemdi. Mantık
5:55
şuydu. Güvenliği sadece havaalanında
5:58
yani zincirin sonunda yapmayalım.
6:00
Güvenliği en başa kargonun ilk
6:02
paketlendiği fabrikaya, depoya
6:04
taşıyalım. Eğer bir şirket ve onun
6:06
çalıştığı kargo acentesi belirlenmiş
6:09
güvenlik kurallarına harfiyen uyuyorsa,
6:11
onların gönderdiği kargo bilinen ve
6:13
güvenli kabul ediliyor. Bu zincirin
6:15
dışından gelen her paket, her koli ise
6:18
istisnasız %100 taramadan geçiyor. Yani
6:21
güveni en baştan inşa ediyorlar.
6:23
Havaalanlarında gördüğümüz o dev metal
6:25
konteynerler yani uld'ler işte bu
6:28
sistemin kilit bir parçası. Yüklemeyi
6:30
inanılmaz kolaylaştırıyorlar. Ama bir
6:32
düşünün. Eğer o güvenli zincir bir
6:34
yerden kırılırsa ve birisi o konteynerın
6:37
içine bir şey yerleştirirse o konteyner
6:39
hiç açılmadan doğrudan uçağın karnına
6:41
yüklenebilir. Bu felaket demek. İşte bu
6:44
yüzden o güvenli tedarik zinciri sadece
6:46
bir prosedür değil. Adeta hayati bir
6:48
kalkan. Şimdi gelelim görünmez
6:50
tehditlerin ikinci ve belki de daha
6:52
karmaşık olan boyutuna. Siber uzay.
6:55
Bakın hava trafik yönetimi diye bir
6:57
sistem var. kısaca ATM deniyor. Bu
6:59
sistem havacılığın adeta dijital sinir
7:02
sistemi gibidir. Gökyüzündeki binlerce
7:04
uçağın birbiriyle çarpmadan doğru
7:07
rotalarda uçmasını sağlayan o karmaşık
7:09
yapı. Peki bir anla düşünün ya birisi bu
7:11
sinir sistemini hacklerse ne olur? İşte
7:13
bu havacılık güvenliğinin en yeni ve en
7:16
ürkütücü savaş alanı. Çünkü artık tehdit
7:18
elinizle tutabildiğiniz bir bomba değil.
7:20
Tamamen dijital. Bir hacker hava trafik
7:23
kontrolörünün ekranında aslında var
7:25
olmayan hayalet uçaklar yaratabilir.
7:27
Uçaklara gizlice yanlış rota bilgileri
7:29
gönderip onları çarpıştırabilir ya da
7:30
daha kötüsü tüm iletişim sistemini
7:32
kilitleyebilir. Bunlar artık bir
7:34
Hollywood film senaryosu değil. maalesef
7:36
güvenlik uzmanlarının her gün önlemeye
7:38
çalıştığı gerçek riskler. İşte bu yeni
7:41
nesil tehditler ve bunlara karşı
7:42
geliştirilen inanılmaz teknolojiler bizi
7:45
doğrudan güvenliğin geleceğine taşıyor
7:47
ve bu gelecek bir tarafta müthiş
7:49
olanaklar sunarken diğer tarafta
7:52
hepimizi çok yakından ilgilendiren temel
7:54
bir soruyu ortaya atıyor. Güvenlik için
7:56
teknolojiyi ne kadar ileri götürebiliriz
7:58
ve bu mahremiyetimizle nerede çatışmaya
8:01
başlıyor? O ince çizgiyi nerede
8:04
çekeceğiz? Teknolojideki ilerleme
8:06
gerçekten baş döndürücü. Şöyle bakın.
8:08
Eski tip metal dedektörleri sadece
8:11
metalik bir tehdidi. Mesela bir bıçağı
8:13
veya silahı bulabilirdi. Ama ya tehdit
8:15
metal değilse işte yeni nesil tam vücut
8:18
tarayıcıları metal olmayan plastik
8:20
patlayıcıları bile tespit edebiliyor. Bu
8:23
güvenlik açısından devrim niteliğinde
8:25
bir adım. Ve bir de biyometri devrimi
8:27
var. Yani parmak izimiz, gözümüzün
8:30
retinası, yüzümüz, pasaport veya biniş
8:32
kartı yerine sadece yüzünüzü okutarak
8:35
uçağa bindiğinizi bir düşünsenize. Bu
8:37
sahte kimlikle birinin uçağa binmesini
8:39
neredeyse imkansız kılıyor. Çünkü
8:41
yüzünüzü veya parmak izinizi takdit
8:43
edemezsiniz. Çalamazsınız veya evde
8:46
unutamazsınız. Hem daha güvenli hem de
8:49
çok daha hızlı. Kulağa harika geliyor
8:51
değil mi? Ama işte burada o büyük ama
8:54
devreye giriyor. Bütün bu yeni
8:56
teknolojiler, bütün bu veri toplama
8:57
yöntemleri bizi kaçınılmaz olarak o
8:59
temel soruya, o büyük ikileme getiriyor.
9:02
Madalyonun iki yüzüne de bakalım. Şimdi
9:04
bir yanda, devletler diyor ki tehditleri
9:06
önceden saptamak ve sizi korumak için
9:09
daha fazla veri toplamalıyız. Diğer
9:11
yandaysa bizler bireyler olarak diyoruz
9:13
ki, "Peki ya benim kişisel bilgilerime
9:15
kimin erişeceğini kontrol etme hakkım
9:17
yani mahremiyetim ne olacak?" veya
9:19
mesela riskli yolcuları belirlemek için
9:21
yapılan profeme evet işe yarayabilir ama
9:24
ya o sistem bir hata yaparsa ve masum
9:26
birini riskli olarak etiketlerse ya da o
9:29
vücut tarayıcıları evet daha güvenli ama
9:31
bu mahremiyetimizin bir ihlali olarak
9:33
görülebilir mi? Gördüğünüz gibi bu
9:35
güvenlik ve bireysel özgürlükler
9:37
arasında kurulması gereken çok ama çok
9:39
hassas bir denge. Ve işte bu soruyla
9:41
bitiriyoruz. Daha fazla güvenlik mi
9:43
yoksa daha fazla mahremiyet mi? Bu
9:46
çizgiyi tam olarak meriye çekmeliyiz.
9:48
Havaalanında karşılaştığımız her yeni
9:49
teknoloji, her yeni kural aslında bizi
9:52
bu sorunun cevabını yeniden düşünmeye
9:54
itiyor. Gökyüzünü güvende tutma savaşı
9:56
sürerken bu hassas dengeyi bulmak
9:58
şüphesiz önümüzdeki yılların en büyük
10:00
mücadelesi olacak.
#Education

