Auzef Gelişmekte Olan Ülkeler Siyaseti 2024-2025 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2026/02/08/gelismekte-olan-ulkeler-siyaseti-2024-2025-vize-sorulari/
Bu kaynaklar, kalkınma teorileri, tarihsel dönüm noktaları ve kurumsal dinamikler çerçevesinde şekillenen gelişmekte olan ülkeler siyasetini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Metinlerde, modernist ve neomarksist yaklaşımların yanı sıra Bretton Woods ve 1973 Petrol Krizi gibi küresel ekonomiyi dönüştüren kritik olaylar analiz edilmektedir. Japon kalkınma modeli ve Keynesyen politikalar üzerinden devlet ile piyasa arasındaki denge sorgulanırken, kurumsal verimliliğin ve hukuk sisteminin kalkınmadaki rolü vurgulanmaktadır. Ayrıca, nüfus artışı ve gelir adaleti gibi demografik ve sosyal göstergelerin ekonomik büyümeyi nasıl zorunlu kıldığı açıklanmaktadır. Son olarak, eğitim materyali niteliğindeki bu içerik, akademik sorular aracılığıyla insan yaşam standardını yükseltmeyi hedefleyen küresel kalkınma paradigmasını özetlemektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese merhaba. Bugün hepimizin aklını
0:02
kurcalayan o en temel sorulardan birine
0:04
dalıyoruz. Neden bazı ülkeler inanılmaz
0:07
zenginken diğerleri yoksullukla mücadele
0:10
ediyor? Bu küresel eşitsizliğin
0:12
kökeninde ne var? Gelin bu devasa konuyu
0:15
birlikte masaya yatıralım. Soru kulağa
0:17
çok basit geliyor değil mi? Ama cevabı
0:20
onlarca yıldır süren ekonomik, politik
0:22
ve sosyal tartışmaların tam kalbinde
0:24
yatıyor. İşte bu çalışmamızda bu
0:27
karmaşık sorunun katmanlarını tek tek
0:29
aralayacağız. Peki yol haritamız nasıl
0:32
olacak? Önce şu sıkça duyduğumuz
0:34
kalkınma kelimesi aslında ne anlama
0:36
geliyor ona bakacağız. Sonra bu alandaki
0:38
iki büyük ve zıt görüşü
0:40
karşılaştıracağız. tarihte işlerin
0:42
seyrini değiştiren dönüm noktalarını
0:43
inceleyip konunun sadece paradan ibaret
0:46
olmadığını, kurumların ve toplumun ne
0:48
kadar hayati olduğunu göreceğiz. Ve en
0:50
sonunda kalkınmanın neden bir tercih
0:52
değil adeta bir mecburiyet olduğunu
0:54
anlayacağız. O zaman ilk durağımızla
0:57
başlayalım. Kalkınma nedir? Yani neden
1:00
diye sormadan önce ne olduğunu bir
1:01
netleştirmemiz lazım. Kalkınma derken
1:03
tam olarak neyden bahsediyoruz? Aslında
1:06
kalkınma dediğimiz şey öyle çok eski bir
1:08
kavram değil. I. Dünya Savaşı'nın o
1:11
büyük yıkımından sonra ortaya çıkan bir
1:12
disiplin bu. Amacı da çok net. Ülkeler
1:15
arasındaki o akıl almaz zenginlik
1:17
farkını anlamak ve daha da önemlisi bu
1:19
uçurumu kapatacak gerçekçi politikalar
1:21
geliştirmek. Ama burada en başından
1:24
itibaren kritik bir detay var. Bu alan
1:26
ilk doğduğunda dünyaya biraz taraflı bir
1:29
gözle bakıyordu. Batı Avrupa'nın
1:31
yaşadığı o sanayileşme ve modernleşme
1:33
süreci sanki bütün dünya için geçerli
1:35
tek bir reçeteymiş gibi sunuluyordu.
1:38
İşte buna Avrupa merkezci bakış açısı
1:40
diyoruz ve bu ilk yıllardaki
1:42
tartışmaları derinden etkiledi. Şimdi
1:44
geldik konunun en hararetli, en
1:46
çekişmeli kısmına. Kalkınma alanı en
1:49
başından beri birbiriyle sürekli çatışan
1:51
iki ana fikir etrafında şekillendi. Bu
1:54
iki zıt kutup inanın bugün bile dünya
1:56
politikalarını şekillendirmeye devam
1:57
ediyor. Teorik seviyede bir tarafta
2:00
modernistler var. Onlar için denklem çok
2:03
netti. Kalkınma eşittir ekonomik büyüme
2:05
ve sanayileşme. Ne kadar çok fabrika, ne
2:08
kadar çok üretim, o kadar çok kalkınma.
2:11
Ama karşı kamptaya neomarksistler vardı.
2:14
Onlar diyordu ki, "Bir saniye, bu iş
2:16
rakamlardan ibaret değil. Bu zengin
2:18
ülkelerle yoksul ülkeler arasındaki güç,
2:21
sömürü ve bağımlılık ilişkilerinin bir
2:23
hikayesidir. Peki bu soyut teoriler
2:26
gerçek hayatta politikalarda nasıl
2:28
karşımıza çıkıyor? İşte burada işler
2:30
daha da somutlaşıyor. Bir yanda, "Devlet
2:33
ekonomiden elini, eteğini çeksin,
2:34
ticaret serbest kalsın, gerisini piyasa
2:37
halleder" diyenler var. Diğer yanda ise
2:39
tam tersini savunanlar. Hayır. Gerçek
2:42
ilerleme ancak devletin ekonomiyi
2:44
planlaması, sanayisini koruması ve aktif
2:46
olarak müdahale etmesiyle mümkün olur.
2:48
Kalkınma tarihi adeta bu iki fikir
2:50
arasında gidip gelen bir sarkaç gibi. O
2:53
zaman gelin bu teorik sarkacın tarihte
2:56
nasıl hareket ettiğine, bizi bugüne
2:58
getiren o önemli dönüm noktalarına bir
3:01
göz atalım. Her şey 1944'te Bratton
3:04
Woods da IMF ve Dünya Bankası gibi
3:06
kurumların kurulmasıyla başlıyor
3:08
aslında. Ardından 1973'e kadar süren
3:11
batıda müthiş bir istikrarlı büyümenin
3:13
yaşandığı kapitalizmin altın çağı
3:15
geliyor. Ama 1973'teki petrol krizi
3:19
bütün dengeleri altüst ediyor. Devletçi
3:21
modellere olan güven sarsılıyor ve
3:23
serbest piyasayı savunan neoliberal
3:25
politikalar sahneye çıkıyor. Soğuk
3:27
Savaşın bitmesinden 2008 küresel krizine
3:29
kadar olan dönem ise tam bir siyasi
3:31
belirsizlik dönemi. Her şeyin çok hızlı
3:34
değiştiği bir dönem. Özellikle o savaş
3:36
sonrası Altın Çağa damgasını vuran çok
3:39
önemli bir isim var. John Maynard Kanes.
3:42
Kanes'in fikri devrim niteliğindeydi.
3:45
Ekonomi kendi haline bırakılamaz. Kriz
3:47
anlarında devlet piyasaya girmeli, para
3:49
harcamalı ve talebi canlandırmalıdır.
3:51
İşte bu fikirler savaşta yerle bir olan
3:54
Avrupa'nın yeniden ayağa kalkmasında
3:56
kilit bir rol oynadı. Zamanla anlaşıldı
3:59
ki mesele sadece piyasa mı devlet mi
4:01
kavgasından çok daha derin. Modan
4:03
kalkınma anlayışı ekonomik politikaların
4:06
ötesine bakmamız gerektiğini söylüyor.
4:08
Mesela Japonya'nın o meşhur mucizesi
4:10
sırrı neydi? Ne saf serbest piyasa ne de
4:13
katı bir devletçilik. Onların asıl sırrı
4:16
devlet kurumlarıyla özel sektörün adeta
4:18
bir orkestra gibi inanılmaz bir uyum
4:21
içinde çalışmasıydı. Yani anlıyoruz ki
4:23
kalkınma aynı zamanda kurumların ne
4:25
kadar sağlıklı ve verimli işlediğiyle de
4:27
doğrudan ilgili. Peki diyelim ki ekonomi
4:30
büyüdü. Kurumlar da tıkır tıkır işliyor.
4:33
Her şey tamam mı? İşte tam bu noktada
4:35
yeni ve çok daha önemli bir soru
4:37
doğuyor. Ortaya çıkan bu zenginlik
4:39
sıradan insanın hayatına nasıl
4:41
dokunacak? Yani ekonomik büyüme nasıl
4:44
sosyal ilerlemeye dönüşecek? İşte bu
4:47
sorunun cevabında kilit bir kelime var.
4:49
Orta sınıf. Bir toplumda gelir
4:52
dağılımının ne kadar adil olduğunu
4:54
anlamanın belki de en basit yolu orta
4:56
sınıfın gücüne bakmaktır. Eğer bir
4:58
ülkede bir avuç çok zengin ve bir yığın
5:00
yoksul varsa orada adaletten
5:02
bahsedemeyiz. Ama eğer geniş, güçlü ve
5:06
dominant bir orta sınıf varsa işte o
5:08
zaman zenginliğin adil paylaşıldığını
5:10
söyleyebiliriz. Güçlü orta sınıf
5:12
adaletin en somut göstergesidir. İşte bu
5:15
yeni anlayış ekonomik işbirliği ve
5:17
kalkınma örgütünün yani OECD'nin o
5:20
meşhur mottosunda kendini çok güzel
5:22
gösteriyor. Daha iyi hayatlar için daha
5:24
iyi politikalar. Gördüğünüz gibi amaç
5:27
artık sadece rakamları, milli geliri
5:29
büyütmek değil, insanların hayat
5:31
kalitesini gerçekten artıran politikalar
5:33
üretmek. Amaç daha iyi hayatlar. Bu da
5:36
bizi çok temel bir ayrıma getiriyor
5:38
aslında. Kalkınmanın iki yüzü var
5:40
diyebiliriz. Bir yanda yollar, köprüler,
5:42
fabrikalar, teknoloji gibi elde tutulur
5:45
maddi kalkınma var. Ama bir de belki de
5:48
ondan daha önemlisi toplumun kültürü,
5:50
eğitimi, sosyal dokusu ve insani
5:53
değerleri gibi unsurları içeren manevi
5:55
kalkınma var. Gerçek ve kalıcı bir
5:58
ilerleme için bu ikisinin ele gitmesi
6:00
şart. E şimdi tüm bu konuştuklarımızı
6:03
bir araya getiren ve belki de en çarpıcı
6:06
olan son bölüme geldik. Kalkınma bir
6:08
tercih midir yoksa bir zorunluluk mu?
6:11
Hadi bir an için hayal edelim. Dünyadaki
6:14
tüm gelir adaletsizliğini bir sihirli
6:16
değnekle çözdük ve artık herkes eşit
6:18
gelire sahip. Kulağa harika geliyor
6:20
değil mi? Ama yine de en büyük sorunumuz
6:22
çözülmüş olmazdı. Neden mi? Çünkü dünya
6:25
nüfusu her yıl artıyor. Bu da
6:27
doyurulması, barındırılması, eğitilmesi
6:29
gereken daha fazla insan demek. Sadece
6:31
bugünkü yaşam standartlarımızı
6:33
koruyabilmek için bile ekonominin
6:35
sürekli büyümesi yani kalkınması
6:36
gerekiyor. Kısacası kalkınma bir lüks
6:39
değil, kaçınılmaz bir mecburiyet.
6:41
Öyleyse bu analizimizi hepimizi
6:43
düşünmeyi itecek kışkırtıcı bir soruyla
6:45
bitirelim. Madem kalkınmak bir seçenek
6:48
değil, kaçınılmaz bir zorunluluk, o
6:50
zaman asıl sormamız gereken soru şu:
6:52
Uğruna mücadele etmemiz gereken kalkınma
6:55
nasıl bir kalkınma olmalı? Sadece daha
6:57
fazla büyümeyi mi hedeflemeliyiz yoksa
6:59
daha adil, daha sürdürülebilir ve en
7:02
önemlisi daha insani bir ilerlemenin mi
7:04
peşinde olmalıyız? İşte geleceğimizi bu
7:07
soruya vereceğimiz cevap
7:08
şekillendirecek.
#Education

