Auzef Felsefeye Giriş 2025-2026 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/01/30/felsefeye-giris-2025-2026-final-sorulari/
Bu kaynaklar, felsefenin tarihsel gelişimini, temel disiplinlerini ve modern düşünce sistemlerini kapsamlı bir şekilde inceleyen bir eğitim rehberidir. Metinlerde felsefenin Antik Yunan’da akılcı düşüncenin doğuşuyla başlamasından, günümüzün yapay zeka ve dijital etik krizlerine kadar uzanan geniş bir süreç ele alınmaktadır. Platon, Descartes ve Kant gibi düşünürlerin varlık ve bilgiye dair kuramları, felsefi akımların yöntemleriyle birlikte detaylandırılmaktadır. Ayrıca bilim felsefesi, dil çözümlemeleri ve çevre etiği gibi çağdaş konular, sınav soruları ve açıklayıcı yanıtlar aracılığıyla öğretici bir formatta sunulmaktadır. İçerik, bireyin bilgelik arayışını ve toplumsal yapıların eleştirel düşünce üzerindeki etkilerini vurgulayarak bütünsel bir bakış açısı sağlamaktadır.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Sürekli duyuyoruz değil mi? Haberlerde
0:02
sosyal medyada dünya nüfusu aldı başını
0:05
gidiyor. Türkiye yaşlanıyor falan filan.
0:07
Peki bu başlıkların, bu rakamların
0:10
arkasında yatan asıl hikaye ne? Hadi
0:12
gelin dünyamızı şekillendiren bu temel
0:15
denklemi yani insan denklemini hep
0:17
birlikte masaya yatıralım. Aslında her
0:20
şey çok temel bir soruyla başlıyor. Ya
0:23
biz insanları saymaya, sınıflandırmaya,
0:26
anlamaya neden bu kadar kafayı takmış
0:28
durumdayız? Yani bu sadece bir
0:30
istatistik merakı mı yoksa tarihin en
0:33
başından beri devam eden bir güç ve
0:36
kontrol arayışının bir parçası mı? İşte
0:39
cevap aslında yüzyıllar öncesinden
0:41
geliyor. Francis Bacon'ın o meşhur
0:43
sözünde gizli. Bilgi güçtür. Bakın
0:46
demografi yani nüfus bilimi öyle sadece
0:49
rakamlardan ibaret bir şey değil. Hayır.
0:52
Hayır. O toplumları anlamak, yönetmek ve
0:55
geleceği planlamak için kullanılan en
0:58
keskin stratejik araçlardan biri. Çünkü
1:00
unutmayın, insana dair bilgi her zaman
1:03
en büyük güç olmuştur. O zaman hadi ilk
1:06
bölümümüze başlayalım ve bu sayma işinin
1:09
ta kökenine inelim. Neden yani neden en
1:13
eski imparatorluklardan tutun da
1:15
günümüzün modern devletlerine kadar?
1:17
Hepsi ama hepsi nüfuslarını bilmek için
1:20
bu kadar çaba harcamış. Şöyle düşünün.
1:23
Nüfus sayımı tarih boyunca yöneticiler
1:25
için inanılmaz bir güç aracıydı. Kimden
1:28
vergi alacağız? Orduya kaç asker lazım?
1:30
İşte bu en temel soruların cevabı hep o
1:33
sayımlarda saklıydı. Bizim için yani
1:35
modern Türkiye için bu yoldaki en kritik
1:37
adım 1927'de atıldı ilk genel nüfus
1:40
sayımıyla. Ve size ilginç bir bilgi
1:42
bugün dünyada nüfus sayımı yapmayan tek
1:44
bir ülke kalmış. O da Çad. İyi, güzel
1:48
insanları neden saydığımızı anladık.
1:50
Peki insanlığın geleceği ne olacak?
1:53
Nüfusumuz artacak mı? Azalacak mı?
1:55
Dengede mi kalacak? İşte bu konuda
1:57
ortaya atılmış ve epey de tartışma
1:59
yaratmış bazı temel teorilere bir
2:01
bakalım şimdi. Ve bu teoriler arasında
2:04
öyle biri var ki belki de en çarpıcısı,
2:07
en karamsarı. Thomas Malt'tan
2:09
bahsediyorum. Malt yaklaşık 200 yıl önce
2:13
insanlık için resmen bir felaket
2:15
senaryosu yazmıştı ve dürüst olmak
2:17
gerekirse onun gözünden geleceğe bakmak
2:20
epey rahatsız edici. Maltus'un teorisi
2:23
aslında çok basit bir matematiğe
2:24
dayanıyor. Diyor ki nüfus geometrik
2:27
olarak artar. Yani 1 2 4 8 diye
2:30
katlanarak gider. Ama gıda kaynaklarımız
2:32
öyle artmıyor. Onlar aritmetik artıyor.
2:35
Yani 1 2 3 4. Eee sonuç ne olur sizce?
2:39
Tabii ki kaynakların yetmediği,
2:40
kıtlığın, savaşların, salgınların patlak
2:43
verdiği korkunç bir gelecek. Maltus'a
2:45
göre bu bizim kaçınılmaz sonumuzdu. Ama
2:48
Maltus'un bu korku filmi gibi senaryosu
2:51
hesaba katmadığı bir şey yüzünden neyse
2:53
ki gerçeğe dönüşmedi. O da neydi?
2:56
İnsanlığın gelişimi. İşte tam da bu
2:59
gelişimi temel alan çok daha modern bir
3:02
model var. Demografik dönüşüm kuramı. Bu
3:05
teori diyor ki durun bir dakika. Bu bir
3:07
felaket değil. Bu toplumların
3:09
sanayileşip modernleştikçe yaşadığı
3:12
doğal bir evrim süreci. Peki ne diyor bu
3:15
kuram? Aslında süreci üç basit aşamaya
3:18
bölüyor. Bakın ilk aşamada ne oluyor?
3:21
Sağlık koşulları iyileşiyor. Ölüm
3:23
oranları düşüyor ama doğumlar hala
3:25
yüksek. Sonuç nüfus patlaması. Sonra
3:28
ikinci aşamaya geçiyoruz. kentleşme,
3:31
eğitim falan derken doğum oranları da
3:33
düşmeye başlıyor ve nüfus artışı
3:35
yavaşlıyor. Ve son aşama artık hem
3:38
doğumlar hem ölümler düşük seviyede.
3:40
Nüfus ya sabitleniyor ya da yavaş yavaş
3:42
azalmaya başlıyor. Zaten bugün çoğu
3:45
gelişmiş ülke tam da bu son aşamada.
3:48
Tamam. Büyük teorileri bir kenara
3:49
bırakalım. Şimdi gelin biraz daha
3:51
yakından bakalım. Bu nüfus denen şeyi
3:53
değiştiren temel yapı taşları ne? Yani
3:56
doğum, ölüm ve tabii ki göç. İlk olarak
4:00
doğurganlık meselesi. Bakın bu konunun
4:02
sadece biyoloji ile ilgili olmadığını
4:05
anlamamız çok önemli. Evet, kısırlık
4:07
gibi biyolojik faktörler var o cepte.
4:10
Ama asıl mesele evlilik yaşı, kadının
4:13
toplumdaki ve iş hayatındaki yeri, hatta
4:15
o toplumun cinsel tabuları gibi
4:17
sosyokültürel etkenler. İşte bunlar
4:20
doğurganlık oranlarını çok daha derinden
4:22
etkiliyor. Ölüm oranlarına gelince işte
4:25
burada karşımıza gerçekten çok acı bir
4:28
küresel eşitsizlik tablosu çıkıyor. 5
4:31
yaş altı çocuk ölümlerinin en yoğun
4:33
yaşandığı yer ne yazık ki açık ara
4:35
farkla Afrika kıtası. Bu durum dünyadaki
4:38
sağlık ve refah dağılımının ne kadar
4:40
adaletsiz olduğunu suratımıza çarpıyor
4:42
resmen. Peki bu çocuk ölümlerinin
4:45
arkasında ne var? Çoğunlukla prematüre
4:47
doğumlar, sıtma, isunum yolu
4:49
enfeksiyonları gibi düşününce aslında
4:52
önlenebilir veya tedavi edilebilir
4:54
şeyler. Burada yaygın bir yanılgıyı da
4:56
düzeltmek lazım. Aşırı beslenme ya da
4:58
obezite evet gelişmiş ülkeler için bir
5:01
sorun ama küresel çocuk ölümlerinde
5:03
birincil nedenler arasında kesinlikle
5:04
değil. Ve işte tüm bunlar bizi günümüzün
5:07
özellikle de gelişmiş ülkelerin en büyük
5:09
demografik sınına getiriyor. Yaşlanma
5:12
sorunu. Şimdi yaşlanma dediğimizde
5:15
aslında iki farklı şeyi anlamamız
5:17
gerekiyor. Birincisi hepimizin bildiği
5:19
yaşadığı biyolojik yaşlanma. Yani
5:22
vücudumuzun zamanla işlevini kaybetmesi.
5:25
İkincisi ise demografik yaşlanma. İşte
5:28
bu kişisel bir şey değil. Bu bir bütün
5:30
olarak toplumun yaş ortalamasının
5:32
artması demek. Yani nüfusun içindeki
5:35
yaşlıların oranının giderek yükselmesi.
5:38
Peki bu durumun ekonomik ve sosyal
5:40
sonuçlarını nasıl ölçüyoruz? İşte burada
5:42
kilit bir kavram var. Bağımlılık oranı.
5:45
Çok basitçe anlatmak gerekirse bu oran
5:48
çalışan nüfusun bakmakla yükümlü olduğu
5:50
çocuklara ve yaşlılara oranını
5:52
gösteriyor ve bu oran ne kadar
5:54
yükselirse sosyal güvenlik sistemleri ve
5:57
ekonomi üzerindeki baskı da o kadar
5:59
artıyor. Bu kadar net. Bu yaşlanma
6:01
olayının en çarpıcı örneklerini nerede
6:03
görüyoruz? Japonya ve İtalya'da. Ama
6:06
işin ilginç yanı ne biliyor musunuz? Bu
6:09
durumun temelinde aslında iki tane
6:11
harika gelişme var. Birincisi insanların
6:14
artık daha uzun yaşaması. İkincisi de
6:17
doğum oranlarının düşmesi. Ama işte bu
6:19
iki olumlu şey bir araya gelince
6:22
toplumun hızla yaşlanması gibi devasa
6:25
bir sorunu da beraberinde getiriyor.
6:27
Peki devletler tüm bu bilgileri alıp ne
6:30
yapıyor? Yani nüfusun gidişatını
6:33
şekillendirmek için nasıl politikalar
6:35
izliyorlar? Gelin şimdi de bu konuya
6:38
bakalım. Türkiye'nin nüfus politikası bu
6:40
değişimi anlamak için harika bir örnek
6:43
aslında. Şöyle ki 1965'ten 2000'lere
6:46
kadar Türkiye nüfus artışını
6:48
yavaşlatmaya çalışıyordu. Yani
6:50
antinatalist politikalar izliyordu. Ama
6:52
sonra 2014'teki 10. kalkınma planı ile
6:55
birlikte her şey tam 180 derece döndü.
6:58
Düşen doğurganlık oranları yüzünden
7:00
Türkiye artık doğumu teşvik eden yani
7:03
pronatalist politikalara geçti. Fakat
7:06
devletlerin nüfusa bu şekilde müdahale
7:08
etmeye çalışması kaçınılmaz olarak bizi
7:11
çok karmaşık ve hassas bir konuya
7:13
getiriyor. Kürtaj gibi etik tartışmalar.
7:16
Şunu net olarak söylemek lazım. Bu
7:18
konuda küresel bir fikir birliği falan
7:20
yok. Gebeliğin bir doktor tarafından
7:22
sonlandırılması yani kürtaş öyle
7:24
evrensel bir yasal hak değil. Her ülkede
7:27
durum o kadar farklı ki bu da bize neyi
7:29
gösteriyor? Nüfus politikaları alanında
7:31
öyle basit tek bir doğru cevap yok.
7:34
Peki tüm bu anlattıklarımızın ışığında
7:37
geleceğe bakalım. Bizi sırada ne
7:39
bekliyor? İnsanlığın bir sonraki büyük
7:41
demografik devrimi ne olabilir? Birçok
7:44
uzmana göre 21. yüzyılın asıl devrimi
7:47
artık doğumlarla ilgili olmayacak.
7:49
Hayır. Asıl büyük devrim ölümlerin
7:51
azalması ve yaşam süresinin uzamasıyla
7:54
ilgili. Yani belki de gelecekte
7:56
kendimize soracağımız en büyük soru kaç
7:58
kişi olacağız değil de bir insan ne
8:01
kadar yaşayabilecek olacak? İşte bu soru
8:03
bildiğimiz her şeyi kökünden
8:05
değiştirebilir.
#Education

