Auzef Edebiyat Sanat ve Toplum 2023-2024 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2026/04/15/edebiyat-sanat-ve-toplum-2023-2024-vize-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese merhaba. Size bir sorun var. Bir
0:02
kitabı elinize aldığınızda onu neden bir
0:04
başyapıt olarak görüyoruz? Ya da bir
0:06
yazara neden dahi diyoruz? İşte bugün bu
0:09
soruların peşine düşeceğiz. Gelin
0:11
edebiyatın o meşhur dehasının
0:12
şifrelerini birlikte kıralım. İşte bütün
0:15
bu yolculuğumuzun çıkış noktası bu
0:17
cümle. Sanatın ilham perilerinin bir
0:20
sanatçının kulağına fısıldadığı sihirli
0:22
sözcüklerden ibaret olduğu efsanesini
0:25
yıkmak için buradayız. Peki eğer bu bir
0:28
efsane ise o zaman gerçek ne değil mi?
0:31
İşte onu araştıracağız. Amacımız tam da
0:33
bu. Tarihin, politikanın hatta günlük
0:36
hayatın o büyük dediğimiz kitapları
0:38
nasıl ilmek ilmek dokuduğunu
0:40
keşfedeceğiz. Göreceksiniz bir romanın
0:43
sayfaları arasında sadece bir macera
0:45
değil yazıldığı dönemin bütün ruhu,
0:47
bütün çatışmaları gizli. O zaman ilk
0:50
durağımızla başlayalım. Deha efsanesi.
0:52
Hani şu sanatçıyı toplumdan kopuk, fil
0:54
dişi kulesinde tek başına eserler
0:56
üreten, yalnız bir dahi olarak gören
0:58
romantik fikir var ya işte biz şimdi
1:00
buna karşı çok daha gerçekçi, sosyolojik
1:03
bir alternatif koyacağız masaya. Peki
1:05
nedir bu sosyolojik bakış açısı? Aslında
1:07
çok basit. Diyor ki, "Bir sanat eserini
1:10
tam olarak anlamak istiyorsan önce onun
1:12
yaratıldığı zamana, o dönemin siyasi ve
1:15
sosyal iklimine bakman lazım. Yani
1:17
sanatçı toplumdan ayrı biri değil. Tam
1:19
tersi toplumun tam da göbeğinde yaşayan
1:21
biri. Ürettiği her şey de işte o
1:24
dünyanın, o dünyanın kavgalarının,
1:26
sevinçlerinin, değerlerinin bir
1:28
yansıması. Ve bakın bu durum hep
1:31
böyleydi. Sanatçının rolü tarih boyunca
1:34
sürekli değişti. Şöyle bir hızlıca
1:35
bakalım. Antik çağda mesela zihinle
1:38
çalışan şairler, elle çalışan heykel
1:41
tıraşlardan çok daha havalı görülüyordu.
1:43
Orta Çağa bir geliyoruz. Sanat tamamen
1:45
kilisenin hizmetinde. Okuma yazma
1:47
bilmeyen halka İncili anlatan bir nevi
1:50
resimli kitaba dönüşüyor. Sonra 14.
1:52
yüzyılda İtalya'da hümanizm patlıyor ve
1:55
birden odak tanrıdan insana kayıveriyor.
1:57
Ve en sonunda 19. yüzyıla geldiğimizde
2:00
Germ Style gibi düşünürler çıkıp diyor
2:02
ki, "Durun bir dakika. Bir milletin
2:04
edebiyatı aslında onun yasalarının,
2:07
dininin yani sosyal dokusunun ta
2:09
kendisidir. Yani resmen edebiyatı
2:11
toplumun DNA'sına bağlıyorlar. Peki bu
2:14
teorik laflar güzel de pratikte nasıl
2:17
işliyor? Hadi şimdi bu teoriyi alıp
2:19
gerçek kitapları uygulayalım.
2:21
Göreceksiniz en fantastik görünen
2:23
dünyalar bile aslında bizim kendi
2:25
gerçekliğimize nasıl da ayna tutuyor.
2:28
Mesela elinize iki tane ıssız ada
2:30
hikayesi alın. Biri Thomas More'un
2:32
meşhur ütopyası. More 16. yüzyıl
2:35
İngiltere'sindeki o korkunç eşitsizliğe,
2:38
mülkiyet hırsına bakıyor ve diyor ki ya
2:40
tam tersi olsaydı ve bize ortak
2:43
mülkiyete dayalı adil umut dolu bir
2:45
toplum hayali sunuyor. Diğer yanda ise
2:47
Jonathan Swift'in Güllüver'in gezileri
2:49
var. Güllüver'in gittiği o tuhaf adalar
2:52
aslında insanlığın en kötü yanlarının
2:54
birer karikatürü. Yani Swift o adaları
2:57
toplumumuza yönelik acımasız, karamsar
2:59
bir eleştiri için kullanıyor. Gördünüz
3:01
mü? Aynı tema. İki farklı dünya, iki
3:04
farklı politik mesaj. Şimdi öyle bir
3:06
kitaba geliyoruz ki çoğumuzun aklında
3:08
basit bir macera ve hayatta kalma
3:10
hikayesi olarak yer etmiştir. Ama yüzeyi
3:13
biraz kazıyınca altından koskoca bir
3:16
imparatorluk ideolojisi çıkacak.
3:18
Edebiyatın nasıl güçlü bir politik araç
3:20
olabileceğinin belki de en çarpıcı
3:22
örneği bu. Evet, sorumuz şu: Robinson
3:25
Crozo sadece bir hayatta kalma hikayesi
3:28
mi? Yani ıssız bir adaya düşen bir
3:30
adamın doğayla mücadelesi. Hepimiz böyle
3:33
okuduk değil mi? Ama ya bu hikaye bundan
3:35
çok daha fazlasıysa ya o adada kurulan
3:38
düzen aslında çok daha büyük bir şeyin
3:40
provasıysa işte bu sorunun cevabını
3:43
bulmak için anahtar kelimemiz bu
3:45
sömürgecilik. Yani bir ülkenin başka bir
3:48
toprağı ele geçirmesi, oraya yerleşmesi
3:50
ve ekonomik kaynaklarını sömürmesi. Bu
3:53
tam da 18. yüzyıl Avrupa'sının yükselen
3:56
gücünün formülüydü. Şimdi bu tanımı
3:58
aklınızın bir köşesinde tutun.
3:59
Robinson'un adasına geri dönüyoruz.
4:02
Çünkü Cruso'nun adada yaptığı her şey
4:04
ama her şey sömürgecilik projesinin
4:07
adeta bir mikro simülasyonu. Düşünün
4:10
adayı benim mülküm diye ilan ediyor.
4:12
Kurtardığı yerliye kendi takviminden bir
4:14
isim olan Cumayı veriyor. Kendi dilini,
4:17
kendi dinini ona dayatıyor. Bir efendi
4:19
hizmetkar ilişkisi kuruyor. Yani Cruso
4:22
aslında hayatta kalmaya çalışan masum
4:24
bir kazazede değil. O 18. yüzyıl
4:27
Avrupalısının dünyayı kendi oyun alanı
4:29
olarak gören zihniyetinin kusursuz bir
4:32
örneği. Ada maceralarını bir kenara
4:34
bırakalım. Şimdi sırada öyle bir kitap
4:36
var ki sadece hikayesiyle değil yazarın
4:39
okurla oynadığı oyunla da edebiyat
4:41
tarihinde bir devrim yarattı. Yazar ve
4:44
okur arasındaki kuralları baştan yazan o
4:46
esere modern romanın atasına bakacağız.
4:49
Evet, Dony Shot'tan bahsediyoruz. Bakın,
4:52
Servantes'in bir derdi vardı. O dönemde
4:55
insanlar şövalye romanlarını alıp okuyor
4:56
ve içindeki her şeye körü körüne
4:58
inanıyordu. Servantes de buna sinir
5:00
oluyordu. Dedi ki ben okurun pasif bir
5:02
tüketici olmasını istemiyorum. Ve öyle
5:04
bir kitap yazdı ki bu sadece bir hikaye
5:06
değil. Okuru sürekli uyanık tutan onu
5:09
metnin bir parçası haline getiren dev
5:11
bir zeka oyunu. Peki bu oyunu nasıl
5:13
oynuyor Servantes? Birkaç dahice
5:15
numarası var. Birincisi sürekli araya
5:18
girip hey bu okuduğum bir kurmaca
5:20
unutma. diyerek hikayenin büyüsünü
5:23
kasten bozuyor. Buna üst kurmaca
5:25
diyoruz. İkincisi ve en inanılmazı diyor
5:28
ki bu hikayeyi ben yazmadım. Ben sadece
5:32
Seyyit Hamit Beneceli adında bir Arap
5:34
tarihçinin yazdığı el yazmalarını buldum
5:36
ve çeviriyorum. Düşünebiliyor musunuz?
5:39
Kendini aradan çekerek o her şeyi bilen
5:42
tanrı yazar otoritesini yerle bir ediyor
5:44
ve okura aslında şunu söylüyor.
5:47
Anlatıcıya güvenme, sorgula, düşün. Bu
5:50
metnin gerçek anlamını sen bulacaksın.
5:52
Şimdiye kadar kitapların içindeki
5:54
dünyalara baktık. Gelin şimdi bir adım
5:56
geri çekilelim ve kitapların yazıldığı,
5:58
yarıştığı, değerlendirildiği o büyük
6:00
dünyaya yani sanat dünyasının kendisine
6:02
bakalım. Ve size bir sır vereyim. O
6:05
dünya pek de masum bir yer değil.
6:07
Fransız sosyolog Pierre Bordio, "Bu
6:09
dünyaya alan diyor ve onun teorisine
6:11
göre edebiyat alanı öyle saf saf
6:13
eserlerin yaratıldığı bir yer değil.
6:15
Hayır, orası prestij için, tanınırlık
6:17
için yani sembolik bir güç için kıyasıya
6:20
rekabetin yaşandığı bir savaş alanı.
6:22
Tıpkı bir oyun sahası gibi. Peki bu oyun
6:25
nasıl oynanıyor? Dört temel kuralı var
6:27
diyelim. Birinci adım oyuncular. Bir
6:29
tarafta sahanın hakimi, hükmedenler yani
6:32
kurulu düzen var. Diğer yanda ise oyunu
6:35
değiştirmek isteyen yenilikçiler yani
6:37
yeni gelenler. İkinci adım kurallar.
6:39
Bunlar yazılı olmayan kurallar. O alanda
6:41
neyin iyi sanat sayıldığı, nasıl
6:43
davranılması gerektiği bu diyor buna
6:45
habitus diyor. 3üncü adım ödül. Buradaki
6:48
ödül para değil. Sembolik sermaye yani
6:51
prestij, saygınlık, etki ve 4.üncü adım
6:54
risk. Eğer oyunun kurallarını bilmezsen,
6:56
onlara hakim olamazsan basitçe oyundan
6:58
atılırsın. Bu kadar net. Sanat dünyası
7:01
evet bir güç mücadelesidir. Hadi şöyle
7:03
hızlıca bir özet geçelim. Neler gördük?
7:06
Ütopya'nın kendi dönemini tam tersine
7:08
hayal ederek eleştirdiğini gördük.
7:10
Robinson Cruso'nun aslında
7:11
sömürgeciliğin bir alegoris olduğunu
7:13
anladık. Don Shot'un okuru bir oyuncuya
7:16
dönüştüren devrimci bir metin olduğunu
7:18
keşfettik. Ve son olarak Bordion'un alan
7:20
teorisiyle tüm bu sanat dünyasının
7:23
aslında nasıl rekabetçi bir savaş alanı
7:25
olduğunu öğrendik. Ve bütün bunlar bizi
7:27
son ve belki de en önemli soruya
7:29
getiriyor. Peki ya bugün bu analizde
7:32
kullandığımız gözlüğü takıp günümüze
7:34
baksak ne görürüz? Şu an listeleri
7:36
altüst eden o pop şarkılarında,
7:38
saatlerimizi verdiğimiz video
7:40
oyunlarında ya da gişe rekorları kıran o
7:42
filmlerde acaba bizim toplumumuz
7:44
hakkında, bizim zamanımız hakkında hangi
7:46
sırlar gizli? Belki de bu analizden
7:49
sonra etrafınızdaki kültürel ürünlere
7:51
artık asla eskisi gibi bakamayacaksınız.
7:53
Düşünmeye değer değil mi?

