Auzef Din ve Toplum 2025-2026 Final Soruları
https://lolonolo.com/2026/01/29/din-ve-toplum-2025-2026-final-sorulari/
Bu kaynaklar, din ve toplum arasındaki etkileşimi klasik sosyolojik teoriler, modernleşme süreçleri ve küreselleşme bağlamında inceleyen kapsamlı bir ders özetidir. Metinlerde Durkheim, Weber ve Marx gibi düşünürlerin dinin toplumsal işlevi ve otorite üzerindeki görüşlerine yer verilerek dinsel liderliğin karizmatik doğası vurgulanmaktadır. İslam dünyasındaki ıslah ve tecdit hareketlerinin Batı tarzı reformlardan farkı açıklanırken, Türkiye’nin kendine has laiklik modeli ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dengeleyici rolü üzerinde durulmaktadır. Modernleşmenin dindarlığı yok etmediği, aksine yeni dindarlık formlarını ortaya çıkardığı ve Türk aile yapısını hibrit bir etkileşimle şekillendirdiği belirtilmektedir. Son olarak, küreselleşmenin dinler üzerindeki dönüştürücü baskısı ve seküler modernite ile dini gelenekler arasındaki bitmeyen gerilim analiz edilmektedir. Tüm bu temalar, öğrencilerin bilgilerini pekiştirmeyi amaçlayan final sınavı soruları ve açıklamalı cevaplarıyla desteklenmektedir.
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese merhaba. Bugün inanılmaz bir
0:02
konuya dalıyoruz. Din ve toplum. Bu
0:04
ikisi arasındaki o karmaşık, o hep merak
0:07
edilen ilişkiyi sosyoloji bize nasıl
0:09
anlatıyor? Hep beraber bakacağız. İşte
0:11
bütün meselenin özü bu soruda gizli.
0:13
Aslında din toplumu bir arada mı tutar
0:16
yoksa mevcut güç dengelerini korumaya mı
0:18
yarar? Sosyolojinin dev isimleri bile bu
0:20
konuda tam bir fikir birliğine
0:22
varamamış. E biz de ne yapacağız? Tam da
0:24
bu çekişmeli konunun kalbine ineceğiz.
0:26
Şimdi önce bir temelleri sağlam atalım,
0:29
değil mi? Gelin bu büyük soruyu alıp
0:32
doğrudan sosyolojinin kurucu babalarına
0:34
götürelim. Karşımızda üç dev isim var ve
0:37
inanın bana üçünün de cevabı birbirinden
0:40
tamamen farklı. Evet işte o üç büyük
0:43
isim. Emil Durkheim, Carl Marx ve August
0:47
Compt. Her birinin dinin toplumdaki jolü
0:49
üzerine öyle fikirleri var ki bugünü
0:52
bile şekillendiriyor. Haydi ilk isimle
0:54
başlayalım. Durkayim'a göre din toplumu
0:57
bir arada tutan şeyin ta kendisi. Yani
1:00
adeta bir sosyal çimento. Düşünsenize
1:04
insanları aynı ritüellerde, aynı
1:06
inançlarda buluşturan, o güçlü biz
1:09
duygusunu yaratan ve toplumun
1:11
dağılmasını engelleyen o harç var ya
1:13
işte Durkayim'a göre o harç din. Ama
1:17
şimdi bambaşka bir bakış açısına
1:19
geçiyoruz. Carl Marx. Marx için din
1:22
buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl
1:25
mesele altta yatan ekonomik sistemde
1:27
yani altyapıda. Din bu ekonomik sistemin
1:30
üzerine kurulmuş bir üst yapı ve kime
1:33
hizmet ediyor? Egemen sınıfa. Onların
1:35
gücünü meşrulaştırmak için kullanılan
1:37
bir araç. Marx'ın o meşhur sözüyle din
1:40
kitlelerin afyonu. Yani acıları
1:43
dindiriyor gibi gözükse de aslında
1:45
insanları mevcut adaletsiz düzene bağlı
1:47
kılıyor. Gelelim 3üncü isme. August
1:50
Komta. Onun teorisi ise tamamen bir
1:53
evrim hikayesi. Comt diyor ki, "İnsanlık
1:56
düşünsel olarak üç aşamadan geçti. Önce
1:58
dünyayı anlamak için dine sarıldık. Bu
2:00
teolojik aşamaydı. Sonra daha soyut
2:03
felsefi açıklamalara yöneldik ve en
2:05
sonunda nihayet bilimin ve gözlemin
2:08
hakim olduğu pozitif aşamaya geldik.
2:10
Yani onun gözünde din insanlığın
2:13
gelişiminde önemli ama artık geride
2:15
bırakılması gereken bir evre. Şöyle bir
2:17
toparlayacak olursak bu tablo her şeyi
2:20
özetliyor aslında. Bir yanda Durkaim'ın
2:23
toplumu birleştiren o güçlü sosyal
2:25
çimentosu var. Karşısında Marx'ın
2:28
ekonomik eşitsizliği meşrulaştıran bir
2:31
üst yapı olarak gördüğü din var. Ve son
2:33
olarak da Komt'un zamanla yerini bilime
2:36
bırakacak bir evrimsel aşama olarak
2:38
tanımladığı dün. Tamam bu büyük teoriler
2:41
cepte ama bir de işin liderlik boyucu
2:43
var değil mi? Yani dini fikirleri yayan,
2:45
kitleleri peşinden sürükleyen liderler
2:48
bu gücü nereden alıyor? Otoritelerinin
2:50
kaynağı ne? İşte şimdi güç ve ikna
2:52
konusuna yani işin insan faktörüne
2:55
odaklanıyoruz. Tam da bu noktada
2:57
sosyolojinin bir başka devi Max Weber
3:00
sahneye çıkıyor ve karizmatik otorite
3:02
diye bir kavram ortaya atıyor. Nedir bu?
3:05
Gücün yasalardan, kurallardan ya da
3:07
geleneklerden değil, tamamen liderin
3:09
olağanüstü görülen kişiliğinden
3:11
kaynaklandığı durum. Yani takipçileri
3:13
liderlerinin özel ilahi bir lütfa sahip
3:16
olduğuna hatta insanüstü olduğuna
3:18
yürekten inanıyor. Ve işin en can alıcı
3:21
noktası da şu. Weber'e göre bu
3:23
karizmatik liderler öyle her zaman
3:25
ortaya çıkmaz. En çok ne zaman sahne
3:27
alırlar biliyor musunuz? toplumun büyük
3:29
bir kriz içinde olduğu, eski sistemlerin
3:32
çöktüğü, insanların artık bir çıkış
3:34
yolu, bir kurtarıcı aradığı o çalkantılı
3:36
dönemlerde. Peki liderler dedik, değişim
3:40
dedik. Dinler de elbette zaman içinde
3:42
dönüşüyor. Reform hareketleri ortaya
3:44
çıkıyor. Ama işte burada çok önemli bir
3:46
ayrım var. Her reform aynı anlama
3:48
gelmiyor. Şimdi gelin batıdaki
3:51
reformasyonla İslam dünyasındaki ıslah
3:53
hareketlerine bakalım. Aradaki o devasa
3:55
farkı kendi gözlerinizle göreceksiniz.
3:58
Batıdaki reformasyona baktığımızda
4:00
temelinde ne görüyoruz? Mevcut dini
4:03
otoriteye yani kiliseye karşı net bir
4:06
başkaldırı. Amaç dini o kurumsal yapının
4:09
tekelinden kurtarmaktı. Bunun sonucu ne
4:12
oldu? Zamanla din kamusal alandan
4:14
çekildi ve sekülerleşme dediğimiz süreç
4:17
hız kazandı. Şimdi madalyonun diğer
4:19
yüzüne bakalım. İslam dünyasındaki ıslah
4:22
ve tecdit hareketleri. Bakın buradaki
4:24
amaç tam tersi. Bir kopuş değil, tam
4:26
aksine bir öze dönüş çağrısı var. Hedef
4:29
zamanla dine karışmış yanlış yorumları,
4:32
hurafeleri temizleyip dinin asıl
4:34
kaynaklarına yani Kur'an ve sünnete geri
4:36
dönmek. Yani dini zayıflatmak değil,
4:39
özünü yeniden canlandırmak. İşte bu
4:42
tablo aradaki o temel zıtlığı gözler
4:44
önüne seriyor. Batıda kiliseden bir
4:46
kopuş varken İslam dünyasında kaynağa
4:49
bir dönüş var. Biri dini otoriteye
4:52
meydan okurken diğeri dini özü
4:54
canlandırmaya çalışıyor. Yani tamamen
4:56
farklı iki yol. Peki bütün bu teorileri,
5:00
kavramları konuştuk. Bunlar gerçek
5:02
hayatta bir ülkenin tarihinde nasıl
5:04
karşılık buluyor? İşte şimdi merceğimizi
5:07
çok özel bir örneğe Türkiye deneyimine
5:09
çeviriyoruz. Modernite ve din arasında
5:12
kendine has bambaşka bir yol çizen bir
5:14
ülke. Türkiye modelini anlamak için ilk
5:17
bilmemiz gereken şey şu: Buradaki
5:19
laiklik batıdaki gibi din ve devletin
5:22
tamamen ayrılması anlamına gelmiyor. Tam
5:24
tersine dinin devlet tarafından kontrol
5:27
edilmesi ve yönetilmesi esasına
5:29
dayanıyor. Bu gerçekten de dünyada çok
5:32
az örneği olan oldukça özgün bir
5:34
yaklaşım. Gelin bu yolculuğa bir zaman
5:36
çizelgesi üzerinden bakalım. Her şey
5:38
1924'te Diyanet İşleri Başkanlığın'ın
5:41
kurulmasıyla başlıyor. Amaç ne? Dini
5:44
yeni kurulan devletin denetimi altına
5:45
almak. Yıllar içinde Diyanet bir yandan
5:48
devletin laiklik ilkesi diğer yandan da
5:51
halkın dini talepleri arasında bir tür
5:53
denge mekanizması haline geliyor. Ama
5:55
asıl ilginç olan ne biliyor musunuz?
5:57
Modernleşme ve özellikle şehirleşme dini
6:00
yok etmiyor. Tam tersine şehirlerde
6:02
yaşayan insanlara özgü yepyeni dindarlık
6:04
biçimlerinin ortaya çıkmasına neden
6:05
oluyor. Türkiye örneğini bir kenara
6:08
koyup şimdi çok daha büyük bir resme
6:10
bakalım. Küreselleşme yani sınırların
6:14
giderek eridiği, dünyanın adeta küçücük
6:17
bir köye dönüştüğü bu yeni düzende dine
6:20
ne oluyor? İnançlar bu süreçten nasıl
6:23
etkileniyor? Küreselleşme din için
6:26
gerçekten de iki ucu keskin bir kılıç
6:28
gibi. Düşünün bir yandan dini fikirler,
6:31
hareketler internet sayesinde saniyeler
6:34
içinde dünyanın öbür ucuna ulaşıyor. Ama
6:36
öte yandan bu süreç yerel dini
6:39
geleneklerin üzerinde inanılmaz bir
6:41
baskı yaratıyor. Onları değişime
6:43
zorluyor ve tabii ki seküler modern
6:45
yaşam tarzıyla dinin evrensel iddiaları
6:48
arasındaki o eski gerilimi daha da
6:50
körüklüyor. Ve şunu da aklımızdan
6:52
çıkarmayalım. Küreselleşme dediğimiz şey
6:54
sadece ekonomi demek değil. Bu dört
6:57
temel ayaktan oluşan devasa bir süreç.
6:59
Ekonomik, siyasi, teknolojik ve
7:02
kültürel. Dinde bu dört alanın her
7:05
birinden doğrudan etkileniyor. İnternet
7:07
sayesinde sanal cemaatler oluşuyor.
7:10
Küresel siyaset dini aktörleri daha
7:12
görünür kılıyor. Hatta inanç temelli
7:14
ekonomik modeller ortaya çıkıyor. İşte
7:16
bütün bu konuştuklarımızın özeti belki
7:19
de bu cümlede saklı. Modernleşme hani o
7:22
komtun öngördüğü gibi dini ortadan
7:24
kaldırmadı. Ne yaptı? Yepyeni dindarlık
7:27
biçimleri yarattı. Yani din ve toplumun
7:29
hikayesi bir bitiş hikayesi değil, bir
7:32
dönüşüm hikayesi. Koşullar değiştikçe
7:35
inanç da kendine yeni yollar, yeni ifade
7:38
biçimleri buluyor. Ve ben de bu bölümü
7:40
zihinlerimizde kalacak bir soruyla
7:43
bitirmek istiyorum. Bu sürekli değişen
7:45
dünyada teknolojinin, küreselleşmenin ve
7:48
bitmek bilmeyen toplumsal çalkantıların
7:50
ortasında din ve toplum arasındaki
7:53
ilişki sizce nereye evrilecek? Gelecekte
7:56
bizi ne bekliyor? Sanırım bu sorunun
7:58
cevabını zamanla hep birlikte yaşayarak
8:00
göreceğiz.
#Education
#People & Society
#Religion & Belief
#Social Sciences

