0:00
Herkese merhaba. Bugün inanılmaz bir
0:02
konuya dalıyoruz. Din ve toplum. Bu
0:04
ikisi arasındaki o karmaşık, o hep merak
0:07
edilen ilişkiyi sosyoloji bize nasıl
0:09
anlatıyor? Hep beraber bakacağız. İşte
0:11
bütün meselenin özü bu soruda gizli.
0:13
Aslında din toplumu bir arada mı tutar
0:16
yoksa mevcut güç dengelerini korumaya mı
0:18
yarar? Sosyolojinin dev isimleri bile bu
0:20
konuda tam bir fikir birliğine
0:22
varamamış. E biz de ne yapacağız? Tam da
0:24
bu çekişmeli konunun kalbine ineceğiz.
0:26
Şimdi önce bir temelleri sağlam atalım,
0:29
değil mi? Gelin bu büyük soruyu alıp
0:32
doğrudan sosyolojinin kurucu babalarına
0:34
götürelim. Karşımızda üç dev isim var ve
0:37
inanın bana üçünün de cevabı birbirinden
0:40
tamamen farklı. Evet işte o üç büyük
0:43
isim. Emil Durkheim, Carl Marx ve August
0:47
Compt. Her birinin dinin toplumdaki jolü
0:49
üzerine öyle fikirleri var ki bugünü
0:52
bile şekillendiriyor. Haydi ilk isimle
0:54
başlayalım. Durkayim'a göre din toplumu
0:57
bir arada tutan şeyin ta kendisi. Yani
1:00
adeta bir sosyal çimento. Düşünsenize
1:04
insanları aynı ritüellerde, aynı
1:06
inançlarda buluşturan, o güçlü biz
1:09
duygusunu yaratan ve toplumun
1:11
dağılmasını engelleyen o harç var ya
1:13
işte Durkayim'a göre o harç din. Ama
1:17
şimdi bambaşka bir bakış açısına
1:19
geçiyoruz. Carl Marx. Marx için din
1:22
buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl
1:25
mesele altta yatan ekonomik sistemde
1:27
yani altyapıda. Din bu ekonomik sistemin
1:30
üzerine kurulmuş bir üst yapı ve kime
1:33
hizmet ediyor? Egemen sınıfa. Onların
1:35
gücünü meşrulaştırmak için kullanılan
1:37
bir araç. Marx'ın o meşhur sözüyle din
1:40
kitlelerin afyonu. Yani acıları
1:43
dindiriyor gibi gözükse de aslında
1:45
insanları mevcut adaletsiz düzene bağlı
1:47
kılıyor. Gelelim 3üncü isme. August
1:50
Komta. Onun teorisi ise tamamen bir
1:53
evrim hikayesi. Comt diyor ki, "İnsanlık
1:56
düşünsel olarak üç aşamadan geçti. Önce
1:58
dünyayı anlamak için dine sarıldık. Bu
2:00
teolojik aşamaydı. Sonra daha soyut
2:03
felsefi açıklamalara yöneldik ve en
2:05
sonunda nihayet bilimin ve gözlemin
2:08
hakim olduğu pozitif aşamaya geldik.
2:10
Yani onun gözünde din insanlığın
2:13
gelişiminde önemli ama artık geride
2:15
bırakılması gereken bir evre. Şöyle bir
2:17
toparlayacak olursak bu tablo her şeyi
2:20
özetliyor aslında. Bir yanda Durkaim'ın
2:23
toplumu birleştiren o güçlü sosyal
2:25
çimentosu var. Karşısında Marx'ın
2:28
ekonomik eşitsizliği meşrulaştıran bir
2:31
üst yapı olarak gördüğü din var. Ve son
2:33
olarak da Komt'un zamanla yerini bilime
2:36
bırakacak bir evrimsel aşama olarak
2:38
tanımladığı dün. Tamam bu büyük teoriler
2:41
cepte ama bir de işin liderlik boyucu
2:43
var değil mi? Yani dini fikirleri yayan,
2:45
kitleleri peşinden sürükleyen liderler
2:48
bu gücü nereden alıyor? Otoritelerinin
2:50
kaynağı ne? İşte şimdi güç ve ikna
2:52
konusuna yani işin insan faktörüne
2:55
odaklanıyoruz. Tam da bu noktada
2:57
sosyolojinin bir başka devi Max Weber
3:00
sahneye çıkıyor ve karizmatik otorite
3:02
diye bir kavram ortaya atıyor. Nedir bu?
3:05
Gücün yasalardan, kurallardan ya da
3:07
geleneklerden değil, tamamen liderin
3:09
olağanüstü görülen kişiliğinden
3:11
kaynaklandığı durum. Yani takipçileri
3:13
liderlerinin özel ilahi bir lütfa sahip
3:16
olduğuna hatta insanüstü olduğuna
3:18
yürekten inanıyor. Ve işin en can alıcı
3:21
noktası da şu. Weber'e göre bu
3:23
karizmatik liderler öyle her zaman
3:25
ortaya çıkmaz. En çok ne zaman sahne
3:27
alırlar biliyor musunuz? toplumun büyük
3:29
bir kriz içinde olduğu, eski sistemlerin
3:32
çöktüğü, insanların artık bir çıkış
3:34
yolu, bir kurtarıcı aradığı o çalkantılı
3:36
dönemlerde. Peki liderler dedik, değişim
3:40
dedik. Dinler de elbette zaman içinde
3:42
dönüşüyor. Reform hareketleri ortaya
3:44
çıkıyor. Ama işte burada çok önemli bir
3:46
ayrım var. Her reform aynı anlama
3:48
gelmiyor. Şimdi gelin batıdaki
3:51
reformasyonla İslam dünyasındaki ıslah
3:53
hareketlerine bakalım. Aradaki o devasa
3:55
farkı kendi gözlerinizle göreceksiniz.
3:58
Batıdaki reformasyona baktığımızda
4:00
temelinde ne görüyoruz? Mevcut dini
4:03
otoriteye yani kiliseye karşı net bir
4:06
başkaldırı. Amaç dini o kurumsal yapının
4:09
tekelinden kurtarmaktı. Bunun sonucu ne
4:12
oldu? Zamanla din kamusal alandan
4:14
çekildi ve sekülerleşme dediğimiz süreç
4:17
hız kazandı. Şimdi madalyonun diğer
4:19
yüzüne bakalım. İslam dünyasındaki ıslah
4:22
ve tecdit hareketleri. Bakın buradaki
4:24
amaç tam tersi. Bir kopuş değil, tam
4:26
aksine bir öze dönüş çağrısı var. Hedef
4:29
zamanla dine karışmış yanlış yorumları,
4:32
hurafeleri temizleyip dinin asıl
4:34
kaynaklarına yani Kur'an ve sünnete geri
4:36
dönmek. Yani dini zayıflatmak değil,
4:39
özünü yeniden canlandırmak. İşte bu
4:42
tablo aradaki o temel zıtlığı gözler
4:44
önüne seriyor. Batıda kiliseden bir
4:46
kopuş varken İslam dünyasında kaynağa
4:49
bir dönüş var. Biri dini otoriteye
4:52
meydan okurken diğeri dini özü
4:54
canlandırmaya çalışıyor. Yani tamamen
4:56
farklı iki yol. Peki bütün bu teorileri,
5:00
kavramları konuştuk. Bunlar gerçek
5:02
hayatta bir ülkenin tarihinde nasıl
5:04
karşılık buluyor? İşte şimdi merceğimizi
5:07
çok özel bir örneğe Türkiye deneyimine
5:09
çeviriyoruz. Modernite ve din arasında
5:12
kendine has bambaşka bir yol çizen bir
5:14
ülke. Türkiye modelini anlamak için ilk
5:17
bilmemiz gereken şey şu: Buradaki
5:19
laiklik batıdaki gibi din ve devletin
5:22
tamamen ayrılması anlamına gelmiyor. Tam
5:24
tersine dinin devlet tarafından kontrol
5:27
edilmesi ve yönetilmesi esasına
5:29
dayanıyor. Bu gerçekten de dünyada çok
5:32
az örneği olan oldukça özgün bir
5:34
yaklaşım. Gelin bu yolculuğa bir zaman
5:36
çizelgesi üzerinden bakalım. Her şey
5:38
1924'te Diyanet İşleri Başkanlığın'ın
5:41
kurulmasıyla başlıyor. Amaç ne? Dini
5:44
yeni kurulan devletin denetimi altına
5:45
almak. Yıllar içinde Diyanet bir yandan
5:48
devletin laiklik ilkesi diğer yandan da
5:51
halkın dini talepleri arasında bir tür
5:53
denge mekanizması haline geliyor. Ama
5:55
asıl ilginç olan ne biliyor musunuz?
5:57
Modernleşme ve özellikle şehirleşme dini
6:00
yok etmiyor. Tam tersine şehirlerde
6:02
yaşayan insanlara özgü yepyeni dindarlık
6:04
biçimlerinin ortaya çıkmasına neden
6:05
oluyor. Türkiye örneğini bir kenara
6:08
koyup şimdi çok daha büyük bir resme
6:10
bakalım. Küreselleşme yani sınırların
6:14
giderek eridiği, dünyanın adeta küçücük
6:17
bir köye dönüştüğü bu yeni düzende dine
6:20
ne oluyor? İnançlar bu süreçten nasıl
6:23
etkileniyor? Küreselleşme din için
6:26
gerçekten de iki ucu keskin bir kılıç
6:28
gibi. Düşünün bir yandan dini fikirler,
6:31
hareketler internet sayesinde saniyeler
6:34
içinde dünyanın öbür ucuna ulaşıyor. Ama
6:36
öte yandan bu süreç yerel dini
6:39
geleneklerin üzerinde inanılmaz bir
6:41
baskı yaratıyor. Onları değişime
6:43
zorluyor ve tabii ki seküler modern
6:45
yaşam tarzıyla dinin evrensel iddiaları
6:48
arasındaki o eski gerilimi daha da
6:50
körüklüyor. Ve şunu da aklımızdan
6:52
çıkarmayalım. Küreselleşme dediğimiz şey
6:54
sadece ekonomi demek değil. Bu dört
6:57
temel ayaktan oluşan devasa bir süreç.
6:59
Ekonomik, siyasi, teknolojik ve
7:02
kültürel. Dinde bu dört alanın her
7:05
birinden doğrudan etkileniyor. İnternet
7:07
sayesinde sanal cemaatler oluşuyor.
7:10
Küresel siyaset dini aktörleri daha
7:12
görünür kılıyor. Hatta inanç temelli
7:14
ekonomik modeller ortaya çıkıyor. İşte
7:16
bütün bu konuştuklarımızın özeti belki
7:19
de bu cümlede saklı. Modernleşme hani o
7:22
komtun öngördüğü gibi dini ortadan
7:24
kaldırmadı. Ne yaptı? Yepyeni dindarlık
7:27
biçimleri yarattı. Yani din ve toplumun
7:29
hikayesi bir bitiş hikayesi değil, bir
7:32
dönüşüm hikayesi. Koşullar değiştikçe
7:35
inanç da kendine yeni yollar, yeni ifade
7:38
biçimleri buluyor. Ve ben de bu bölümü
7:40
zihinlerimizde kalacak bir soruyla
7:43
bitirmek istiyorum. Bu sürekli değişen
7:45
dünyada teknolojinin, küreselleşmenin ve
7:48
bitmek bilmeyen toplumsal çalkantıların
7:50
ortasında din ve toplum arasındaki
7:53
ilişki sizce nereye evrilecek? Gelecekte
7:56
bizi ne bekliyor? Sanırım bu sorunun
7:58
cevabını zamanla hep birlikte yaşayarak