0:00
Merhaba, hoş geldiniz. Bugün hepimizin
0:02
içinde yatan o karmaşık ama bir o kadar
0:04
da büyüleyici dünyaya yani insan
0:06
davranışının bilimine doğru bir
0:07
yolculuğa çıkıyoruz. Her şey aslında şu
0:10
temel soruyla başlıyor, değil mi? Bizi
0:13
neyin harekete geçirdiğini, neden bazen
0:15
öyle de böyle davrandığımızı, kısacası
0:18
bizi biz yapan şeyin ne olduğunu hiç
0:20
merak ettiniz mi? İşte bu sorunun
0:23
cevabını arayan alan davranış bilimleri.
0:26
İnsan eylemlerinin arkasındaki o nedeni
0:28
anlamak için bilimsel bir mercek
0:31
kullanıyor. Ama bu tek bir alan değil.
0:33
Sakın öyle düşünmeyin. Davranış
0:35
bilimleri psikoloji, sosyoloji,
0:37
antropoloji gibi pek çok farklı
0:39
disiplinden besleniyor. İnsanı anlamak
0:41
için bütün bu farklı bakış açılarını bir
0:43
araya getiriyor. Peki yolculuğumuza
0:46
hazır mıyız? İşte yol haritamız. Önce
0:49
dış dünyadan gelen bilgileri nasıl
0:51
işlediğimize bakacağız. Oradan öğrenme
0:54
süreçlerimize geçeceğiz ve en sonunda
0:56
sosyal dünyadaki yerimizi nasıl
0:58
anlamlandırdığımıza kadar geleceğiz.
1:02
Evet, yolculuğumuzun ilk durağı,
1:05
çevremizdeki o sonsuz bilgiyi, o
1:07
sesleri, görüntüleri nasıl alıp da
1:10
anlamlı bir şeye dönüştürüyoruz? İşte
1:12
şimdi bunu çözeceğiz. Her şey aslında üç
1:15
basit adımla ilerliyor. Dışarıdan gelen
1:17
her türlü bilgi önce saniyeden bile kısa
1:20
bir süreliğine duyusal belleğimize
1:22
giriyor. Sonra o bilgiselinin içinden
1:25
dikkatimizle bir şey seçiyoruz. İşte o
1:28
seçtiğimiz bilgi üzerinde düşündüğümüz
1:30
yer olan kısa süreli belleğimize
1:32
geçiyor. İşte işin püf noktası da tam
1:35
burası. Eğer o bilgiye odaklanmazsak,
1:38
üzerinde düşünmezsek yani özel bir çaba
1:41
göstermezsek kısa süreli belleğimizdeki
1:44
bu bilgi ne oluyor biliyor musunuz?
1:45
yaklaşık 30 saniye içinde puf uçup
1:49
gidiyor. Bu örnek durumu o kadar güzel
1:52
anlatıyor ki düşünsenize kulağınıza
1:54
gelen ses dalgaları aslında tamamen aynı
1:57
ama siz onun ne olduğunu öğrendiğiniz an
2:00
o bilgiyle birlikte yorumladığınızda o
2:02
anlamsız gürültü bir anda muhteşem bir
2:05
müziğe dönüşebiliyor.
2:07
Yani özetle algı ne gördüğünüz ya da ne
2:10
duyduğunuz değil ondan ne
2:12
anladığınızdır. Gürültüyü sanata çeviren
2:15
sihirli dokunuş işte tam olarak bu.
2:17
Tamam. Dünyayı nasıl algıladığımızı
2:19
anladık. Peki bu deneyimler bizi nasıl
2:23
değiştiriyor? Nasıl şekillendiriyor?
2:26
Gelin şimdi de öğrenme süreçlerimize bir
2:28
göz atalım. Temelinde iki ana öğrenme
2:31
biçimimiz var diyebiliriz. Biri klasik
2:33
koşullanma. Hani şu meşhur Paulov'un
2:35
köpekleri deneyi. Zil sesiyle yemeği
2:38
eşleştirerek köpeğin sadece zile salya
2:41
akıtmasını sağlamak. Yani bir şeyi başka
2:43
bir şeyle ilişkilendirerek öğreniyoruz.
2:46
Diğeri ise edimsel koşullanma. Bu daha
2:48
çok davranışlarımızın sonuçlarıyla
2:50
ilgili. Bir şey yapıyoruz karşılığında
2:52
ya ödül alıyoruz ya da ceza ve
2:55
davranışlarımız buna göre şekilleniyor.
2:58
İşte şimdi bu öğlenme türlerinden birini
3:00
çok daha iyi anlamamızı sağlayacak
3:02
ilginç bir soru geliyor. Gerçekten de
3:05
iğrenç bir şey görmek bizi nasıl iyi bir
3:07
şey yapmaya motive edebilir? Cevap:
3:10
Olumsuz pekiştirme denen bir kavramda
3:12
gizli. Bu cezayla karıştırılmasın.
3:15
Buradaki olay kötü bir durumdan kaçınmak
3:17
için bir davranışı daha sık yapmaya
3:19
başlamamız. Yani ortada hoş olmayan bir
3:22
şey var ve biz ondan kurtulmak için
3:24
harekete geçiyoruz. İşte size harika bir
3:27
örnek. O diş macunu reklamındaki itici
3:29
çürük diş görüntüsü aslında tam olarak
3:32
bu işe yarıyor. O kötü sondan, o çirkin
3:34
görüntüden kaçınmak için size
3:36
dişlerinizi fırçalamaya yani olumlu bir
3:38
davranışa itiyor. İşte olumsuz
3:40
pekiştirme tam olarak bu. Dış dünyanın
3:43
ve deneyimlerimizi bizi nasıl
3:45
şekillendirdiğini gördük. Şimdi rotayı
3:48
biraz daha içeriye çevirelim. Gelin
3:50
kişiliğin o gizemli manzarasına doğru
3:52
bir yolculuk yapalım. Bu konuda temelde
3:55
iki farklı görüş var. Davranışçılar
3:57
diyor ki, "Zihin bir kara kutu gibidir.
4:00
İçine bakamayız. Biz sadece gözde
4:02
görülen davranışları inceleriz."
4:04
İnsancıl yaklaşım ise tam tersini
4:06
söylüyor. Hayır. Asıl önemli olan
4:08
insanın iç dünyası, onun öznel
4:10
deneyimleri ve büyüme potansiyelidir.
4:13
Mesela insancıl bakış açısı,
4:15
saldırganlık gibi olumsuz davranışların
4:18
insanın doğasında olduğunu reddeder.
4:20
Onlara göre bu tür davranışlar özellikle
4:23
çocuklukta koşulsuz sevgi görememek gibi
4:26
bireyin potansiyelini gerçekleştirmesini
4:28
engelleyen dış faktörlerden kaynaklanır.
4:31
Ve kendimizi anlamaya çalışırken Karl
4:34
Jung'un o meşhur gölge kavramından
4:36
bahsetmeden olmaz. Gölge aslında
4:39
hepimizin içinde olan ama görmezden
4:41
geldiğimiz, bastırdığımız o ilkel
4:44
karanlık tarafımızdır. Hani bazen
4:46
başkalarında sizi çok rahatsız eden bir
4:48
özellik olur ya. Yung'a göre o özellik
4:51
büyük ihtimalle sizin kendi gölgenizin
4:54
yani yüzleşmekten kaçtığınız bir
4:56
parçanızın yansımasıdır. Ve sağlıklı bir
4:58
kişilik için o gölge ile yüzleşmek
5:00
şarttır. Ve geldik son dırağımıza. Bütün
5:04
bu içsel süreçleri, algılarımızı,
5:07
öğrendiklerimizi sosyal dünyayla olan
5:09
ilişkimize nasıl taşıyoruz? Kısacası
5:12
evrendeki yerimizi nasıl
5:15
Denetim odağı diye bir kavram var. Bu
5:17
bizim hayata bakışımızı temelden
5:19
etkiliyor. Eğer içsel denetim odağınız
5:21
yüksekse hayatımın kontrolü bende,
5:24
başarılarım da başarısızlıklarım da
5:26
benim eserim dersiniz. Ama dışsal
5:28
denetim odağınız yüksekse olayları daha
5:30
çok şansa, kadere veya başkalarının
5:32
etkisine bağlarsınız. Yani olaylar benim
5:35
başıma geliyor diye düşünürsünüz.
5:37
İşte sizi bu son soruyla başa bırakmak
5:40
istiyorum. Kaderinizi siz mi kontrol
5:42
ediyorsunuz yoksa o mu size?
5:44
davranışlarımızın, algılarımızın ve
5:46
inançlarımızın farkına vardığımızda
5:48
belki de bu soruya verdiğimiz cevap
5:50
tamamen değişebilir. üzerine düşünmeye