Auzef Bilimsel Bilginin Sosyolojisi 2025-2026 Vize Soruları
https://lolonolo.com/2026/05/02/bilimsel-bilginin-sosyolojisi-2025-2026-vize-sorulari/
https://lolonolo.com
Show More Show Less View Video Transcript
0:00
Herkese merhaba. Öğrenmeye ve
0:02
araştırmaya meraklı izleyicilerimiz bu
0:04
yepyeni incelememize hoş geldiniz. Bugün
0:07
bilimin o görünmez, gizli sosyolojik
0:10
temellerini analiz edeceğimiz gerçekten
0:12
zihin açıcı bir konuyu ele alıyoruz.
0:14
Hani bilimi genellikle sadece
0:16
sayılardan, steril laboratuvarlardan ve
0:19
kesin formüllerden ibaret sanırız değil
0:21
mi? Peki ya arka planda işleyen o devasa
0:24
karmaşa yani insan doğası, toplum, tarih
0:28
işte bugün tam olarak bu perdeyi
0:29
aralayacağız. Pekala lafı hiç uzatmadan
0:32
doğrudan asıl meseleye dalalım. Bilim
0:35
tamamen objektif midir? Bugün birlikte
0:37
çözeceğimiz temel gizem tam olarak bu.
0:39
Birçoğumuz bilimin kişisel inançlardan,
0:42
siyasetten veya kültürden tamamen
0:44
bağımsız, kusursuz ve tartışılmaz bir
0:46
gerçeklik ürettiğine inanarak büyüdük.
0:48
Doğal olan da bu değil mi? Ancak işin
0:50
içine girdiğimizde göreceksiniz ki
0:52
sosyoloji bize çok daha farklı, çok daha
0:54
büyüleyici ve biraz da şaşırtıcı bir
0:56
hikaye anlatıyor. Bugün nasıl bir yol
0:58
izleyeceğiz? Hemen kısaca özetleyeyim.
1:00
Önce sarsılmaz o sağlam temelle yani
1:03
ortodoks bilimle başlayacağız. Sonra
1:05
Thomas Künle o temelin nasıl
1:07
sarsıldığına bakacağız. Ardından Carl
1:10
Manheim'a geçeceğiz ve son olarak da
1:12
sınırları tamamen aşan çok daha radikal
1:15
yaklaşımlar inceleyeceğiz. 1. Bölüm,
1:18
Ortodoks Bilim ve Geleneksel Görüş.
1:20
Kuralları yıkabilmek için önce o
1:22
kuralların ne kadar katı olduğunu
1:23
anlamamız gerekiyor. Geleneksel
1:25
anlayışın en büyük kurucularından biri
1:27
olan Francis Bacon'ın o meşhur sözünü
1:29
hepimiz biliriz. Bilgi güçtür. Peki ama
1:32
Bacon burada ne demek istedi? Ona göre
1:34
doğa o kadar inanılmaz derecede karmaşık
1:36
bir yapıya sahipti ki onu öyle rastgele
1:39
takılarak keşfedemezdiniz. İnsanlık
1:41
olarak doğaya egemen olmak, hastalıkları
1:44
yenmek istiyorsak doğayı çok sıkı, çok
1:46
disiplinli bir şekilde gözlemlemeliydik.
1:49
Yani buradaki güç insanlara hükmetmekle
1:51
falan ilgili değil. İnsanlığın iyiliği
1:54
için doğayı anlayabilme, o bilgiye sahip
1:56
olma gücüydü. 20. yüzyıla geldiğimizde
1:59
Rayenbach veya Hample gibi mantıkçı
2:02
pozitivistler bu fikri alıp adeta
2:04
zirveye taşıdılar. Şöyle düşünün. Onlara
2:07
göre bilim dış dünyadan tamamen izole
2:09
edilmiş devasa bir laboratuvar fanusunun
2:12
içinde gerçekleşiyordu. Siyaset, din,
2:15
kişisel ideolojiler, bunların hiçbiri o
2:17
laboratuvarın kapısından içeri adım bile
2:19
atamazdı. Bilim sadece mantıkla, deneyle
2:22
ve katı tüme varımla işleyen pürüzsüz
2:24
bir vakum ortamındaydı. Kesinlikle
2:26
kusursuz bir izolasyon. Şimdi asıl
2:30
ilginç olan yere geliyoruz. Sıkı durun.
2:32
Bilim her zaman o bahsettiğimiz soğuk ve
2:34
katı mantık kurallarıyla ilerlemiyor.
2:36
Ortodoks bilim buluşların sadece
2:38
verileri üst üste koyarak yapıldığını
2:40
iddia eder. Yani alın size efsanevi bir
2:42
istisna. Organik kimyager keküle
2:44
benzenin o meşhur altıgen yapısını
2:46
nerede buldu biliyor musunuz?
2:48
Laboratuvarda sayılarla boğuşurken
2:49
değil. Rüyasında kendi kuyruğunu ısıran
2:52
bir yılan gördükten sonra keşfetti bunu.
2:54
Yani hayal gücünün hatta rüyaların o
2:57
katı mantığın bile önüne geçip bilimsel
2:59
keşiflere nasıl öncülük edebileceğinin
3:01
inanılmaz bir kanıtı bu. Bir başka
3:04
muazzam tarihi istisna daha var. Bugün
3:06
hepimiz din ve bilimin tarih boyunca
3:09
sürekli amansız bir savaş içinde
3:11
olduğunu düşünmeye eğilimliyiz. Oysa
3:13
Hollandalı anatomistçi Jean Suamerdam'ın
3:16
hikayesi çok başkadır. Samerdam
3:18
mikroskoptan minicik bir bite bakarken
3:21
ne düşündü biliyor musunuz? Aslında
3:23
tanrının kusursuz yaratılışını
3:24
incelediğine inanıyordu. Yani o dönemde
3:27
bilimsel araştırmaları iten büyük
3:29
güçlerden biri aslında çok derin bir
3:32
dini motivasyondu. Laboratuvar ile inanç
3:35
öyle birbirini dışlamak zorunda falan
3:37
değildi. İkinci bölüm Thomas Kun ve
3:39
Paradigma çöküşü. İşte tam da burada
3:42
işin rengi değişmeye başlıyor. 1962 yılı
3:47
Thomas Coun sahneye çıkıyor ve Bilimsel
3:49
Devrimlerin Yapısı kitabıyla Ortodoks
3:52
Bilimin Temellerinde tam anlamıyla bir
3:54
intelektüel deprem yaratıyor. Şimdi
3:56
paradigma diye akademik bir terim var.
3:57
Gözünüzü hiç korkutmasın. Hemen
3:59
basitleştiriyorum. Kon diyor ki, "Hiçbir
4:01
bilim insanı doğaya öyle saf saf
4:03
rastgele bakamaz. Milyarlarca veri
4:05
arasında kaybolmamak için gözünüze bir
4:07
gözlük, bir mercek takmanız gerekir.
4:10
İşte neye bakacağınızı, hangi aletleri
4:12
kullanacağınızı size söyleyen bu arka
4:14
plan inanç sistemine paradigma diyoruz.
4:16
Paradigma olmadan bilim insanı kelimenin
4:18
tam anlamıyla hiçbir şey göremez.
4:21
Buradan yola çıkarak Kun o çok radikal
4:24
fikrini yani kuram yüklülük tezini
4:26
ortaya atıyor. Burası çok kritik. Dikkat
4:28
edin. Zihniniz bembeyaz boş bir levha
4:31
olarak doğaya bakamaz. Tamamen tarafsız,
4:34
böyle %100 nötr bir gözlem yapmak teknik
4:37
olarak imkansızdır. Bizim objektif
4:40
sandığımız her gözlem aslında
4:41
zihnimizdeki o paradigmanın, o teorik
4:44
merceğin bize izin verdiği ölçüde
4:46
şekillenir ve ne yazık ki onun
4:48
sınırlarına hapsolur. Hal böyle olunca
4:51
bilimi anlamak için sadece matematik
4:53
veya kuru mantık yeterli olmuyor. Tabii
4:55
ki kun sayesinde bilimin sınırları bir
4:58
anda genişliği veriyor. Eğer biz bilim
5:01
insanlarının bulgularını veya neden
5:03
inatla belli teorilere körü körüne
5:06
bağlandıklarını anlamak istiyorsak,
5:08
onların tarihini bilmek, grup
5:09
dinamiklerini açıklayan sosyolojiyi
5:11
kullanmak ve inanç yapıları için
5:14
psikolojiyi işin içine katmak
5:15
zorundayız. Yani denklem bayağı bir
5:17
kalabalıklaşıyor.
5:18
>> Tabii ki Kuhon da eleştiriden muaf
5:21
değildi. Kuhon yeni bir teorinin
5:23
eskisini bir gecede adeta bir flaş
5:26
patlaması gibi aniden çökerterek yerini
5:28
aldığına inanıyordu. Buna gestalt
5:30
değişimi diyordu. Ama eleştirmenler
5:32
haklı olarak şu soruyu sordular. Yahu
5:34
yüzyıllık inançlar öyle bir gecede mi
5:36
değişir? Ayrıca dünya merkezli evrene
5:39
inanan bir astronom ile güneş merkezli
5:41
evrene inanan bir astronom farklı
5:43
paradigmalara sahip olsalar bile gece
5:45
aynı gökyüzüne bakıp üç aşağı beş yukarı
5:48
benzer fiziksel çıkarımlar yapabilirler.
5:50
Yani bilimde öyle tamamen göz ardı
5:53
edilemeyecek bir ortak gözlem kümesi her
5:55
zaman vardır. 3. bölüm Karl Manheim.
5:58
İdeoloji ve Bilgi. Bakalım bu tartışma
6:01
sosyolojiye nasıl taşınıyor? Thomas Kun
6:04
bilimin iç dinamiklerini sarsarken Karl
6:06
Manheim doğrudan bilim sosyolojisi
6:08
diyerek tartışmaya bambaşka bir boyut
6:10
kazandırıyor. Rötivizm yani görecelik.
6:13
Manheim'a göre bilimsel gerçeklik için
6:16
zamanın ve mekanın ötesinde evrensel tek
6:18
bir kriterden bahsedemeyiz. Ona göre tüm
6:21
beşeri düşüncelerin tamamen toplumsal
6:23
bir kökeni vardır. Yalnız burada
6:25
ideoloji derken kitleleri uyutan bir
6:27
manipülasyondan falan bahsetmiyoruz. Tam
6:29
tersine ideoloji o çağdaki toplumun çok
6:32
doğal ve kaçınılmaz bir yansımasıdır.
6:34
Düşüncelerimiz içinde soluduğumuz
6:36
kültürün ta kendisidir. Ama Manheim'ın
6:39
teorisinde dikkatinizi çekmek istediğim
6:41
çok hayati bir nüans var. Evet. Toplum
6:44
siyaseti, hukuku, edebiyatı bir hamur
6:46
gibi yoğurur, şekillendirir. Hakikat
6:49
buralarda pekala görece olabilir. Fakat
6:51
Meinheim tam bu noktada bir sınır
6:53
çekiyor. 2 + 2'nin 4 etmesi veya yer
6:57
çekimi ivmesi sizin politik görüşünüze
7:00
ya da kültürünüze göre değişmez. Bu
7:02
yüzden matematiği ve fizik, kimya gibi
7:04
doğa bilimlerini bu sosyolojik etkinin
7:06
kesinlikle dışında tutuyor, onlara bir
7:09
nevi dokunulmazlık veriyor. 4.üncü ve
7:12
son bölümümüz Sınırları Aşmak, Ferabant
7:15
ve Feminizm. Artık Ortodoks bilimin en
7:17
modern ve radikal eleştirilerine
7:19
giriyoruz. Max Weber'in o şahane, zarif
7:22
uzlaşmasına bir bakalım. Weber diyor ki,
7:24
"Bir bilim insanı neyi araştıracağını
7:26
seçerken kendi kültüründen,
7:28
inançlarından, tutkularından
7:29
etkilenebilir. Bunda hiçbir sorun yok.
7:32
Son derece insani bir şey. Fakat iş
7:34
ölüğünü giyip laboratuvarın kapısından
7:36
içeri girdiğinde yani araştırma süreci
7:39
başladığında o ideolojik duyguların
7:41
hepsini kapıda bırakmak zorundadır.
7:43
İçeride tamamen nesnel olunmalıdır. Neyi
7:46
araştıracağınızı seçerken özgürsünüz ama
7:48
nasıl araştıracağınız konusunda
7:50
kurallara uymak zorundasınız. Harika bir
7:53
denge değil mi? Modern çağın getirdiği
7:55
bir diğer çok güçlü analiz de feminist
7:57
bilim eleştirisinden geliyor. Bu
7:59
yaklaşım olaylara son derece net bir
8:01
tespit yaparak başlıyor. Diyorlar ki
8:03
tarih boyunca bilim çok büyük bir ezice
8:06
çoğunlukla erkeklerin egemenliğindeydi.
8:08
Durum böyle olunca laboratuvarda sorulan
8:10
sorular, tıbbi araştırmaların yönü ve
8:13
odaklanılan konular doğal olarak kadın
8:15
perspektifinden yoksundu. Temel argüman
8:17
şu: Eğer bilimsel sürece tarih boyunca
8:20
kadınlar da eşit oranda dahil olsaydı,
8:23
bugün elde ettiğimiz bilginin yapısı ve
8:25
odaklanılan konular kesinlikle çok daha
8:27
farklı ve kapsayıcı olurdu. Bilim
8:29
bugünkünden farklı şekillenirdi.
8:31
Sınırları yıkmaktan bahsetmişken Paul
8:33
Fair'a ben de anmadan geçmek kesinlikle
8:36
olmaz. Kendisi anarşist bilgi teorisinin
8:38
kurucusudur ve ünlü her şey uyar
8:40
ilkesiyle bilim felsefesinde tam
8:42
anlamıyla bir fırtına koparmıştır.
8:44
Ferabent diyor ki bilimde o devasa çığır
8:47
açıcı buluşlar öyle katı tekp sıkıcı
8:50
kurallarla değil kuralların ihlal
8:52
edilmesiyle yıkılmasıyla ve hatta bazen
8:55
şans eseri elde edilmiştir. Dahası
8:57
Galilei döneminde kilisenin düşünceyi
8:59
kısıtlamasına ne kadar karşıysak bugün
9:02
de modern bilimin o katı yöntemlerinin
9:04
alternatif fikirleri boğmasına aynı
9:06
derecede karşı olmalıyız. Ferbent bizi
9:09
uyarıyor. Özgürleştirici bilim günün
9:11
birinde kısıtlayıcı bir dogmaya
9:13
dönüşebilir. Sosyologların ortaya attığı
9:16
belki de en kışkırtıcı, en ezber bozan
9:18
argümanlardan birine geldik. Bilim ile
9:21
büyü arasındaki o kalın duvarın
9:23
yıkılışı. Geleneksel görüş büyüyü
9:25
mantıksız bulur ve bir kenara atar,
9:27
değil mi? Ama arka plandaki çalışma
9:29
mantığına indiğimizde çok çarpıcı bir
9:31
benzerlik görüyoruz. Şöyle düşünün,
9:34
yağmur duğasına veya dansına çıkan bir
9:36
büyücü de laboratuvarda deney tüpünü
9:38
sallayan bir bilim insanı da aslında
9:40
derin bir nedensellik ilkesine inanır.
9:43
İkisi de A olayı B olayına yol açar."
9:45
der. kendi kültürel dünyaları ve mantık
9:48
çerçeveleri içinde her ikisinin de
9:50
inandığı çok rasyonel, çok tutarlı bir
9:52
işleyiş vardır. İnanılmaz bir bakış
9:54
açısı. Ve işte bu sirvenin sonunda
9:57
karşımızda o çok vurucu soru duruyor.
9:59
Modern bilim kaçtığı o sarsılmaz
10:01
dogmaların kendisine mi dönüştü?
10:04
Düşünsenize ortodoks bilimin o kusursuz,
10:07
soğuk ve steril kesinliğinden başladık.
10:09
hayal gücünün, rüyaların,
10:11
paradigmaların, kültürün ve
10:12
ideolojilerin bilimi aslında arka planda
10:15
nasıl yönlendirdiğini adım adım
10:16
keşfettik. Bilimin sadece sıkıcı
10:19
formüllerden ibaret olmadığını, aksine
10:21
insanlığın tüm zaaflarını, inançlarını
10:23
ve yaratıcılığını içinde barındıran
10:25
devasa canlı bir sosyal yapı olduğunu
10:27
gördük. Umarım bu inceleme kafanızda
10:30
yeni pencereler açmış ve sizi felsefeyle
10:32
sosyolojinin o derin, o heyecan verici
10:34
sularında daha fazlasını keşfetmeye
10:36
heveslendirmiştir.
10:38
Sonraki konumuzda görüşmek üzere.
10:40
Merakla ve bilgiyle kalın.

